|
Şeref ve şerefsizlik olayı
Bu sefer küçüklüğümden beri şu mahdut ve mütevazı
aklımı en fazla boşa çalıştırmış mevzulardan birini açmak
istiyorum. Tam sırasıdır. Tam sırası olması da önemlidir zira
merkezdeki arkadaşlar, Allah için bana hiçbir vakit şöyle
yap böyle yap dememelerine rağmen, Suntur kardeş, hani güncel
hadiselerle bir şekilde bağlantı kuruldu mu daha şık duruyor,
şeklinde telkinlerde bulunuyorlar zaman zaman. Biz de düşündük,
hak verdik zaten. Bu şartlar altında, şeref ve şerefsizlik
hallerinden bahsetmem zannederim ziyadesiyle uygun düşecektir.
Şimdi bu MHP'nin uzaktan pekâlâ ortayaş yakışıklısı
imajı veren milletvekili Mehmet Gül adlı şahıs, bendenize
hayatım boyunca çözemediğim bir problemin cevabını tepsi üstünde,
bir bardak kımız eşliğinde takdim etti. Bunu size açmayıp
da ne yapacağım?
Belirteyim ki önce kahvedekilere ufak bir
aydınlatma seansı tertiplemeyi denedim. Fakat teşebbüsüm akim
kaldı. Niyazi abi, "Öyle deme Suntur, o da fena adama benzemiyor..."
diye başlıyordu ki yine, bu defa derhal susturdum: "Niyazi
abi," dedim, "Drakula gelip açıkta kaldım diye kapını vursa
yatıya alırsın sen, Allah aşkına bu meseleye karışma." Gık
mık edecek oldu, kendisine bir zaman da kahve duvarındaki
dart tablasının üzerine gerdiğimiz Güneş Taner resmini aynı
isabetsiz merhamet gösterileriyle kaldırtmaya kalktığını,
o vakit içimiz kan ağlaya ağlaya da olsa nasıl kalbini kırdığımızı
imâ ettim. Acımadan yaptım. Çünkü başka türlü laf anlayacağı
yoktu.
Kendisinin merhameti nedense nerede musibet
varsa orada şaha kalkar. Ben daha gençtim, kapağı atacak ülke
bulamayan ıran Şahı'na bile "yazık" demişti, hatırlıyorum.
Geçenlerde de bir ara Demirel gözükünce şöyle bir iç geçirdi,
ama tecrübeli kardeşlerimizden Necmi, "Oynasana, sabaha kadar
seni mi bekleyeceğiz," diyerek, hem de mevzuun kıyısından
dolaşarak tatsızlığı baştan önlemiş oldu. Velhâsıl, Niyazi
abinin merhametinin isabetsizliği de işin öteki yanı, yani
istatistiklerde gözükmeyen tarafıdır.
Mehmet Gül Bey'in hepimize hizmet olarak
bizzat imal ederek piyasaya sunduğu şeref ve şerefsizlik tariflerine
gelelim. Bu zat, bir kişinin annesinin gayrımüslim, kendisinin
mason olması halinde, pek tabiî olarak şerefsiz olacağını
düşünmektedir. Olabilir, düşünebilir. Kendisiyle aynı yolun
yolcusu olanlar, çeşitli zamanlarda pek çok başka musibet
düşünmüşlerdir. Mehmet Gül Bey, bu düşündüğünü alenen söyleyebilir
de. Çünkü memleketimizde bu cins laflar söylemenin cezası
yoktur. Ben kişilerin kendi cibiliyetlerini bu şekilde dolaylı
yoldan ifade etmelerinden yanayım her zaman. Sonra bazen geç
uyanabiliyoruz kimilerinin haysiyet durumuna.
Fakat Mehmet Gül Beyin asıl hizmeti, dediğim
gibi, şu olur olmaz herkesin dilinden sağa sola saçılan şeref
veyahut şerefsizlik laflarının mânâsını aydınlığa kavuşturmuş
olmasıdır. Ben başımıza gelen bu yeni hadiseden hareketle
şöyle bir misal geliştirdim: Meselâ ben kahvede oturmuş herkese
birtakım meseleleri izah ediyorum, hepsi dinliyorlar, bir
ara oradan televizyonun sesi açılıyor, ben de susup çayımdan
bir yudum alıyorum, millet televizyona bakarken yanımdakine,
"ulan bunların alayı şerefsiz lan" diyorum, fakat tam o sırada
televizyonun sesi gidivermiş, millet de zaten susmuş dinlediğinden
ortada yanan sigara kağıtlarının ince çıtırtısı bile işitilmekte,
bizim laflar tabiî aynen, megafonla şey yapılmış gibi kahvenin
tavanında çın çın öterek floresanları titretiyor. Tabiî, başta
Selo, bizim delikanlılar, hop, hepsi ayağa kalkıyor, vay,
Suntur, sen bize şerefsiz dedin, falan, ben de diyorum ki,
duyulacağını bilsem der miydim, o benim resmî görüşüm değil
ki, vesaire...
ışte, değerli okurlarım, şerefsizlik bu şekilde
oluyor. Böylelikle sizin de nihayet memleketimizde onun bunun
anasına avradına yönelik bazı galiz laflardan sonra en fazla
kullanılan kelime olan "şerefsiz"in mânâsı konusunda zihin
açıklığına kavuştuğunuzu zannediyorum. Misal olarak kendimi
verdim, kimse lüzumsuz yere alınmasın gücenmesin diye. Zaten
şerefsiz dolu ortalık...
|