|
Bu vesileyle "Haysiyet"in izahı
da mümkün olacak
Kimdi o kahpelerle kalleşler?
Sabah gazetesi, Fransız işadamlarının Türkiye ziyareti
sırasında Fransız Girişimciler Hareketi MEDEF başkanının "Türkiye'ye
moral veren" sözler etmesini manşet yaptı. Ama nasıl... Yanına,
geçen yıl Fransız meclisinin Ermeni soykırımı yasasını kabul edişi
üzerine kopan protesto dalgasından bir eylem görüntüsü koyarak,
"Nereden nereye" diyerek, bununla yetinmeyip bir de İstanbul
Taksicileri Birliği imzalı "Fransız mallarını biz kullanmıyoruz
siz de kullanmayın!" afişeti yerleştirerek... Ve bunlarla da
yetinmeyerek...
Sabah'ın manşet kombinasyonu şöyle:
Patlangaç: "Fransız patronların sevindiren
mesajı".
Manşet: "Türkiye'ye güveniyoruz".
Altbaşlık: "Fransız iş dünyasının en etkili
örgütü MEDEF'in Başkanı Seilliere, bu sözleriyle kriz ortamında
büyük moral aşıladı".
Spotlarda, Türkiye'ye gelen heyette Fransız bankacılık,
ticaret ve hizmet sektörünün "devlerinin de bulunduğu"
belirtiliyor, Seilliere'nin "umut dağıttığı" vurgulanıyor,
"desteğimiz sürecek" sözleri aktarılıyor, Renault Başkanı
Schweitzer'in "Türkiye'yi parlak bir geleceğin beklediği"
yollu sözleri bunlara ekleniyor.
Ama ne dedik, bunlarla yetinilmiyor. Bunların hemen
altında şu haber anonsu yeralıyor:
"İtalyanlar da 'işbirliği' diyor - APO'nun
iade edilmemesine tepki gösterenler 2 yıl önce İtalya'ya boykot
başlattı. Ama İtalya önce Aria, sonra Garanti Bankası ortaklığı
ile, en zor günlerinde Türkiye'ye sermaye getirdi".
Bu durumda bize, İtalyanlar Apo'nun iadesine direndiği,
Fransızlar Ermeni soykırımı tasarısını kabul ettiği zaman medyamızın
nasıl yayınlar yaptığını hatırlamak düşüyor. Herhalde benim hatırlatmama
hiç gerek yok.
Şöyle bir tasvir edelim durumumuzu:
Alçaklar, hainler, Türkiye'yi bölmek parçalamak
için teröristbaşını himaye ediyorlar, Ermenileri kışkırtıyorlar,
bir bebek kadar masum olan İttihat ve Terakki yönetimi üzerinden
millet olarak bizi suçluyorlar, zaten bunlar bize hep...
Çünkü o sırada rüzgâr o yönden esiyor. İtalyan
buzdolabı kolileri üzerinde tepinen vatandaşlarımızın "haklı
öfkesi" medyada allanıp pullanıyor. Kaypak İngiliz, kahpe Fransız,
kalleş İtalyan... hepsini diziyoruz hizaya.
Sonra birden, hepsi sırf kıyak olsun bize yardım
eli uzatan dostlara dönüşüveriyor. Medya, "haydi aslanım"
diye sırtlarını sıvazlayıp tuhaf tuhaf protesto eylemleri için teşvik
ettiği ahaliye sırtını dönüveriyor. Yaa, o zamanlar adamlara neler
dediniz, ama bakın, şimdi bize onlar yardım ediyor, onların kıymetini
bilin, diyor.
İşte ben de Medyakronik'in günlük ilâvesine bu
yüzden "Haysiyet" adını koydum...
Çok mu ânî oldu? Birdenbire? İzahatsız?
Yok canıım...
Pratik
Türk kültürü tarifleri
Gazeteler, Allah için, haberi vermezlik etmediler.
