| Starspor heyecanı ŞOK seviyor
Starspor'un "Beşiktaş sayfası"nda koskocaman
bir haber: "Beşiktaş camiası, ortaya atılan bu müthiş iddia
ile çalkalanıyor". Soru: Ne olabilir sizce, bir futbol camiasını
çalkalayacak müthiş iddia? Teknik direktör mü gidiyor? Futbolculardan
birinin şike yaptığı mı ortaya çıktı? Yöneticiler kulübün içini
mi boşaltmışlar çuvallara doldurup? Tabiî ki hiçbiri. Kulüp başkanı
Serdar Bilgili'nin eşinden boşanabileceği söyleniyormuş: "Şok!
Bilgili boşanıyor". Yahu, niye "şok"? Niye çalkalansın
camia başkan boşandığı için? Haberi yazan Adnan Aybaba'ya göre,
"bu müthiş iddia, Beşiktaş'ı hem üzecek hem de derinden yaralayacak"mış.
Uğur Mumcu tarzı sormak geliyor içimizden: Niye? Niye? Niye? Bir
kulüp başkanı eşinden boşanamaz mı? Anlaşamıyorlardır, boşanırlar.
Bunun bir camiayı "derinden yaralayacağını" ileri sürmek,
nasıl bir abartı ve gazlama yöntemidir? Biz bu yöntemi bilmiyoruz.
Starspor tarafından yeni icat edildiğini zannediyoruz. Bizi Serdar
Bilgili ile eşinin boşanacağı haberi değil bu icat sarstı. Veyahut
çalkaladı, her neyse...

O top nereden çıktı?
Kurşunlu baskı ve klişe zamanlarında gazetelerde "ressamların"
bir işi de, maç fotoğraflarına başka fotoğraflardan kestikleri topları
yapıştırmak, operasyon belli olmasın diye etrafını rötuşlamaktı.
Bilgisayar teknolojisi ve kullananlar bilir, şu Photoshop denen
mucize icat- fotoğraflar üzerinde oynamayı çocuk oyuncağı haline
getirdi. En sağda, UEFA'nın Euro 2000 için kurduğu internet sitesinin
her maçtan sonra sayfaya koyduğu "albüm" bölümünden alınma
bir fotoğraf: Hakan, Belçika kalecisi De Wilde'nin uzanamayacağı
yüksekliklerde... Türkiye'nin ilk golü. Ne yazık ki top kadraja
girememiş. Basınımız için bu sorunu çözmek kolay. Net veya flu bir
top ekleyerek fotoğrafı çok daha dinamik, çok daha göz alıcı hale
getirmek mümkün. Bir de, Star'ın yaptığı gibi, aynı fotoğrafı içeride
de top eklenmemiş olarak kullanmasalar ya da fotoğrafın orijinalinin
altındaki "Reuters" mahrecini koymaktan kaçınmasalar...
Hürriyet Taffarel'in sırrını
öğrendi - ama nereden?
'Büyük gazete', 'İşte,' diyor
üstbaşlıkta, 'Galatasaray kalecisinin büyük
sırrı'. Altında kocaman manşet: '17 çocuklu
Tafo'. Haberi uzun uzun aktarmaya gerek yok. Galatasaray'ın
Brezilyalı kalecisi, kimseye 'hayır' diyemediği için
bugüne kadar onbeş Brezilyalı yoksul çocuğu
evlat edinmiş. İki de kendi çocuğu, ediyor onyedi.
Yıllardır Türkiye'de yaşayan Brezilyalı
kaleci ile ilgili bu haberi 'büyük gazete' nereden edinmiş?
Birden akıllarına mı gelmiş Taffarel'in iyilikseverliğini
konu etmek? Yoo... İngiltere'de yayımlanan aylık
futbol dergilerinden Champions League, Taffarel ile görüşme
yapmış, yayımlamış, Hürriyet de oradan
almış, manşet yapmış. O tutmuş, bu
yemiş, vesaire... (15 Aralık 2000)
Emre'ye servet, bebelere balon
StarSpor'da manşet: Milan, Galatasaraylı
Emre'ye 5 yıl için 23,5 milyon dolar teklif etmiş.
