| |
4
ir süre etrafa bakınıp oyalandım. Yeni bir ışıklı
yazı yapmışlardı tavana; yanıp yanıp sönüyordu,
"L-o-a-d-i-n-g" diye. Outlook Express'in
Caps Lock albümünden bir parça çalıyordu bangır
bangır. Severim o grubu; ama parçanın adını hatırlayamadım.
Ardından da Extensions'dan "Step and Repeat" çaldı,
onu Plug-Ins'in "Power Point"i izledi. Bu sonuncusunu hiç
sevmem; tekno mu, rock mı, ne olacağına karar verememiş
bir hali vardır. Ama millet bayılıyor, kolay dans ediliyor
diye.
Dakikalar geçiyor, ama bizimkileri göremiyordum. Yoksa daha
gelmemiş miydiler? Ama aşağı yukarı aynı
saatte çıkıyorduk ve onların bağlantısı
benimkinden iki kat hızlıydı. Daha bir ay önce ISDN'e
geçmişlerdi. Orası da buraya çok yakındı.
Yanılmışım. Çünkü ben sıkıntıdan
bir-iki nickname daha almış onlarla oyalanırken telâş
içinde geldiler. Arkadaşım, "Kusura bakma, beklettik,"
dedi hemen. Nazik çocuktur. "Hayrola?" dememe fırsat
kalmadan anlattı: "Çıkarayak, şunu indiriverin,
dedi şef, bir uzun sürdü kardeşim, inanmazsın.
Bir de ağır! Güya ziplemişler." Sırtına
vurdum, "Doğru dürüst ziplemiyorlar ki abi,"
dedim, "hep aynı mesele." Benim içkimden bir yudum
alıp, "Kan ter içinde kaldık," dedi. Yanındaki
ince uzun oğlanı göstererek, "Beyefendi de yeni oyuncağıyla
gelelim diye tutturdu," dedi, "tabiî park yeri aramaktan
başımız döndü. Sonunda paraya kıydı
da ATM'ye bıraktık."
Bu tipleri de hiç anlamam; onca parayı harcamışken...
Oğlan yeni bir Century almış. Light Condensed. Kızlardan
biri, "pırıl pırıl" dedi. Fakat meğer
Palatino'suyla övünen şişman oğlanla bunun arasında
bitmek bilmeyen bir tartışma varmış. Şişman
oğlan, "Benimkinin düzgün geçemeyeceği yazıcı
yoktur," diye kışkırtıyordu ötekini.
Gruptan bir-ikisi, "Haydi, geçelim bir yere," dediler.
Boş klasör bulma imkânı kalmamıştı
tabiî. "Masaüstünde takılırız bu seferlik
de, takmayın," dedi... kız. Optimize olup sığıştık.
Ne tuhaf, değil mi? Geçen sefer herkesle tanışmış,
onun adını öğrenmemiştim. Dobra dobra itiraf
edip sordum. "aysen 2.0," dedi. El sıkıştık,
gülümseyerek karşılıklı. "E, çok
genç görünüyorsun?" dedim. "Teşekkür
ederim," dedi. "Bir yıl içinde oldu zaten."
Neyse ki dayanacak bir duvar bulabildik ikonların arasında.
Artık kızın yanına gidip azıcık sohbet edeyim
diye hamle edecekken o yaklaştı. "aysen hanım, geçen
gün pek problemliydiniz," dedim. Kulağıma eğildi:
"Ayşen," dedi. "Sadece burada bu adı kullanıyorum,
mecburen." Sonra, geçen günkü dengesizliklerinin tamamen
ekran çözünürlüğünden kaynaklandığını
anlattı. Sahiden, kızın tercihlerini silip yeniden açınca
hiçbir sorun kalmıyordu. Bizzat tanık olmuştum buna.
Epeyce sohbet ettik. Arasıra gözlerinde bir onay imi belirip
kayboluyordu.
Çıkışta grup dansa gitmeyi istedi. Kızlardan
biri, "Real'e gidelim!" diye bir laf attı ortaya. Oğlanlardan
biri itiraz etti: "Aman abi, bir dur bir kalk, zevki çıkmıyor."
Sonra, fikirler değişti. Arkadaşım, "Media Player'da
ne oynuyor bu gece?" diye sordu. "Streaming," dedim ve
hemen ekledim: "Gördüm ben. Çok sıkıcı.
Bir türlü akmıyor film." Açıkçası,
sinemaya gidilsin istemiyordum. Müzikli bir yere gidilse, biz de
artalanda sohbetimizi sürdürebilirdik pekâlâ.
İstediğimden âlâsı oldu: Grup, filmin başrol
oyuncusu Check Browser'ın hayranı sarışın, topluca
kızın bastırması üzerine iMovie'ye, "Remote
Access"i izlemeye gitti, o filmi de gördüğüm
için gitmemem çok meşruydu, gitmedim, Ayşen'i de attım
bir diskete, anında erişim, doğru Progress Bar'a...
|
|