|
Matem günü sırıtma olayı
Cevat da Akşam'la Sabah'ı getirince tamam
oldu. Ercan resimli sayfaları açıp açıp üstüste koydu. Verin,
dedim, bok etmeyin. Osman Abi'den kağıt makasını almışım,
düzgün keseceğim hepsini. Resimleri kesmeye girişirken hafif
bir göz yaşarması durumunu atlattık. Ekrem abi, "hayrola oğlum,
nedir, hepiniz yemeden içmeden mi kesildiniz be," dedi. Nusret'e
kaş göz etti. Haydi benden olsun, kim ne istiyor, dedi. Dursun
atladı, hop abi, dedi, ne demek, iki tur benden herkese. Çaylar
ıhlamurlar geldi. Ercan'ın ufaklık kapıdan geçiyor, onu da
çağırıp gazoz verdirdi Ekrem abi. Velet pepsi yok muydu dediyse
de gazozu dikip gitti. Göz ucuyla baktım şöyle. O da utandı
zaten yaptığından.
Resimleri gayet düzgün şekilde kestim birer
birer. Seloteyp nerede, diye seslenecek oldum. Lafın sonunu
yuttum mecburen. Bir yankılandı ki sesim... E, kimseden ses
çıkmıyor. Arada yayına geçen de fısıltıylan şeyttiriyor. Bir
nevi cami atmosferinde süzülüyoruz ne yaptığımızı tam da bilemeden.
Necmi abi videolarla geldi. Hemen koyduk
birini.
Ve büyük sürpriz. Osman abi bu saatte kapıdan
girsin, olacak şey değil! Geldi. Ayin vaziyeti tamam ha, dedi.
Bendenize ve oğlanlara bakıp, hakkınızdır, hakkınızdır, deyip
geçti oturdu. Bilahare, resimlerin seloteybi ufak parçalar
halinde rulo yapmak suretiyle asılmasının daha pratik olacağını
belirterek yol da gösterdi.
Dursun, duvarlara seloteyp yapıştırılmasına
hiç itiraz etmemiş, anında razı olmuştu. Sermet amca ıslak
şemsiyeyi yasladı diye laf edip laf işitmiş bir kahveci için
bu bir yerde çağının ötesine geçmek manasına geliyordu. Osman
abi de meseleyi dürtmeden duramazdı tabii, hayrola Dursun,
nasıl izin verdin sen bunlara böyle diye lafı sürüverdi masaların
üstünden ocağa doğru.
Dursun, "abi böyle günde de şeetmezsek..."
dedi utanarak. Bir puan yazdım kendisine. Ettiğin iyilikten
sözedilince utanıyorsan bir insaniyat vardır içinde bir yerde.
Neticede, yekvücut olmuş şekilde bütün kahve
bir ucundan tuttu, donattık her tarafı. Ekrem abi bile Saadet
ablaya çok net konuştu hepimizin gözü önünde: Valla bilmem,
dedi, siz de toplanır mısınız aranızda, ya da çağır bize gelsinler,
bilemem, yani, ben buradayım yarın sabaha kadar, dedi. Saadet
abla da, o vakit videolardan bize de verin, dedi. Sonunda,
Gülçin'in arada koşturulup kahve ile Saadet ablalar arasında
videoları getirip götürmesinde anlaşıldı. Gece vakti genç
kız sokaklarda... muhabbeti de Selim ile Burak tarafından,
ayıp ettin Saadet abla, biz ne güne... kayıtları düşülerek
dosyalandı.
Uzun bir gece olacaktı, belli. Tek problem
şu: Gülmeden duramazdık. Fakat nasıl başlayacaktık. ılk gülene
fena bakılacaktı. Az sonra dağılacaktı bu umumi müfettişlik
havası. Hep berabermişiz gibi dağılacaktık. Fakat sabaha ne
yapacaktık? Osman (Osman abi değil, videocu olan) söz verdi.
Bulacağım hepsini, merak etmeyin, dedi.
Resimleri kestikten sonra geriye kalan manası
boşalmış gazete kırpıkları arasından bir gülen köşeyazarı
resmi gördüm. Ne fena gülüyordu herif suratımıza... Bir hamlede
buruşturdum gazeteyi, "Çak" deyip Selim'e doğru attım, çaktı
voleyi... Gülen köşeyazarının matemli bir halk kahvesinde
duvara doğru uçuşu... Gitti manzara resmiyle Hülya Avşar'ın
arasında biyere çarptı, düştü.
Selim volenin neticesini izledikten sonra,
"Bütün öbür resimleri kaldıralım mı, ha Dursun, yap bu kıyağı
da be..." diye seslendi. Dursun, "Tamam baba, kaldır, zaten
kalsın burası böyle," dedi. Gazeteden topu yerden aldı. "Versene"
dedim. Bir vole de ben çakıp attım kahvenin kapısından dışarı
sırıtan herifi...
|