İtalyan kulübünün 'süper bücür'e
ilk yıl için 1,8 milyon dolar önerdiği, Emre'nin
bonservisini FIFA yoluyla almayı planladığı,
Emre'nin ücretine her yıl % 50 zam yapılacağı,
en hoşu da, 'İtalyanlar'ın, Türkiye Ligi sona
erdiği gün Emre için hazırlanan planı yürürlüğe
koyacağı', StarSpor'un haberinde yeralan ayrıntılar.
Haberde, Milan'ın bonservis işini FIFA kanalıyla
ayarlamayı planladığından, Galatasaray'la herhangi
bir resm' temas yapmadığı, resm' teklif getirmediği
belirtiliyor. Bu durumda şu soru doğuyor: Bu habere kaynaklık
eden bilgiler nereden alınmış? Haberde, herhangi
bir kaynağa atıf yok. 'Kulüp çevreleri', 'bazı
GS yöneticileri', 'Emre'nin yakınları' vs. bir ifade
de yok. Ben bu tür haberleri çok seviyorum. Kolayca 'elde
edilebiliyor' ve hemen manşet olabiliyorlar. Spor basınımız
da çok seviyor. (19 Ocak 2001)
Bu da bu köşenin alkışı:
Sabah'tan Mert Aydın'a
Sabah'taki 'Korner' köşesinde Mert Aydın'ın
yazdıklarını aktarmak istiyorum. Özellikle son
cümlenin, yazıldığı gazete dahil bütün
basında sık sık hatırlanması dileğiyle:
'Naklen cinayet - Ümit Karan, F.Bahçe maçında
kafasına gelen bir top yüzünden hafıza kaybı
yaşıyor. Hemen hastaneye kaldırılıyor.
Buraya kadar her şey tamam. Etrafa boş boş bakan
Ümit'in çevresini kameralar ve fotoğraf makineleri
sarıyor. Mikrofonlar tutuluyor. Flaşlar, yağmur gibi
gelen sorular. Beyin sarsıntısı geçiriyor olma
ihtimali yüksek bir insan göz göre göre cinayete
kurban gidiyor. Halkın haber alma özgürlüğü
lafının arkasına gizlenip bir insanın yaşamıyla
oynamanın anlamı var mı? Hastanın doktoruyla
konuşarak bu bilgiler alınamaz mı? Aman efendim biz
medyayız. Biz istediğimizi yaparız.' (14 Subat 2001)
Taraftar dediğin, bir grup insan
Sabah spor servisi, 'Düşlerin Efendisi'
manşetiyle kutlanmayı hak ediyor (sahiden). Zaten yaldızlamada
futbol basınının Allaha şükür eksiği
yok. Gazeteciliğin en basit gereklerine gelince çuvallıyorlar.
Sabah, 'Taraftar şampiyon' başlığı altında,
Ali Sami Yen'in bu sezon hiç 'bu kadar' taraftarı birarada
görmediğini yazıyor. Peki, 'ne kadar' taraftarı?
Bilemiyoruz, yazmıyor. Bu vesileyle hatırlatalım:
Gazetecinin görevi taraftar sayısını bildirmek,
eğer bu bu sezonun en yüksek rakamıysa tesbit etmek,
duruma 'muhteşem' deyip demeyeceğimizi bize bırakmaktır.
(4 Nisan 2001)
Adamın
ismini niye koymuyorsunuz!?
Bu fotoğrafı Star, Türkiye, Yeni Şafak,
Cumhuriyet, Milliyet gazeteleri birinci sayfalarında, Akşam
gazetesi de spor sayfasında kullandılar. (4 Nisan 2001'de.)
Peki, bu nefis fotoğraf kime ait? Bilmiyoruz. Çünkü
hiçbiri kaynak belirtmemiş. Bu her şeyden önce
ayıptır, emeğe saygısızlıktır.
Meslektaşlarımızdan, fotoğrafın hangi ajanstan
geldiğini bildiren olursa yazacağız. (Medyakronik'e
gelen bir mesaj: Gazetelerin kullanıp da kimin çektiği
bilinemeyen fotoğraf, Reuters'ten Fatih Sarıbaş'a
aittir. Bilginize... Niyazi Çetin)
İki şey var...
