|
"Türk dünyaya bedel" demek yanlış,
çünkü onu o yapmış zaten
İlk videoyu da Türkler çekmiş
24 Ağustos tarihli gazetelere bakan biri, Türkiye'de
1930'ların ruhunun yeniden hayat bulduğunu sanabilir. "Onu
da Türkler bulmuş, bunu da Türkler yapmış" cinsinden haberlerle
dolu basın.
Hürriyet köşeyazarı Serdar Turgut bir süredir 1920'ler
ruhunu canlandırmaya ve bu Jakoben ruhla ülkeyi düze çıkaracak bir
-neredeyse- devrimci teknokratlar hükümeti için siyasî-ideolojik-toplumsal
destek ortamı oluşturmaya çabalıyordu. Görünen o ki, Turgut'un bizi,
kendi münasip gördüğü anlamlarla yüklü bir "1920'ler ruhuna"
geri götürme ve oradan hız alarak süratle tekrar bugüne getirme
çabaları bir miktar etkili olmuş. Lâkin, bir miktar! Gide gide,
1930'lara kadar gidip orada kalmışız. Kimbilir, belki bu sayede
Serdar Turgut da böyle bir memlekette aşırı yetkilerle donatılmış
bir teknokratlar hükümetinin icraatının nerelere varabileceğini
yeniden gözden geçirme fırsatı bulur.
Gerçi hükümet düzeyinde 1930'lar ruhuna döndüğümüz
söylenemez. Tarım ve köyişleri bakanının tohumlara Türk adları verme
girişimleri falan pek öyle önemli işaretler değil. Ama basın olarak,
dediğim gibi, "ruhumuz" tam kapasite faaliyete geçmiş
durumda.
Polo-eskrim yetmedi pantolon-ceket de verelim
Şunları okuduk 24 Ağustos'ta gazetelerde: "Kadın
atalarımız sıkı futbolcu çıktı", "İlk pantolonu Türkler
dikmiş ... modern giyimin atası sayılacak kıyafetler Orta Asya'dan
dünyaya yayılmış" (Akşam), "Cekette Türk kültürü ... Pantolon,
ceket ve gömlek gibi giyim eşyalarının tarihte ilk kez türkler tanafından
giyildiği bildirildi" (Sabah), "Polo, kayak, eskrim de
Türk icadı" (Milliyet).
Hatırlarsanız, dün de, Radikal'deki "Conan
da Türk'müş" başlığını sizlere takdim etmiştim.
Önce olan biteni ayırt edelim. Kültür Bakanlığı
bir kitap yayımlamış: Türk Kültür Tarihinde Spor. Bu kitapta, "eski
Türkler"de kadınların da futbol oynadığı, binicilik yaptığı,
güreştiği ileri sürülüyor, hattâ futbolda erkeklere taş çıkardıkları
iddia ediliyor.
Olabilir, yazarın birtakım dayanakları vardır herhalde.
Ancak bizim de üstünde düşünebilmemiz için, yine işin magazin tarafını
alıp bas bas bağıran gazetelerimizin en azından "eski Türkler"in
kimler olduğunu açıklaması beklenir. Bunu öğrenemiyoruz. "Eski
Türkler"! O kadar! Peki, ne kadar "eski"? "Mabetler"den
falan sözedildiğine göre, İslâmiyet öncesi mi? He zaman? Hangi Türkler?
Tamamen bizim sonradan uydurduğumuz "16 devlet"ten hangisinin
uyrukları? Ya da, şimdi bizim "devlet" dediğimiz bu siyasî
örgütlenmelerin herhangi biri herhangi bir yerde hüküm sürerken
çoğunluğu bunun dışında kalmış bulunan, bugün işimize geldiğinde
Türk saydığımız, canımız istemediğinde saymadığımız hangi kavimler
veya topluluklar bunlar?
Saçma değil mi bütün bunları sormam? "Eski
Türkler" işte, be adam! Şu anda bunu böyle söylemek ruhumuzu
okşuyor mu okşamıyor mu, ona bak sen!
İşin aslı, bu şuursuzluk durumu olmasa, meselâ
Hürriyet, "Eski Türkler'de kadınlar da çok sıkı futbolcuymuş"
başlıklı haberinde, gereksiz hezeyanlara kapılmadan, düzgün bir
şekilde anlatıyor meseleyi. Fakat 1930'lar ruhu devreye girince
herkes tarihî bir "bulgu"dan (o da en iyi ihtimalle, çünkü
galiba elimizdeki sadece bir "tez") ucuz milliyetçilik
gıdası çıkarmaya girişiyor.
