|
Süper Mario'ya süper basın
Futbol sayfalarını okurken, o şımarık Brezilyalıya
nasıl da kızıyor insan. 1 Ağustos'ta, hattâ biri (Akşam), "Jardel
nihayet gidiyor" diye sürmanşet atmıştı. Hepsi, hepsi, Galatasaray'ımızın
bu açgözlü, havai delikanlıdan kurtulmasını istiyor. Sorumlu basın.
Çok seviyorum ben basının bu hallerini. Diyorum ki içimden, iyi
ki bu gazeteler var. Yoksa birtakım değerleri kim koruyacak hayatta?
Bu Jardel için bütün o gazetelerin aylarca sürdürdüğü yıkama-yağlama
ve gazlama faaliyetini izlememiş olsam, bugün içim takdir hisleriyle
dolacaktı. Ama bunun yerine çok kötü hislerle doluyor. Süpeeerrr
Maariioo Jaardeeelll! Süpeeerr! Futbol basını da süpeeeerrr! Yaşasın
kemiksizlik! Jardel'in ne olduğu oyun tarzından belliydi. Anlayana.
Demek "Kara Belâ", ha?
Galatasaray'ın Jardel'den nihayet kurtuluşuna şahsen
çok sevindim. O takıma böyle bir futbolcuyu sokmaya kalkmak ciddî
ciddî sabotaj sayılabilirdi zaten. Gazeteler 30 Ağustos günü, "Oh,
kurtulduk" havasında çıktılar. Hattâ biri, Cimbom'un "Kara
Belâ"dan kurtulduğunu yazma cüreti bile gösterdi. Peki, Jardel'i
bir-iki maç izledikten sonra, "böyle futbolcu olmaz, o cânım
takımda bunun ne işi var?" diyen benim gibilerin o vakit gördüğü
işittiği hakaretler ne olacak? Jardel'in futbolunu eleştiren herkesi
"Süper Mario"yu kıskanıyorlar, çekemiyorlar, vs. diye
suçlayan ağzı kalabalık zevat şimdi ne yüzle "kurtulduk"
makamından çalabiliyor? Bir kişi de çıkıp, "yanılmışız, özür
dilerim" falan desin yahu! Bu nasıl pişkinliktir?
Radikal Futbol - haydi hayırlısı
Radikal bir futbol dergisi çıkarmaya başladı. E, çok
iyi yaptı tabiî. Kaliteli futbol yazısı okumamız ihtimali belirdi.
Öncelikle "hayırlı olsun" diyeyim. Sonra da, "Kardeşim,
ikinci sayısı çıktı, sen günlük yayın yapan bir sitede bunu anca
mı konu ediyorsun!" diye üstüme gelecekler için izahat vereyim
(hem de kişisel sitemimi sosyalleştirerek araya sıkıştırmış olurum):
Böyle bir şeyden haberdar edilmesi gerekenler kategorisine girememişim,
öyle anlaşılıyor. İşin başındaki adam da ahbabım oluyor üstelik!
Yoksa, elbette dergi çıkmadan burada iyi bir karşılama yapardık
Radikal Futbol'a. Size hemen, ikinci sayıdan, Ankaragücü teknik
direktörü Ersun Yanal'la yapılmış söyleşiyi ve Mehmet Demirkol'un
"süpürücü", "tandem", "libero" kavramlarına
açıklık getiren yazısını tavsiye ederim.
"En
kompozisyon"
ödülü StarSpor'a
Gördüğünüz fotomontaj, basın âlemimizin her
şeyi kendine özgü gazetesi Star'ın insanı her zaman şaşırtmayı becerebilen
spor sayfasından (20 Ağustos). Galatasaray'ın yeni transferi Berkant'ın
"ıstanbul'a kısa sürede alıştığını" bildiriyor Star. ışte
kanıtı: Berkant Kızkulesi'ni tutmuş. Alışmış ya, ondan. Ben aslında
bir sonraki kareyi merak ettim. Hani böyle bazen kola veya bira
kutularını ezeriz ya, ona benzer bir şey mi yapacak Berkant? Bir
"tengıldet" olayı karşısında mıyız acaba? Bunlar önemli
değil şüphesiz. Yaratıcılığın kalp durduran türü ülkemizde her geçen
gün her bakımdan daha ileriye gidiyor.