Bu bir kişisel maruzat: Önce Real maçının
ikinci yarısındaki diriliş ve kararlılıktan
ötürü Cimbom'a en içten tebriklerimi sunuyorum.
Bize muhteşem bir futbol seyrettirdiler,
helâl olsun. Lâkin çok rahatsız olduğum
iki ayrıntıyı belirtmek istiyorum. Birincisi, maç
boyunca top ayağına geldiği anda Figo'nun ıslıklanıp
yuhlanması. Ne amaçla olursa olsun Figo'yu yuhlayan bir
insanın futbolsever olabileceğine inanmam. İkincisi,
Jardel'in attığı golden sonra formasındaki GS
amblemini öpmesi. Sahteciliğin bir sınırı
olmalı diye düşünüyorum. (4 Nisan 2001)
Fatih'i kim 'kesti', bilen var mı?
Milliyet/Spor'dan öğrendim: Galatasaray,
UEFA Şampiyonu takımının bir posterini satışa
çıkarmış. Posterde takımın kupalı
fotoğrafı var. Fatih Terim yok. Yardımcıları
da yok. Fotoğrafın bir bölümü kadraj dışında
bırakılmış. İşte hakkaniyet, vefa
vesaire... Acaba bu kimin marifeti? Süren yönetiminin
mi? Yoksa bu posteri bastırıp satışa çıkaran,
Terim ile ekibini kesme biçme kararını veren başkaları
mı? Bilen söylesin Allah aşkına, çok merak
ediyorum. (9 Mayıs 2001)
Mondragon'la görüşme - bu bir
spor röportajı mı?
10 Temmuz 2001 günü Hürriyet'in spor
sayfalarından birine manşet olan görüşmede
Galatasaray'ın yeni kalecisi Mondragon, İlhan Söyler'e
içini dökmüş. 30 yaşında olduğunu,
evlenme vaktinin geldiğini, Kolombiya'da evlenmeyi başlık
parası yüzünden istemediğini, Fransa'da girişimlerinin
sonuçsuz kaldığını anlatmış Mondragon.
Ve, "Kısmetimin Türkiye'de olduğunu düşünüyorum,"
demiş. Başka neler söylemiş? Kolombiya millî
takımının hocasından yakınmış.
(Hocanın adı geçmiyor söyleşide. İlhan
Söyler de merak etmemiş, öğrenme zahmetine katlanmamış,
bir günlük gazetedeki bir söyleşide sadece göreviyle
anılan ve hakkında kişisel suçlamalarda bulunulan
bir kimsenin adı soyadı geçmezse eksiklik olur, diye
düşünmemiş.) Başka? Başka bir şey
yok. İlhan Söyler, Mondragon'un yeni takım arkadaşlarıyla
çabuk kaynaştığını, kalede "dev
gibi" durduğunu, "ilginç bir adam" olduğunu
ekliyor. Ee? Ee'si ne canım! Söyleşi oldu sayfa doldu
ya işte!
Paniklemeyin, Akşam'a bakın
Milliyet spora manşet yapmış: "Jardel paniği".
Galatasaray, Jardel'in Marsilya'ya imza atmamakta direnmesi üzerine
sıkıntıya düşmüş. Sorun bugün de çözülmezse Süren arabuluculuk yapacakmış.
Milliyet boşuna panikliyor. Akşam'ın spor sayfasının dibindeki ufak
habere baksa ya: "Jardel artık Marsilyalı". Fransız kulübü
Brezilyalı futbolcuyu "sonunda renklerine bağladı". Sözleşmeyi
Jardel adına meneceri imzalamış. Şimdi yine soracaksınız: Peki,
gerçekte ne olmuş? Ben nereden bileyim, ben de gazete okuruyum.
(Temmuz 2001)
Hürriyet bir adım önde?!
Galatasaray'ın yeni başkanı Mehmet Cansun, Hürriyet
dışındaki gazetelere bakılırsa, ilk işinin Gençlerbirliği ile ımit
Karan sorununu çözmek olduğunu söylemiş, hattâ "bu işi halledemezsem
ilk günden üstüme çizgiyi çekerler" yollu sözler etmiş. Haberlere
göre Cansun dün Gençlerbirliği başkanı ılhan Cavcav ile görüşecekti.
