|
Millî
duygular galeyana gelince sokak ortasında atış serbest
Haydi beyler, eller bele!
İstanbul'da, 22 yaşındaki bir genç
adam, televizyonda Fransız meclisinin Ermeni soykırımı
yasasını kabul edişine ilişkin bir program seyreder,
bu arada içer, kimbilir hangi öfke kaynakları birbirine
karışır, muhtemelen öteki kaynaklara dair elinden
bir şey gelmediği ve gelse de bunu yaptığında
başına iş alacağı için, üzerinde
millî mutabakat olan hasmını seçer, gidip Beyoğlu'ndaki
Fransız Konsolosluğu'na beş el (Star'a göre,
Hürriyet'e göre altı) ateş eder. Hürriyet'e
göre konsolosluk kapısındaki polislerce yakalanır,
Star'a göre, tabancasını polislere teslim eder.
Star bu haberi "Fransa'ya 5 kurşun"
başlığıyla verdi. Haberin spotunda şöyle
yazdı bu gazete: "Alkollü genç İstanbul'daki
Konsolosluğu'nun duvarına ateş açtı. Konsolosluk
şikayetçi olmadı. Ancak genç yine de tutuklandı."
Gazete, tabiî ki, "genç"in
ruhsatsız silah taşıması ve bununla aklına
estiğinde sağa sola ateş etmesiyle ilgili değil.
Başka durumlarda gördüğümüz "şehir
magandası" vesaire edebiyatı yapılmamış.
Niye? Çünkü dava millî.
Star elbette bununla yetinmiyor. "Fransa'ya
5 kurşun" başlığının ve spottaki
"ancak genç yine de tutuklandı" ifadelerinin
ortaya koyduğu üzre, gazete bu delikanlının
eylemini neredeyse bir örnek davranış haline getirecek.
"Tahrik"in insanları toplu halde yakmaya bile gerekçe
yapılabildiği bir ülkedeyiz. Normal sayılır.
Gazete, sözümona Fransa'yı protesto
ederek rahatlayan genç vatandaşımızın "bir
televizyon programı seyrettim, doldum" gerekçesini
de üstünde durulmaya değer görmüyor. Oysa
burada açıkça, son günlerdeki medya faaliyetinin
bir ürünü sözkonusu. Medya, böyle bir eylemin
yapılabilmesinden doğrudan doğruya sorumlu.
Star, sorumluluğu inkâr etmiyor.
Göğsü kabararak kabul ediyor. İstiklâl
Caddesi'nde, kalabalığın pek azalmadığı
22.30 gibi bir saatte, üstelik içkiliyken, üstelik
ruhsatsız bir silahla "millî protesto" eylemi
yapan genç adamın sırtını sıvazlıyor.
(6 Şubat 2001)
İzan
ve insaf sizlere ömür
Milliyet (2 Nisan) arka sayfasına manşet
yapmış: "10 bin Amerikalı bize duacı".
Niyeymiş? Çünkü Amerika'da öğrenim
gören 15-20 bin Türk genci, her yıl Amerikan
ekonomisine 836 milyon dolar kazandırıyor, 10 bin kişiye
de iş alanı sağlıyormuş.
Gazete bununla övünüyor, bizim de
övünmemizi istiyor. Düşünsenize, Amerikalılar
bile bize duacı.
Milliyet gazetesi yazıişlerine göre,
demek ki, şöyle sorular yok:
Niye Türk gençleri gidip Amerika'da okuyor?
Bizim üniversitelerimizin durumu nedir ki
böyle oluyor?
Bizim öğrenciler okumasa o okullar boş
mu kalacak?
Yoksa her ulustan öğrenciler oralara
girebilmek için yarış halinde mi?
Niye?
Türkiye'de okumak için uğraşan
kaç Amerikalı öğrenci var?
Amerika'nın hiç değilse bir kısmını
"biz" mi besliyoruz?
Peki başkalarını besleyeceğimize
o paraları kendimize saklasak da krizlere falan girmesek olur
mu?
Bu niye olamıyor?
"İzan" ne demektir? "Aymazlık"
ne demektir? "Küstahlık" ne demektir?
Soru sorulmayınca cevap alınır mı?
Soru sorulup cevap alınmayınca
herhangi bir şey düzelir mi? (2
Nisan 2001)
Yazıyı
da bulduk, gelinimiz de akıllı
Hiç itiraza kalkışmayın: Yazıyı
kimin bulduğu mevzuuyla Kohl ailesine gelin giden Türk
kızı konusu "öte yandan"la birleştirilmez,
demeyin. Her zaman soruyoruz: Bizim ne eksiğimiz var?
