|
Ben "şerefsiz" lafını sevmem fakat...
Hatırlatmak veya ikaz etmek bizim gibi mahalle
kahvesinden iki cılız ses çıkarıp yurt sathına yayma imkân
ve tesislerine kavuşturulmuş ve fakat aslında haddini bilmeyi
erdem kabul eden ikinci mevki yolcularına düşmez tabiî, lâkin
farkında mısınız acaba, yeni bir âdetimiz oldu. Cemiyet olarak
yani.
Bu yeni âdete kan ve can veren zat-ı muhteremler
genellikle ortaboy iş sahibi oluyor. Ben eminim, her gün yıkanan
cillop arabaları, iki cep telefonları, takım takım elbiseleri
var ve mütemadiyen ekonomiz krizden şikâyet etmekteler. Bunlarla
şahsen benim yüzyüze gelmem ihtimali de normal şartlarda yok.
Bundan emin değilim. Henüz tamamen yırtmış olmayabilirler.
Meselâ annesi bizim eski arsaya yapılan güvenlikli müvenlikli
sitede oturuyordur falan, olabilir yani. Gelirken giderken...
Zaten karşılaşmasak pek iyi olur diye düşünüyorum.
Çünkü Suntur kardeşiniz de nihayetinde basiret tanrısı tarafından
yeryüzüne gönderilmiş bir peygamber veyahut aziz falan değil.
Bizim de kendimize hâkim olamadığımız haller arada sırada
gelip kapıya dayanıyor fakat ne yapıyoruz, açmıyoruz kapıyı,
kapanıyoruz...
Şimdi bu muhterem kişiler, birtakım işlerin
sahibi oluyorlar. E, tabiî birileri de buralarda çalışıp ekmeğini
kazanıyor haliyle. Sonra, günün birinde bu elemanlardan birinin
başına bir iş geliyor. Evi soyuluyor, giren hırsız bir de
kadına tecavüz ediyor. Veyahut, oğlunu delidir, katildir diye
yakasına yapışıp korku tünellerine sokuyorlar. Veyahut, kızı
sokağa düşmüş, biraz da dağılmış galiba, orada burada tuhaf
işlere bulaşıyor, sonunda memleketin en büyük cinayetlerinden
birine de bulaştı diyorlar, alıyorlar.
Bunların hepsi, Allah göstermesin denecek
cinsten felâketler. Hani söylemeye bile ürküyor adam, her
an herhangi birimizin başına gelir mi gelir.
Ha, şimdi böyle bir hadise vuku buldu mu,
bunların patronları veya babalarının, şunlarının bunlarının
patronları yemiyor içmiyor, kadını veyahut adamı işten atıyor.
O kadına da böyle yaptılar, ufaklığın babasına da, son olarak,
o kızın babasına da. Adam gitmiş, televizyonda gazetecinin
tekinden rica ediyor, o da patronlara yapmayın etmeyin diyor,
onlar da, peki, n'apalım, madem siz dediniz, filan, işe geri
almışlar adamı.
Hayır şimdi bizim bu herifleri bu vicdansızlıktan
ötürü işten atma şansımız da yok. Zaten vicdansızlık diye
bir ayıp cinsi de kalmadı. Peki, kardeşim, şimdi ben bu adamlardan
biriyle karşılaşırsam ne yapayım? Yanımda deve bulundurup
yüzüne mi tükürteyim? Ne hesaptır bu ya!? Niye atıyorsun adamı
işten, birader? Hepsi daha beter olsunlar diye midir?
Ya allahaşkına şunları hepsini toplayıp bir
televizyon programı yapılsın. Sorulsun, neymiş bakalım zorları?
Özcan Köknel'i filan da getirsinler, asıl bunları incelesin.
Kolay mı lan o kadar!?
Kusura bakmayın, sayın okurlar. Fakat şahsen
çok içerliyorum ben böyle tiplere. Ulan yarın öbür gün senin
oğlun, kardeşin şuyun buyun bir halta karıştırırsa veyahut
başına bir çorap örülürse sen ne yapacaksın!
Osman abiye feveran ediyordum, o sükûnet
abidesi adam bile ağzını bozup, "Şerefsiz oğlum bunlar!" dedi.
Tövbe tövbe...
Şu kadarını söyleyeyim: Geçmesinler sakın
buralardan.
|