İtirazlarını da hafiften belirttiler. Bana kalırsa kesinlikle birinci
sayfalık haberdi. Üstelik arkası da kampanya tarzında getirilmeliydi.
Nitekim, kültürünün hoşgörüsüzlük ve tahammülsüzlükten ibaret sanılmasını
istemeyen her ulus böyle bir durumda, başta basın, kampanyaya girişirdi.
Olay, Samsun belediyesinin, geleneklerine uygun
olarak üstsüz dans eden Güney Afrika halkoyunları ekibinin kadın
dansçılarına bikini üstü giydirmesiydi. Gerekçe, "Türk kültürüne
aykırı" bir durum yaratmamak.
Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz,
"Onların folklorik kültür anlayışında rahatsız edici olmayan
şeyler, bizim kültürümüzde rahatsız edici olabilir," demiş.
Pespayeliğe bakın! ınsanlar gelmiş, bize kendi
halkoyunlarını sunuyor, biz de bu işi bizim kültürümüze göre yapmalarını
buyuruyoruz. Onları oldukları gibi görmeye bile tahammülümüz yok.
Buradan acaba nasıl bir "Türk kültürü"
tanımı çıkar? Başkasına, kendine benzetmeden bakmayı bile beceremeyen
bir zavallı insan topluluğu muyuz biz? Türk kültürünün esası, yabancı
fobisi ve taassup mudur?
Allah Türk kültürünü Samsun belediye başkanı gibi
Türklerin elinden kurtarsın.
Ve Türk basınına da, yaptığı işin doğrudan doğruya
bu memleketin kültürüyle ilgili olduğunu, hem bu tür olaylarda çok
daha duyarlı davranması gerektiğini hem de genel olarak, Samsun
belediye başkanınınki gibi bir sapık kültürü beslememesi gerektiğini
hatırlatsın.
Zira gazetelerde görmeye çok alıştığımız "Türk
dostu" ve "Türk düşmanı" haberleri genel olarak Yusuf
Ziya Bey'in değirmenine su taşımaktadır. Biz İsrailli Revivo'yu
"Maçtan önce İstiklâl Marşı söylüyor" diye övebilen, buna
karşılık her hafta iki Türk takımının karşılaştığı olağan lig maçlarından
önce millî marşın niye çalındığını asla sorgulamayan bir toplumuz.
Basınımız, Türk olmayan herkese, Türklere yaklaştığı-yaklaşmadığı
ölçüde değer verir.
Her neyse, umalım ki, gösteri için Namibya'ya giden
Karadeniz kız ekibine Afrikalılar, "Öyle olmaz, çıkarın üstünüzdekileri!"
diye tutturmasın. Ben tutturmayacaklarına bahse girerim.
Bin
Ladin yol gösterdi, "Batı" doğruyu buldu: Biz haklıyız
Çünkü biz bazen Osmanlı'yız
Milliyet'te dört başı mâmur bir haber. Üstbaşlığı
şu: "Terörist Ladin'in 'Osmanlı hayali' Batı'nın gözünü geçmişe
çevirdi". Yani ne olmuş? Üsame Bin Ladin'in bir görüşünü Batı
ciddiye almış, konu üzerine eğilmiş. Başlığa geçelim: "Osmanlı'nın
çöküşü kaosu hazırladı". Yani, tıpkı İkiz Kuleler'e uçaklar
dalınca dünya terör konusunda Türkiye'nin haklılığını nasıl anladıysa,
şimdi de Osmanlı'yı yıkmakla yanlış bir iş yaptıklarını anlıyorlar.
Haber, AP ajansının Atina büro şefinin Ortadoğu
ve Avrupa'daki Osmanlı izlerine dair bir analizine dayanıyor. Analizin
vardığı sonuç, Osmanlı'dan kalan boşluğun Avrupalı büyük güçlerce
doldurulmaya çalışıldığı fakat bunun başarılamadığı, sorunların
çözülmediği, aksine keskinleştiği.