Ama aynı sırada, Hürriyet spor servisi sorunu çözmüştü bile. Hürriyet'e
göre, Cansun Cavcav ile görüşmüş, "kesin olarak anlaşmaya varılmış"tı,
sadece 1 milyon dolarlık bonservis bedelinin "ödeme şekli"
"önümüzdeki günlerde" belirlenecekti. Soru: Cansun Cavcav'le
ne zaman görüştü? Star'ın karşı cephesini de galiba Hürriyet oluşturacak.
Öbür sayfadaki "Cansun'dan hızlı start" başlığına da bakılırsa...
(16 Temmuz 2001)
Müjdee! Ümit Karan dizisi bitti
ıç gündür sırayla çeşitli gazeteler tarafından "işi
bitirilen" (Haysiyet'in önceki sayılarına bir göz atın) ımit
Karan'ın Galatasaray'a transferi nihayet kesinleşti. Gençlerbirliği
ile Galatasaray 1 milyon dolara anlaştı. Paranın 200 bini peşin,
300 bini bir ay sonra, kalanı 100'er bin dolarlık taksitlerle ödenecek.
Anlaşmaya varmak sûretiyle, bizi her gün yeni bir "ımit Karan
tamam" haberi okumaktan kurtaran iki kulüp yöneticilerine teşekkürlerimi,
futbol basınına da tahmin edebileceğiniz şeyleri sunuyorum. (18
Temmuz 2001)
Burak Elmas'a sorulacaklar bunlar mıydı?
Radikal'de (19 Temmuz) Ahmet Çakır'ın, Galatasaray'ın
geçen dönemdeki yönetim kurulundan Burak Elmas ile bir söyleşisi
yayımlandı. Elmas, Faruk Süren yönetiminin en genç üyesiydi. Futbolseverler
onu özellikle Fenerbahçe ile düşmanlığı körüklemeye yönelik ihtiraslı
"çıkışlarıyla" hatırlayacaklardır. Bir ara ortalığın müthiş
gerilmesine, bütün dünyanın elbirliği etmiş Galatasaray'a düşmanlık
yapmakla meşgûl olduğu safsatalarının yayılmasına epey katkıda bulunmuş
bu eski yöneticiye, gazeteci, ne yazık ki bu konularda bir tek soru
sormamış. Herhangi bir alanda taraftarlık gazeteciliğin kurdudur,
bu vesileyle bir daha hatırlatmış olayım. Olayın, ANAP genel başkanlığından
ayrılmış bir Mesut Yılmaz'a ihalelerle ilgili tek soru sormamaktan
farkı yok.
Dalkılıç'ın rekorları neden sayılmıyor?
Yasemin Dalkılıç'ı biliyorsunuzdur. Genç ve kadın
olduğu için spor basını dalış rekorlarını fotoğraflı olarak haberleştiriyor.
(Ve böylece sadece futbol basını olmadığını hatırlamış oluyor.)
Bu sporcu durmadan birtakım rekorlar kırıyor, ama Sualtı Sporları
Federasyonu onun rekorlarını resmen tescil etmiyor. Peki neden?
Bileniniz var mı? Meselâ, Dalkılıç'ın "Stilimi kabul etmeyen
CMAS'ın değişmesi gerek" dediğini gazeten okuyunca bir şey
anlıyor musunuz? Yasemin Dalkılıç, öyle görünüyor ki, dalışlara
devam edecek, yeni rekorlar kıracak. Federasyon bunları geçerli
saymayacak. Biz her seferinde "Yasemin yine rekor kırdı, yine
geçerli sayılmadı" haberleri okuyacağız. Ve hiçbir şey anlamayacağız.
Anlatmak bu kadar zor mu? Ama anlatmak için anlamak lâzım tabiî.
(Sakın kimse çıkıp "şu tarihte yazmıştık" demesin. Okurlar
evlerinde gazete arşivi mi tutacak? Günlük gazeteden bahsediyoruz!)
Terim, sakın Milan'dan ayrılma!