Manşetten dil katliamı
Bu arada, mahsus en sona bıraktım, Milliyet'in
başlığı ayrı bir âlem. Şöyle: "Elinin hamuruyla futbol oynamışlar".
Düşünün, buluşunun parlaklığı yazıişlerinin gözünü öyle bir almış
ki, gazetenin arka sayfasının tepesinde göz açıp kapayıncaya kadar
bir dil katliamı meydana gelmiş. Türkler'i şişireceğiz derken Türkçe'nin
canına okumak da nasıl bir hoşluktur... Ama belki bunu da Türklerin
tarih boyunca gördüğü zulümlere bir örnek sayabiliriz. Ya "ellerinin
hamuruyla futbol oynamışlar" olur ya da "elinin hamuruyla
futbol oynamış" olur. Yoksa Milliyet "eski Türkler"in
tek yürek tek bilek olduğunu da mı imâ etmek istedi bu arada da
biz o derinliğe dalamadığımız için mi böyle apışıp kaldık?
Pantolon-ceket meselesine gelince. Bunu "bildiren"
veya "açıklayan" da, Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden bir öğretim üyesi.
Olur mu olur. Bir tek o biliyormuş bunu bugüne kadar. Söyleyince
basın da aktarmış tabiî. "Haber" ya... Tam da Recep Tayyip
Erdoğan'ın meşhur kasetlerinde ceket-pantolonu bünyemize yabancı
maddeler ilân ettiği şu günlerde...
İlk videoyu da...
Komiksiniz komik... Önümüzdeki günlerde, "ilk
videoyu Türkler çekmiş" haberini bekliyorum. Ama "eski
Türkler" olsun. Aslına bakarsanız çok daha mantıklı. Tez de
şöyle olabilir: Çinliler, Türk topluluklarının yağma seferlerine
karşı değil, elektronik sanayilerini korumak için Çin Seddi'ni yapmışlardı.
Türkler, önce Çin'e, oradan da Taywan, Tayland ve Singapur'a uzanarak,
tıpkı bugün Amerikan ve Japon şirketlerinin yaptığı gibi, videoların
elektronik aksamını ucuza imal ettiriyorlardı. Çinliler, kendi sanayilerini
kurup kendi video cihazlarını üretmek için... At üstünde pantolon-ceket
polo oynayarak, kayak ve eskrim yaparak gelen Türkleri içeri sokmamak
için...
Haa! Bakın, araştırmanın güzelliği burada işte.
Tam şu sırada aklıma, Çin kadın futbol takımının dünyadaki yeri
geldi. Biliyorsunuz, final oynadılar Dünya Kupası'nda. E, Türklerin
kadın takımı da müthişmiş... Belki de rekabet nedenleriyle...
Bir anımı naklederek bitireyim: İstanbul Üniversitesi
Basın-Yayın Yüksek Okulu'nda, Edebiyat Fakültesi'nden gelen, namlı
bir Türk Dili ve Edebiyatı... hocamız vardı. Bize "Türkçe'nin
evreleri" diye bir şemayı belletmekte ısrarlıydı. İlk Türkçe,
Ana Türkçe, Kök Türkçe, En bi asıl Türkçe, En Eski Türkçe... falan
diye uzayıp giden bir şemaydı bu. Türkçe'nin ne kadar eski ve köklü
bir dil olduğunu ispat etmek için hazırlanmıştı. Hiç elleşmediğimiz
zamanki "eski"liği ve köklülüğü yetmiyor ya bize... Bu
muhterem hocamız, şemadaki ilk üç evre için şöyle demişti: "Bu
evrelere ilişkin olarak elimizde yazılı kaynak yok. Türkçe'nin bu
evrelerini Çinlilere ait yazılı kaynaklardan öğreniyoruz."
Kendi diline, tarihine bu kadar kötü davranan bir
başka millet var mı acaba? Kendi evlâtları tarihini bu kadar yanlış,
bu kadar kulaktan dolma, bu kadar TV magazini tarzında bellesin
diye, basını masını elbirliği etmiş uğraşan başka millet var mı?
"Avrupa'nın
çingeneleri..."
"Sırada Portekiz var... Avrupa'nın
çingeneleriyle 1996'dan kalan hesabımız var..."
Star gazetesi, Avrupa Futbol Şampiyonası'nda çeyrek
finale kalan Türkiye'nin sıradaki rakibi Portekiz'i birinci sayfasından
bu cümlelerle tanıtıyor.