Milliyet, haberi bir Süleymaniye Camii - Konstantin
Karamanlis - Rahibe Teresa fotoğraf kolajıyla süslemiş. Yanına da
"Osmanlı tebaası - Rahibe Teresa, Konstantin Karamanlis gibi
modern dünyanın önemli şahsiyetleri de Osmanlı tabiyetinde doğdu"
yazmış.
Artık altbaşlığı da aktarayım: "AP ajansının
hazırladığı analizde Osmanlı'nın çözdüğü sorunların imparatorluk
yıkıldıktan sonra çıban başı olduğuna dikkat çekildi."
Bütün bunların mânâsı nedir?
Tıpkı Türkiye'nin terörizm konusundaki tavrı gibi,
yıllarca görmezden gelinen bir hakikat, yani Osmanlı'nın doğru ve
iyi ve güzel olduğu ve haksız yere yıkıldığı, o yıkılınca da kötü
sonuçların doğduğu, şimdi nihayet "Batı" tarafından kabul
ediliyor. (Ayrıca, buradaki "Batı", AP ajansı oluyor.)
Bu işe "Batı"nın dikkatini çeken, her
şeyi yeniden düşünmesine yolaçan kim? Üsame Bin Ladin. Yani, icabında
son Afganlı'nın da ocağının söndürülmesi pahasına yakalanması gereken
bir azılı terörist olmanın yanısıra, büyük tarih ve uygarlık meselelerinde
kulak verilmesi gereken bir bilge. En azından bir analizci.
Durduk yerde niye bu payeyi verdik ona? Çünkü "Batı"nın
bizim aslında geçmişten beri ne kadar haklı ve önemli olduğumuzu
anlamasını sağlayan tesbiti ortaya attı.
Bu durumda Osmanlı da "biz" oluyoruz.
Karamanlis ile Rahibe Teresa'nın üstüne abanmış Süleymaniye Camii
gibi bir şeyiz yani. Adam AP'nin Atina muhabiri olduğu için, öncelikle
ünlü bir Yunanlı politikacıyı örnek vermiş. Bizim Milliyet'teki
meslektaşlarımız bu yazıyı bize aktarırken Karamanlis fotoğrafıyla
süslemenin ne kadar anlamsız olduğunu akıllarına bile getirmemişler.
Ortadaki zihin ve ruh karışıklığını yeterince gözönüne
serebildim mi, bilmem. Üsame Bin Ladin'den referanslı, Batı kaynaklı
bir akademik çalışma içerisinde, Türk'ün Osmanlı olarak kendini
yüceltmesi...
Giderek düzeleceğimize, her gün biraz daha kafayı
yiyoruz.
Osmanlılık
gen haritamızın neresinde?
Beşiktaş'ın Bulgaristan takımı
Levski Sofya'yı elemesini Star, Milliyet ve Akşam gazeteleri,
"Osmanlı tokadı" başlığıyla
verdiler. Yeni Binyıl "tokat"ı "şamar"
yaptı, aynı başlığı attı. Hürriyet,
meseleye bir başka tarihî boyut kattı: "Plevne
Kartal'ın". Medyamızın yüksek dozda tarih
bilincine sahip olduğunu bu vesileyle bir defa daha gördük.
Tek şüphemiz şu: yüksek dozda bulunan şey
acaba tarih bilinci değil de bilinçsiz bir imparatorluk
kalıntısı ruh hali ve milliyetçiliğe nostalji
karışınca ortaya çıkan lezzetsiz karışım
mı? Ama ne yapsınlar... Cumhuriyet tarihi boyunca Bulgarlarla
savaşmamışız ki... Yeri gelmişken: Beşiktaş,
Türkiye Cumhuriyeti'nin bir takımı. Cumhuriyet'in
kuruluşu 1923. Başkenti Ankara.
|