Fatih Terim'in Fiorentina'ya tetnik direktör oluşuyla
futbol basınının kavuştuğu ilâve malzeme kanalı, Terim bu kulübü
terk edince ortadan kalkmıştı. Şimdi Terim Milan'da, dolayısıyla
futbol basınına Fener, Galatasaray, Beşiktaş dışında "doğal
manşet" malzemesi sayılan kanal yeniden açıldı. Hiçbir şey
olmasa, 20 Temmuz'da Milliyet'in yaptığı gibi, "Terim el üstünde"
manşeti çekiyorsunuz, gayet meşru oluyor. Haydi, öbür sporlardan
vazgeçtik, lige hazırlanan onca takımla ilgili hiçbir haber de mi
yok? ınsan hiç değilse Gaziantepspor'u merak etmez mi? Göztepe'yi,
Malatya'yı merak etmez mi? Sadece taraftarlık yüzünden gözleri kapanmış,
ideolojik ve güçlüden yana değilsiniz, aynı zamanda çok da kolaycı
ve tembelsiniz...
Dördüncü büyük yerini aldı
Hürriyet'in spor sayfalarından birinde (23 Temmuz)
manşet: "Terim'e alkış". ıstbaşlık: "Milan ilk hazırlık
maçından tam puan aldı". Evet, görülüyor ki, bu sefer de tereddüte
yer yok. Fatih Terim haberleri, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş
haberlerinin ardından, futbol basını haber hiyerarşisinde dördüncü
sıradadır. Trabzon bu yeri zor kapar Terim'den. Henüz bir hazırlık
maçı oynanmış. Terim Milan'la kaç gündür çalışıyor? Olsun. Futbol
basını Terim haberlerine bu değeri biçti bir defa. ışin içinde böylesine
yavan bir görmemişlik unsuru olmasa bu kadar takılmayacağım. "...Terim'in
yaptırdığı pres dikkat çekti..." Ne demektir kardeşim yahu?
Belli ki ortada yazacak bir şey de yok.
Hıncal Uluç'a tebriklerimi sunuyorum
Şaşırmayın. En çok kızdığım ve eleştirdiğim köşeyazarlarının
başında gelen Hıncal Uluç spor basınına karşı yürekten desteklediğim
bir mücadele yürütüyor. Ne yazık ki bu mücadelenin aslî konusu ve
temel aracı, Uluç'un rekor uzunluktaki (3-4 normal köşeyazısı uzunluğunda)
yazıları olduğundan, yazdıklarını aktarmam imkânsız. Ancak durumu
özetleyebilirim. Uluç, spor sayfalarında futbol dışı sporlara yer
vermeyişlerini "halk okumuyor" bahanesiyle meşrulaştırmaya
çalışan spor sorumlularına inat, önce Wimbledon'u kazanan Hırvat
tenisçi ıvaniceviç üzerine upuzun bir yazı yazdı, sonra da Fransa
Bisiklet Turu ve bahsettiğim "mücadele" konusu üzerine.
Tezi şu: Güzel yazarsanız, güzel yaparsanız, bisiklet de okunur,
tenis de, başka sporlar da. Kanıtlamak için yazdığı yazılar da sahiden
güzeldi. Bence Sabah'ın sitesine girip bu yazıları bulun, okuyun.
Son örneğini daha dün konu ettiğim öbür günahları bir yana, bu tavrından
ötürü Hıncal Uluç'u tebrik etmek boynumun borcudur.
Haber orada, gören yok
Sabah'ın (27 Temmuz) spor sayfasında, Ali Eren haberinin
dibine arabaşlıkla eklenmiş bir ayrıntı: "Beşiktaş'ta yas -
...yıllardır malzemeci ve depo sorumlusu olarak görev yapan Nazif
Erdem, akciğer kanserine yenik düştü. Erdem'in vefatı büyük üzüntü
yaratırken teknik direktör Daum, dünkü idmanın başında 1 dakikalık
saygı duruşu yaptırdı... ayrıca, kırmızı eşofman ve formalarla sahaya
çıkan oyuncularına siyah formalarını giydirdi." Şöyle bir düşünün:
"Yıllardır" Beşiktaş'ın malzemeciliğini yapan bir insan...