Gelelim konularımıza. Almanya'nın
eski başbakanı Helmut Kohl ile eşi, bu memleketin
güzide gazetesi Bild'e gelinlerini anlatmışlar. İşte
efendim, Amerika'da şu okulları bitirdi, Londra'da yüksek
lisans yaptı, Rusya hükümetine danışmanlık
etti, vs. Yani öyle sokakta rastladığımız
ve bizzat benim mümkünse kapı dışarı
etmek, olamıyorsa sürekli bir baskı altında
tutmak ve yabancılık duygusundan kurtulmamalarını
temin etmek gayesiyle muazzam çabalar gösterdiğim
o korkunç Türklerden biri değil, özel biri,
demeye getirmiş.
Bundan bize ne? Adam politikacı. Aynen bizimkiler
gibi, milliyetçi-muhafazakâr, vatan-millet mevzularında
pek hassas, öbür yanda "aile fotoğrafı"
durumları, partiye çıkar sağlamak için
dolaplar molaplar... Bakmış herhalde, oğlu müstakbel
eşi hususunda kararlı, o da bu vesileyle aslında
yabancı düşmanı olmadığını
göstermek istemiş. Şu anda başbakan da olmadığı
için mesele yok.
Lâkin bizim bir büyük gazetemiz,
Sabah, 23 Mayıs günü tutuyor, Kohl'ün namlı
Bild gazetesine anlattıklarını birinci sayfasından
haber yapıyor. Hem de bizim ne mahir bir millet olduğumuzu
bize bir defa daha anlatmak için. Bazı kahvelerimizde
de, "Abi, ben ne müthiş adamım ya..." muhabbeti
yapılmadan yaşanamıyor ya... Sabah, "Gelinimiz
çok akıllı" başlığı atmış.
İç sayfada başlık genişliyor: "Türk
gelinimiz Elif çok sevimli ve akıllı". Gerisi
de mâlûm.
Oysa Milliyet geçen gün (16 Mayıs)
böyle birey birey şişinme malzemesi biriktirme yerine,
külliyen dünya medeniyetinin bir nevi babası olduğumuzu
ispata kalkışmıştı. "İlk yazıyı
Türkler yazmış" haberi birinci sayfasındaydı
gazetenin. Arkeologlar, Orta Asya'da, 4000 yıl öncesinden
kalma yazı izleri bulmuşlar. Türkmenistan'ın
başkenti Aşkabad yakınlarında yapılan kazılarda
birtakım yazıtlara rastlanmış. Bunlar, Orta
Asya'da, İran'dakine benzer bir uygarlığın varlığına
delaletmiş. Bir arkeolog da, MÖ 2300 yılına
ait bir mühürde bir yazıya rastlamış. Tarih,
Mezopotamya, İran ve İndus ırmağı vadisinde
yazının ortaya çıktığı tarihle
çakışıyormuş. O tarihlerde Çinlilerin
henüz yazı geliştirmediği bilindiğinden,
bulunan yazının kime ait olduğu henüz bir soru.
Zaten muhtemelen Milliyet'in bu yazıları
Türklere mal etmesi de buradan kaynaklanıyor. Gazetede
deniyor ki: "bilinmeyen bir uygarlığın..."
E, madem Orta Asya'da bulunmuş, sahibi de
bilinmiyor, o halde bizimdir.
"Orta Asya'da bilinmeyen bir uygarlığa
ait yazı izleri bulundu" haberine, sonuna ünlem de
koyarak, "İlk yazıyı Türkler yazmış!"
başlığı atıyorlar, gayet şaibeli bir
politikacı gelinini övüyor, birinci sayfa haberi
yapıyorlar, sonra da Kemal Derviş'in Amerikalı eşini
"Hillary gibi" diye sürmanşete çekiyorlar
(Star, 22 Mayıs)... Ciddi mesele şu: Acaba bütün
basında, Türklerin insanlığa ve ayrıca
kendilerine, "uygarlık" bakımından halen
hangi katkılarda bulunmakta olduğuna dair kafa yoran tek
kişi var mıdır? Daha gayrıciddîsi ve sinir
bozucu olanı da şu: Bu ne kompleks kardeşim ya! (23
Mayıs 2001)
|