|
Ebediyen ergenlik çağında kalmaya mı mahkûm
edildik ya rab?
Bayrak giyilmez, pasta bölünmez!
Savcı Arif Hikmet Oruç öfkeyle salladı başını. Ceketinin
iç cebinden küçük not defterini çıkarırken elleri titriyordu. Kalemi
parmaklarının arasından düşüveriyordu neredeyse. Defterin boş bir
sayfasını açtı, "30 Ekim" yazdı tepeye. Altına, "Tişörtleri
toplattır," notunu düştü.
İzmir'de yıllardır ay-yıldızlı giyim eşyası üreten
ve satan imalatçı ve esnaf, ertesi gün, 2893 sayılı Türk Bayrağı
Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca haklarında soruşturma açıldığını
öğrendi. Şaka değildi, 3 aydan 6 aya kadar hapsedilebilirlerdi.
Nitekim polis gelip dükkânlardaki tişörtlere elkoymaya başlamıştı
bile.
Defter-kalem faslını, bir zamanlar haftalık haber
dergilerinde moda olan "haber girişi" tarzının duruma
pek uygun düşeceği düşüncesiyle ben uydurdum, tamam. Ama gerisi
doğru.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde ay-yıldızlı
tişörtler giymiş öğrencileri gören bir savcının yemeyip içmeyip
bu rezalete engel olmak üzere ortalara atlamasını nasıl açıklamalı?
Açıklamamalı.
Türk bayrağı güzel bir bayraktır. Japon bayrağı
kadar olmasa da, yoğunluk ve bol bol anlamlar çağrıştıran sadeliğinin
yanısıra, basbayağı estetiktir. Yani şekil şemal bakımından severiz
bayrağı.
Peki bu bayrak niye elimizde hep ödünç bir eşyaymış
gibi durur? Evlerimize astığımızda, niye bir buyruğu yerine getiriyormuşuz
gibi olur? Alıp sokaklara döküldüğümüzde, niye milletin bir kısmı,
devleti arkasına almış, başka bir kısmına saldırıyormuş gibi olur?
Çünkü sözkonusu savcı gibi birtakım insanlar, bayrağın
gerçek sahibi olduklarına inanırlar ve her fırsatta onu bize karşı
korurlar.
Bu, gerçekten de izahı ve kabulü imkânsız bir komplekstir.
Yasaklar da, dayatır da. Ortada "millî" hiçbir şey yokken,
her lig maçından önce millî marş söylenir.
Milletin bayrağı tişört yapıp giymesi, atkı yapıp
sarması, fular yapıp takması, devleti niçin rahatsız eder?
Bu, gerçekten de fazlasıyla sinir bozucu bir durumdur.
Kompleksimiz bayrakla da bitmez. Bolu Valisi Mehmet
Ali Türker, 29 Ekim resepsiyonunda önüne getirilen, Atatürk resimli,
Türkiye haritası şeklindeki pastayı kesmez; "Vatanımı bölemem,"
der ve 15 günde uğraş didin yapılan pasta mutfağa geri götürülür.
Davetliler valiyi alkışlarlar.
Kesilecek olan bir pastadır. Cumhuriyet Bayramı
resepsiyonu için onca çabayla hazırlanmıştır. Hayır! Kesilemez!
Pasta kesilirse maazaallah vatan bölünmüş gibi olur.
Olmaz aslında. Hiçbir şey olmaz. Kompleksler devam
eder, "vatan", "millet", "devlet",
"pasta"... -pardon, sonuncusu yok- kavramları her geçtiğinde
millet tedirgin olur, devlet vazifesini yaptığını hisseder.
Her iki haber, bir gazete sayfasında, hak ettikleri
şekilde yeralırlar. Gazete, ne savcıyı ne valiyi doğrudan eleştirir,
ama ölçülü bir üslûpla, komik olanı bize iletir.
Ancak!..
Aynı sayfanın tepesinde, "Rumlara bayrak fırçası"
diye bir haber vardır. Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıs raportörü,
Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki Yunan bayraklarının bolluğuna fena takılmış,
Rum yöneticilere, "Kıbrıs Yunanistan'ın sömürgesi mi? Siz Yunanistan'la
değil AB ile birleşeceksiniz," diye posta koymuştur.
Gazete, bu haberi herhalde bayrak bağlantısından
ötekilerle aynı sayfaya almıştır. Mantıksal bağ, konu bütünlüğü
vs. bakımından bu kadarı yeni Milliyet için zaten yeter de artar
bile. Tabiî böyle bir Kıbrıs haberinin derhal doğuracağı, "Kıbrıs'ın
Türk kesiminde bayraklar bakımından vaziyet nedir?" sorusu
ne gazete yazıişlerinin aklına gelecektir ne de başkalarının. Zaten
hemen altta, bizim kendi bayrağımızla ilişkimize dair beş-on ciddî
araştırmaya bedel bir örnek haber yeralmıyor mudur?
31 Ekim 2001 tarihli Milliyet'in 14. sayfası, bizim
-savcımızla, valimizle, basınımızla- milletçe ebediyen ergenlik
çağında kalmaya kararlı olduğumuzun, hiç ama hiç büyümek istemediğimizin
anıtsal bir kanıtıdır.
...MESELENİN DEVAMI...
Yukarıda bahsedilen savcının açtığı dava sonucunda,
İzmir'in Selçuk ilçesinden sekiz esnaf, Türk bayrağı baskılı tişört
satmaktan 250'şer milyon para cezasına çarptırıldı. Ceza, üç ay
hafif hapisten çevrilme. ışte şimdi bir defa daha yüksek sesle söyleyebiliriz:
dünyada bizden başka bunu yapacak ülke yoktur. Millet bayraklı tişört
giyiyor, savcı, görevinin bayrağı da milletten korumak olduğunu
düşündüğü için dava açıyor, e, kanunda da yeri var, adamlar mahkûm
oluyor. Sanki kızılbayrak giydirmişler millete. E, biz de anlayalım
artık bayrağın kime ait olduğunu. Hani bazen bize ait sanıyoruz
ya.. (31 Ekim 2001)
|