Onun ölümü... Alman teknik direktörün bu olay karşısında gösterdiği
hassasiyet... Burada hem futbola hem insana ilişkin muhteşem bir
haber-röportaj hepimize el sallamıyor mu? Ama tabiî, bunu akıl etmek
için, önce "malzemeci"nin futbol tarihindeki özel yeri
hakkında fikir sahibi olmak gerekir. Sonra da, star, flaş vs. olmayan
insanların da hikâyeleri olabileceğini düşünmek.. (Konu, üst-orta
sınıfın pek ilgilenmeyeceği bir "malzemeci" olduğu için,
Hıncal Uluç'un yazması ihtimali de yok.)
 |
"Jardel'i Fener alsın" komedisi
Aslında komedi mi, trajedi mi, karar vermek zor. 25
Temmuz'da Star gazetesi futbol yazarlarından Talay Erker, Fenerbahçe
Jardel'i alsa ne müthiş olacağına dair bir yazı yazdı. Jardel'in
transferiyle Star'ın patronu Cem Uzan'ın ilişkisi mâlûm. Brezilyalı
futbolcu da bir türlü sağlam bir anlaşma yapıp Galatasaray'dan gitmiyor.
Tabiî ki iç mekanizmasını bizim gibi sıradan insanların çözemeyeceği
bir manevra kapsamında, spor sayfasına "Jardel'i Fener alsın"
yazısı konuyor. Sadece, yine Galatasaray'ın parasızlığını öne sürüp
nispet yapmak mıdır, başka türlü bir mesaj mıdır, bu durumda, artık
StarSpor kadrosunun külliyen, patronun sekreteri konumuna geçmiş
olduğunu mu düşünmeliyiz? Yoksa... hiçbiri değil de Erker samimi
olarak kendi fikrini mi yazıyor? ışe futbol âlemi açısından baktığımda,
hangisinin daha kötü olduğuna da kolayca karar veremiyorum.
Dönüyor mu, döndü mü dönebilir mi?
Bazen çok sıkılıyorum. Gazetelerin tek tek adını vermeyeceğim.
Teknik direktör Daum'la arası bozulduğu için mecburî transfer yapan
ve ıtalya'nın Cenova takımına giden Ali Eren, bazı gazetelerimize
göre, sağlık kontrolunda eski sakatlığı tesbit edildiği için geri
dönüyor, bazı gazetelerimize göre bu yüzden geri dönme ihtimali
belirdi, bazılarına göreyse Ali Eren "geri dönebilirim"
dedi, ama sebep eski sakatlığın ortaya çıkması değil, para anlaşmazlığı.
Evet, hep beraber eski kuralı tekrarlayalım: sakın birkaç gazete
okuma, tek kaynakla yetin, elindeki yalana sahip çık.
Bir transfer haberi klasiği
Sabah'ın (31 Temmuz) spor sayfasına inanacak olursak,
"Batista da Cimbom'da". Ne demek "Cimbom'da"?
Geldi, tamam, demek. Ama daha üstbaşlıktan, durumun böyle olmadığını
anlıyoruz: "Galatasaray, Gaziantep'in Brezilyalı yıldızını
renklerine bağlıyor". Nitekim, altbaşlıkta da, sarı-kırmızılıların
"harekete geçtiğini" okuyoruz. Haberde söylenenlerse,
"düğmeye bastı", "görüşmeler birkaç gün içinde tamamlanacak",
"sorun yaşanırsa Porto G. Saray'a yardımcı olacak", Batista
ıstanbul'a gelip "masaya oturacak", falan. Henüz bitmemiş
işi bitmiş gösterdiğinizde, kendi imkânlarınızı da kısıtlıyorsunuz,
bunu fark edemiyor musunuz? G. Saray-Batista görüşmelerinin her
aşamasında "bitti, oldu, geldi" başlıkları attığınız için,
hep aynı haberi tekrarlar duruma düşüyorsunuz. Canımızı da fena
sıkıyorsunuz.
(NOT:
Batista 2001-2002 sezonuna Gaziantep formasıyla başladı. Kasım ayında
Galatasaray'a transfer oldu.)
|