İşte basın diye buna derim ben
Galatasaray'ın -bana sorarsanız- belkemiği Popescu
gitti. Bu futbolcunun Türkiye ligindeki en önemli şahsiyetlerden
biri olduğunu tartışmaya kalkacak kimse çıkar mı, bilemiyorum. Popescu'nun
bir takımda bulunmasının o takıma ne kattığını idrak düzeyi, bir
kimsenin futbol denizinde ne kadar açılabileceği hakkında şaşmaz
bir ölçü verir, inanın bana. Bunu da bıraktık bir yana, bu adam
Türkiye'nin Avrupalarda mavrupalarda da boy gösteren (şu an için)
en gözde iki takımından birinin yıldızlarından. Adam sessiz sadasız
ıtalyan takımıyla anlaştı, gitti. Neredeyse gittiği gün haberimiz
oldu. Ne bir "cek cak" haberi okuduk bu konuda ne bir
tahmin ne bir öngörü. Futbol basınının temel sorunu ne gözü dönmüş
büyük takım taraftarlığı ne sorumsuzluk ne lâubaliliktir. Sahici
haberle ilişkisini tamamen koparmış olmasıdır. Bundan daha kanırtıcı
bir kanıt olabilir mi?
Cimbom'a ne ımit Özat'tan!
Sabah'ın spor sayfasında (20 Ağustos) Galatasaray'a
kötü haber veriliyor: Perez'in sakatlığı ciddîymiş, bu futbolcu
çarşambaya, Levski Sofya maçına yetiştirilemeyecek. Sarı-kırmızılıların
diğer sakatlarının yetişmesi ihtimali de zayıfmış. Kim bu "diğer
sakatlar"? Spor gazeteciliğinin alanını futbol gazeteciliği
olarak daraltıp, bunu da üç büyükler haberciliğine indirgemiş bulunmalarına
rağmen hâlâ işlerini doğru dürüst yapabilmek için çerçeveyi fazla
geniş bulan meslektaşlarımıza bakarsanız, Hakan (ınsal) ile ımit
Özat! Yani Fener'in yeni liberosu (sistem-mevki tartışmasının yeri
değil, kısa yoldan söylüyorum). Kastedilen, tabiî ki ımit Karan.
Ne fark eder, canım? ıkisi de alt tarafı küçük takımlardan gelmiş
oyuncular. Hele birkaç yıl geçirsinler büyük kulüplerde, o zaman
karıştırmayız artık ikisini birbirine.
"En resimaltı" ödülü Sabah'a
1-0 kaybettikleri ıstanbulspor maçı sonrasında başları
önde soyunma odasına giden Fenerbahçeli futbolcuların fotoğrafı.
Medya eleştirisi yapanlara kıyak olsun diye hazırlandığından şüphe
ettiğim 20 Ağustos tarihli Sabah'tan (bugün bu sayfada yeralanların
yanısıra, 'artık hepsi de Sabah'tan olmasın' diye koymadığım daha
kaç herze olduğuna inanamazsınız). Sabah spor servisi, bu fotoğrafa
şu resimaltını uygun görmüş: "Fenerbahçeli futbolcular sahayı
üzgün terk etti." ışte, gazete bu demektir. Benim kendi başıma
öğrenemeyeceğim bilgileri bana verir. Meselâ ben, maçı da seyrettiğim
halde, Fenerli futbolcuların sahayı üzgün terk etmiş olabileceklerini
tahmin edemezdim. Sabah sayesinde öğrendim. Bu yüzden ödülü hemen
takdim ediyorum kendilerine.
E, yaz o zaman!
Selçuk Yula, Star'daki köşesinde ıstanbulspor-Fenerbahçe
maçı üstüne yazıyor (20 Ağustos). Yazının bir yerinde diyor ki:
"Aslında sadece ıstanbulspor'u yazmam gerekirdi." Ve şu
cümleleri ekliyor bunun ardına: "Akıllı oynadılar, kazanmayı
istediler ve kazandılar. Bekir, Bushi, Saidou, Selçuk ve diğerleri
çok iyiydiler. Eğer Oğuz olmasa çok farklı kazanırlardı." Hah,
dedim içimden. Selçuk Yula'ya da bu yakışır. ışi "Fener niye
kaybetti?"den değil de, "ıstanbulspor ne yapıp da Fener'i
yendi?"den tutacak. Tabiî ki hevesim kursağımda kaldı. Yula,
"Sonuçta ıstanbulspor'u oynadığı oyundan ötürü tebrik ederken..."
sözleriyle, kestirmeden yine Fener içi mevzulara dalıyordu. Soru
şudur: "Aslında onu yazmam gerekirdi" diyen bir futbol
gazetecisine "onu" yazdırtmayan psikolojik ve toplumsal
mekanizma nedir? Matah bir şey midir?
Öyle olsa böyle demezdiniz
Taraftar-yazarlık ve kulüp gazeteciliği ekolünün flaş
ismi Osman Tanburacı, Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ne yükselişini,
"Öff, yine mi Champs!" başlıklı bir yazıyla karşıladı.
