5

 

urayı bir yandan çok seviyorum, bir yandan da stres yaratıyor bende," dedi. "Niye?" diye sordum Dreamweaver'ımı yudumlarken. Fazla abartmadan yaparlar bu kokteyli burada; içine abuk subuk her şeyi karıştırmazlar. "Çünkü başıma dikilip, 'tamam, haydi bitti, kalk!' diyecekler gibi geliyor." Garsona el ederken, "Deli misin?" dedim. "Kimse karışmaz. Benim ne download'larım upload'larım oldu burada."

Garson yaklaşırken, "Böyle renkli, oyuncaklı şeyleri sever misin?" diye sordum. Severmiş. Ona da bir Fireworks söyledim. Kocaman kadehteki rengârenk meyve dilimlerine tıklayınca küçük bardakla o meyvenin suyundan geliyordu hemen.

Az sonra karşılıklı içkilerimizi yudumluyor, cookie'lerimizi atıştırıyor ve birbirimizin gözlerinin içine kısayollar yerleştiriyorduk. İçki, kullanılabilir bellek miktarımızı azaltsa da birbirimizin yeterince farkındaydık; ikimiz de virüs korumalarımızı kapatmıştık.

***

vet, bu bir mutluluk hikâyesi. Ve başlangıcı pek güzel, gördüğünüz gibi. Ama henüz bir adım sonrasında atlattığımız badirelerden haberiniz yok.

Sorun daha ilk anda çıktı. Birbirimizi istiyorduk. Arzuluyduk. Ama bir türlü uyum sağlayamıyorduk.

Moralim bozulmuştu. Garip sesler çıkarıyordum. Bilinmeyen uygulamalarım beklenmedik bir şekilde kesiliyor, durmadan kilitleniyordum. Durup dururken donuyordum. Çöküveriyordum.

Fakat önce huysuzluklarıyla tanıdığım kız beklediğimden çok daha düşünceli ve sorumlu çıkmıştı. "Başkalarıyla birlikteyken açılamam ben," demişti bir defasında kulağıma. "Lütfen anla." Bir gün kalkıp başucumda bir not buldum. "Beni Oku" yazılıydı üstünde. Beni asla yalnız bırakmayacağını yazmıştı.

Sonra da elimden tuttuğu gibi Çevrimiçi'ne götürdü. Ekran tamircileri, çökmüş disk kurtarıcıları, eskiciler, yerlere yayılmış gazetelerin üstüne serili boy boy tuş takımları, birbirine dolanmış kabloları kemiren fareler... hepsinin arasından geçtik. Buraların en eskisi, emektar Komodor'un dükkânı hâlâ çalışıyordu. Vitrininde kocaman "MS Certificated" levhası olmayan tek dükkândı. Ama artık onun da camında kredi kartı yapışkanları vardı: "VISE", "Hypercard", vs. Çevrimiçi'ne ne zamandır gelmemişim...

Webmaster, boncuklu bir perdenin arkasındaki ufak odada, çok katmanlı bir veritabanının üzerinde bağdaş kurmuş oturuyordu. Önünde, sıra sıra betik yazma ekleri, klavye kestirmeleri üstüste yığılmıştı; elinde ince, uzun bir sarma çubuğu vardı.

Önce biraz sohbet ettik. "Artık pek çıkamıyorum," dedi. "Sağolsunlar, server'da hallediyorlar bir şey gerekince." Gözleriyle yeri işaret etti: "Veritabanı da yaptırdım. Kolaylık oluyor." İçini çekti. "Öyle dolaşa dolaşa aramalar için filan yaşım geçti artık." Yaşlanmıştı sahiden. "Güle güle kullanın," dedik. Sonra mevzua girdik.

Beni dikkatlice dinledikten sonra, "Önce sizi ferahlatayım," dedi. Bu kadarıyla bile ferahladık biraz. Bunda işlemci soğutucusunu bize doğru çevirmesinin de rolü vardı belki. Ağır ağır konuştu: "Birbirinizin kapatma gözüne değil boyut gözüne bakıyorsunuz. Bu güzel. Buna inancınızı yitirmeyin."

Sonra Ayşen'e dönüp, "Kızım şu pencereyi azıcık büyütüp sonra da azıcık dışarı çıkar mısın," dedi. O da hemen çıktı uysal uysal. Çıkarken imlecinin yanıp söndüğünü gördüm, rahatladım biraz.

Webmaster, "Adı ne?" diye sordu kapıyı işaret edip.

"Ayşen."

Gözlerime dikili gözleri birer sorgu kutucuğu gibiydi. Ne beklediğini anlamıştım; devamını getirdim:

"Ayşen 2.0."

Düşünceli düşünceli başını salladı. Sonra usul usul konuştu:

"Valla oğlum, aslına bakarsan anlattığınız sorunu ben halledemem. Ama bana kalırsa... geçmen gerekecek."

"Olmaz!" diye bağırdım. "Ben onunla mutluyum. Hem 3.0'ı yok, zaten olsa da..!"

"Olacak," dedi.

"Bekleyecek miyim yani? Ya olmazsa? Hayır. Kabul edemem bunu."

"Anlıyorum," dedi. "O zaman... tak çare kalıyor."

"...Yani ben mi?" dedim biraz ürkerek.

Baş salladı.

"Çakışma mı peki?" diye sordum endişeyle.

"Hayır" anlamında baş salladı. "Çakışma olsa hiç açılmazdı," dedi.

"Sinyal düzeyimi denetlesem?" dedim. "I-ıh" yaptı.

Kartlarımı çıkarıp yaydım masanın üstüne. "Sorun hangisindeyse atayım," dedim çaresizce.

"Onlarla çözülmez," dedi.

Sonra seçili kümemi sordu ve küçük bir yapışkan not sayfasına birşeyler yazdı. "Donanım'dan tanıdığın var mı?" dedi birdenbire.

"Nasıl!?" dedim. "Donanım'lık mıyım ben?"

"Bence bir git, baksınlar," dedi. "Eminim çare bulacaklardır."

"Bizim şirketteki Ağ Yardımcısı'nın versiyonu var orada," dedim.

"Hah, bak, tanıdık da varmış, yardımcı olur. Hemen git bence. Çözülür, inan bana."