Tesadüf, Milli Takım'ın Belçika'yı yendiği gün,
Türkiye Çingene Dernekleri Fahri Başkanı Mustafa Aksu, İnsan Hakları
Derneği Ankara Şubesi Başkanı Lütfi Demirkapı ile birlikte bir basın
toplantısı düzenliyor ve Türkiye'deki Çingene imajından yakınıyor.
(Haber sadece Yeni Şafak gazetesinde yer alıyor, onun da başlığı
şöyle: "Abe orlamayın artık bizi.")
Star'a terbiyeli bir cevap vermekte zorlanacağımız
ihtimalini göz önüne alarak, Türkiye Çingene Dernekleri Fahri Başkanı
Mustafa Aksu'nun sözlerini aktarmakla yetiniyoruz:
"Ansiklopedilerde çingenelerin tarihi
hakkındaki bilgiler birbirini tutmamaktadır. Bilimsel gerçeklerden
yoksun oldukları anlaşılan bu kaynaklarda çingeneler hırsız; çocuk
ve hayvan çalıp satan, genç karılarına ve kızlarına fuhuş yaptıran
göçebe toplum olarak tanımlanmaktadır. Bu bilgilerin düzeltilmesi
için yaklaşık beş yıldır resmi girişimlerde bulunuyoruz. Geçtiğimiz
şubat ayında konuyu eski cumhurbaşkanımıza ilettim. Sorunlarımızı
bir hukuk bilimcisi olan yeni cumhurbaşkanımıza da arzedeceğim.
Gerekli düzeltmeler yapılmazsa, önce Türk adlî makamlarında tazminat
ve ceza davası açacağım. Sorun Türk adalet sistemi içinde çözülmezse,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracağım."
Nankör
İtalyan!' münasebetsizliği
Milliyet'in (22 Ocak) bütün İtalyan
milletine hakaret etmesine sebep, Fiorentina taraftarlarının,
kendilerini terk edeceği için Fatih Terim'e cephe almaları.
'Nankör İtalyan' dedi Milliyet, manşetinden.
Spotlarda bu hükmün gerekçeleri
şöyle açıklanıyor: 'Terim'le tarihî zaferlere
ulaşan Fiorentinalılar maziyi çabuk unuttu, ayrılık
kararından sonra sırt çevirdi.' Ve: 'Çirkin
yakıştırmalar yapılan, halkla arası açılan
teknik adam, kenti ve kulübü aldatmakla suçlandı.'
Evet, 'adamımıza laf ettiniz, alın
size!' durumu. Bir günlük gazete, defalarca tekrarlasak
da vazgeçmeyeceğiz, yani olan biteni bize aktarması
gereken bir yayın organı, bırakın artık
yorum yapmayı, bir başka ülkenin bir şehrindeki
bir takımın taraftarlarının bir kısmının
tepkilerinden ötürü bir millete 'nankör' diyor.
Üstelik, bunu niye yapıyor? Birden
bağlandıkları teknik direktörleri kendilerini
terk edeceği için tepki gösterdiler diye. Fiorentina
taraftarı, gelip ağızlarına bir parmak bal çalan
ve hemen kariyerini gözeterek daha büyük bir başka
kulübe geçmeye hamle eden teknik direktöre niye tepki
göstermeyecekmiş? Dünyanın hangi ülkesinde
benzer bir durumda benzer tepkiler gösterilmez?
Ama hayır! Fatih Terim bir Türk'tür.
'İtalyan' ona hangi hakla tepki gösterir?
Ayrıca: Milliyet 'maziyi unuttular'
diyor. Fiorentina 'Terim'le tarihî zaferlere ulaşmış'.
Birincisi, Terim'li Fiorentina halen bir ligde oynuyor ve ortada
'mazi' falan yok, 'bugün' var olsa olsa. İkincisi, Fiorentina
şampiyon mu oldu? Kupayı mı kazandı? Birkaç
kritik maç kazandı. Önemli maçlar kazandı.
Bunlar 'tarihî zafer'den sözetmeye yeter mi? Fatih Terim'in
iddialılığındaki bir teknik adam herhalde buna
bizzat 'hayır' diyecektir.
Madem Milliyet kendinde 'nankör İtalyan'
deme hakkını buluyor, o zaman biz de kendimizde bu yapılanın
alenen münasebetsizlik olduğunu söyleme hakkını
buluyoruz. (22 Ocak 2001)
|