|
TV ile, suntur.net ile işim yok benim
Uzun bir müddet, elde olmayan sebeplerle dost
ve müşterilerin hizmetinde olamadık. Yeniden başlıyoruz. Amacımız
piyasaları huzursuz etmeden, nâçizane, mesaimize devam etmektir.
"Türkiye'nin kahve masasından yayın yapan
ilk net radyosu, televizyonu, suntur.net" falan gibi teklifleri
de nezaket sınırları içerisinde geri çevirmiş bulunuyoruz.
En basiti, kimi koyacağız ekrana? Ferhunde teyzenin kızı Burçak
olabilir belki, ama onu kahveye getirmek mesele. Kız kapının
önünden geçse oğlanların en az üçü beşi top ayakkabısını,
eşofmanını unutup gidiyor sahaya. Ayrıca, laf aramızda, kızımız
pek zarif fakat bir darda kalsak, ardarda üç cümleyi kırıp
dökmeden seyirciye takdim edebileceği şüpheli. Gerçi bunun
televizyona çıkma hususunda bir engel teşkil etmediği söylenebilir,
ama biz de yapacaksak öylesini yapmayacağız herhalde.
Bir de tabiî, program yapacağız, o şahıslardan
çağıracağız, gelecek biri, kalkıp, "Kardeşim biz de alışmışız,
har vurup harman savurmaya, gidiyoruz bakkala, na böyle kalıpla
peynir alıyoruz," diye konuşacak, sonra adamı kahveden kaçır,
mahalleden gizlice çıkar, falan bir dolu iş. Televizyon kuracaksan
kapıda güvenlikli plazan olacak.
Her neyse, bunlar geçmiş mevzudur. Yani Fatih
Terim'in Milan'a transferi hikâyesine dönmesin, hani belki
duymuşsunuzdur, merak ediyorsunuzdur diyerek lafını etmeyi
zaruri gördüm. Bu hususta Osman abiye de danıştım, özellikle
yenge ısrar etti, "Suntur, en iyisi her vakit izahat vermektir,
insan bir şeyi bilmeyince daha beter kurar kafasında," dedi,
Osman abiye de manidar manidar baktı. Abimiz azıcık ketumdur
umumiyetle. Fakat yengenin bu lafı üzerine derhal dalıp, "Hanım
sen bu memlekette niye mütemadiyen diken üstünde yaşadığımızın
sırrını çözmüşsün," dedi. Buradan da, nerede ne olup bittiğini
bilmememizden ötürü her an her şeye hazır, tükenmek bilmeyen
bir heyecan içerisinde yaşadığımıza sıçradı. "Bakın," dedi,
"ertesi sabah ekmek kaç para olacak, onu bile bilmiyoruz."
Ve böylece, piyasalar ve dolar mevzuuyla ekmek arasında televizyonlara
çıkan takım elbiseli şahısların nedense kurmadığı münasebeti
kuruverdi.
Bu vesileyle, tabiî, azıcık da birazdan kahveye
gittiğimizde kaçınılmaz olarak başlayacak "n'olcak bu işler"
münakaşaları için cephane temin etme gayesiyle, "Abi memleket
yönetimiÉ" diye lafa girecek oldum. Osman abi, "Öyle bir şey
yok!" dedi. Nasıl yani?
Şöyle oluyormuş: Osman abi diyor ki, şu anda
memleketi kimse yönetmiyormuş. Herkes aslında birileri birşeyleri
yönetiyor zannediyormuş fakat öyle değilmiş. Meselâ Fazilet
Partisi'ni asker kapattırmamış. Onlar bunu daha evvel başka
bir sebeple söylemişler, fakat geri almamışlar, sonra onlar
istiyor diye öyle yapılmış fakat aslında şu sırada sorsalar
belki de istemiyormuş adamlar. Sonra, hükümet, şunu yaparsak
piyasalar şöyle der, bunu yaparsak böyle der, diye şunu veya
bunu yapıyormuş, fakat piyasalar da aslında biz şöyle dersek
onlar bunu yapar filan diye onların yaptığına bakıp bir şey
diyor veyahut demiyormuş. IMF'ciler falan, aslında bir şeyi
yapıldı zannedip öbürünü isterken öncekinin yapılmadığını
fark ediyor ve onun halledilmesini tutturunca bizimkiler ikincisinden
vazgeçtiler diye çark ediyorlarmış. Avrupa zaten, biz bunlarla
baş edemiyoruz diye bizi yine Amerika'ya havale etmiş, fakat
onlar da aslında bize şunları şunları yaptırıp da Avrupa'ya
kabul ettirmek peşindeymiş. Fakat bizimkiler de bunları Avrupa
istiyor diye yapmıyor, böylece Amerika'nın da istediğini yapmamış
oluyorlarmış. Hükümet, şöyle yaparsam oy kaybederim diye bir
şeyi yapıyor veyahut yapmıyor fakat böyle yaptığı veyahut
yapmadığı için daha beter oy kaybediyormuş fakat bu oyu başka
kimse de kazanmıyormuş. Oylar ortada kalınca seçim de yapılamazmış
çünkü kimse seçilmezse bu sefer memleketi hiç değilse görünüşte
yöneten kimse de kalmazmış.
Velhâsıl Türkiye'nin şu anda kimse tarafından
yönetilmediğini, şöförsüz otobüse ne olursa sonunda bize de
onun olacağını söyleyip kalktı Osman abi. Ve son doktor faslını
müteakip yengenin ilân ettiği olağanüstü hali deleceğini gürültüyle
ilân edip beraber içmeye gitmeyi teklif etti. Yenge yerinden
bile kıpırdamadı ve, "Gitmeyin şimdi dışarılara, dünyanın
parası," dedi, "oturun şurada, hazırlarım ben size."
Bir nevi hoşbulduk diyeyim diye bugün özel
mevzulara girmedim.
|