Tanburacı bu yazısına, Cimbom'un yine "kendi liginde"
oynayacağını belirterek başlıyor. Gazetesi Akşam da, bu "kendi
ligi" meselesini sayfa manşetine taşımış. Bu kompleksli hallerimiz
beni nedense fena hüzünlendiriyor. Basit bir şey söyleyeyim: Orası
sahiden, kastedildiği anlamda "kendi ligimiz" olsa, orada
oynayacağımız zaman "yine kendi ligimizdeyiz" diye hava
basmaya kalkmayız. "Abone olduk" gibi laflar etmeyiz;
aslında orada ne kadar eğreti durduğumuzu gösteren... Tanburacı
gibi, "öff, yine mi..." diye, sözümona hava atarken, derinlere
işlemiş bir "ikinci sınıflık" ruhunu dışavurmayız. Çok
arzu ettiği bir şeye kavuştuğunda, "öff, yine mi?" tepkisi
gösteren insan için ne demeli? Bu çirkinlik türünün adını bilmiyormuşum
meğer... "Champs" kadar taş düşsün kafanıza! Allahtan
futbolcular hiç bu havada değil. Onlar gayet düzgün bir şekilde
çıkıp işlerini yapıyorlar.
 |
Çabalama Antep, yerin 2. mevki
Gaziantepspor UEFA Kupası'nda. Günün en önemli futbol
haberi bu değil mi? Hayır. Ne yazık ki aynı gün Fenerbahçe ile Galatasaray'ın
Şampiyonlar Ligi grup kuraları çekildi. Bu haber birinci sayfalara
çıkarıldığı için, Antep'in zaferi de kendine bu anonsların diplerinde
yer bulabildi. Sadece Radikal'de, Gaziantep maçı haberinin anonsu,
GS-FB kuraları haberininkinden üstteydi. Star'da, ikisi "Kurtlar
sofrası", "Ödleri kopuyor" gibi fantezilere, ikisi
de doğrudan Fener ve Galatasaray'a ayrılmış tam dört sayfayı geçtikten
sonra Gaziantep maçının haberine ulaşıyorsunuz. ılk sayfada "ışte
starların ligi" var, ama Antep yok. Sabah'ta, içteki son spor
sayfasında, alttaki yarım sayfada bu haber. Akşam'da, "Avrupa'ya
Türk damgası" uydurmacasının gerisinden geliyor. Öbür gazeteler
de böyle. Futbol basını "ötekiler"e her vesileyle mevkilerini
hatırlatır. Kural budur. (Bu vesileyle ilân ediyorum: Ben Ayhan'ın,
Hasan Yiğit'in henüz "geleceğin parlak futbolcuları" sayıldığı
ilk Sakıp Özberk döneminden beri Antepspor'u tutarım. Sadece futbol
tarzından ötürü. Şimdi de, Gençler maçları dışında hep tutuyorum.
Futbol basını böyle davrandıkça daha da kararlı bir şekilde tutacağım.
Büyük takım taraftarı olmayan herkesi de yanıma bekliyorum.)
Galatasaray kampanyaya erken başladı
Geçen yıl, biliyorsunuz, Cimbom'un yıllardır sürdürdüğü
tartışmasız üstünlüğün kaybolduğu belli olunca, kulübün kötü adamı
rolüne soyunmuş bazı yöneticiler ve Galatasaraylı taraftar-yazarlar
bir kampanya başlatmışlardı: Herkes elbirliği etmiş, Fener'i şampiyon
yapmaya çalışıyor, hakemler Fener'i tutuyor, vs. Bu yıl kampanya
erken başladı. Böyle bir rol için gayet uygun bir figür olan Fatih
Altaylı, daha dün bir bugün iki, bismillah demeden, "Gerekirse
ligden çekiliriz"e getirdi işi. Bugün de, Radikal'de Ahmet
Çakır, Akşam'da mâlûm şahıs (Osman Tanburacı), hakemlerin Fenerbahçe'yi
şampiyon yapmaya çalıştığını işlemeye koyuldular. Bana sorarsanız,
Galatasaray'ı şampiyonluk havasından uzaklaştıran da bu, ama neyse,
nasıl olsa bana soran olmayacak.
Popescu'nun ardından
Nihayet bir Galatasaraylı çıkıp Popescu'nun niye yeri
doldurulamaz bir futbolcu olduğunu yazdı. Semih Gümüş, Radikal'in
Futbol dergisinde, taraftarın Popescu için "değerbilirlik"
göstermesi gerektiğini söyledi. Sarı-kırmızılı camianın bu büyük
ve özgün futbolcunun gidişini "yaşama" tarzı sahiden çok
sevimsiz. Adam buradayken hiçbir sorun çıkardı mı size? Aksine,
takımın bir gömlek yukarı çıkmasına katkıda bulundu. Semih Gümüş
doğrusunu yaptı. Okuyun bence. (Ayrıca, Radikal Futbol'un bu sayısında
Mehmet Demirkol, Türk takımlarının Avrupa'daki rakiplerini olabileceği
kadar ayrıntılı ve güzel anlatıyor, ondan da faydalanmış olursunuz.)
|