|
Kahvede mesaj aynen algılandı
Tam merkezle konuşurken Ecevit çıkıp,
"O yasalar 15 günde maalesef" dedi. Ben Makedonya
maçı hakkında mütevazı tahmin ve temennilerimi, Laleli'de
yapılan defile gibi şuursuzlukların bir nevi faciaya davetiye
çıkarmak mânâsına geldiğini, orada denizakkayaların falan
ancak tramvaya binip kaçma şanslarının olduğunu, tam o sırada
tramvay geçmezse veyahut yol tıkanırsa ne olacağını, içişleri
bakanı Tantan ile medya babaları arasındaki kapışmanın şifreli
kanallardan yayımlanmasının daha doğru olacağını yazmaya hazırlanıyordum
ki, başbakanın laflarını işittim. Durun, açın şunun sesini
accık falan demeye kalmadan da haber bitti. Bir ümit, Nermin
hanımı bekledim, çıkar bir güzel anlatır diye, öyle nefes
nefese. (Bu arada kendisinin yanında yürümekte olan genç hanım
muhabiri de fark ettiğimizi bilsinler. Kendisini daha sık
görmek isteriz Mesutyılmaz muhabiri olarak falan. Yakışır
demek istiyorum yani.) Lâkin Ecevit'in laflarını bir daha
tekrarlamadılar.
Şimdi şunu açıkça bildiriyorum: Kahvede bu
mesaj herkes tarafından gayet bilinçli bir şekilde tamamen
alınmıştır. Başlar masalardan kalktı, kaşlar ilâveten kalktılar,
eller hızla dönerken bazı geçici kesintilere uğradılar. Zarlar
sessizce bekleştiler oldukları yerde. Yani o anda borsa orada
olsa şırak diye düşüverirdi olduğu yere. Bulunduğumuz noktayı
Tevfik abi özetledi: "Yani şimdi olmaz mı demiş Ecevit?"
Sendikacı Selo'nun bütün kayıtlarına ve frenleme
gayretlerine rağmen Tevfik abinin ilk günden beri sıkı bir
Kemal bey hayranı olduğunu tam da burada belirtmeliyim tabiî.
Kendisi daha bu sabah, Kemal beyin "15 günde 15 yasa"
sloganını benimsemiş ve neredeyse sokağa çıkıp duvarlara yazacak
haldeydi.
Tevfik abinin "yani şimdi olmaz mı demiş"
sorusuna cevap Nizam beyden geldi. Kendisi değerli bir abimizdir.
Kahveye pek seyrek uğraması camiada sahici mahrumiyetler arasında
zikredilir. Nizam bey, "Evet Tevfik bey," dedi,
"aynen öyle. Başbakanımız demiş ki, valla Kemal, bende
yok, bir arkadaşta var, o da çok istiyor, biz bunu kompile
bu şekil yapıyoruz, o da 15 günde olmuyor, sen istersen bir
de karşıki dükkâna bak, demiş."
Bunu, içinde bulunduğumuz şu müstesna günlerde
meydana gelmiş müstesna bir hadise saymamız icap eder, zira
benim hatırladığım, Nizam beyin resmî veyahut gayrıresmî mahalle
tarihimizdeki en uzun konuşmasıydı bu.
Tevfik abinin gözler kısıldı, sesi titremeye
başladı. Bu şekle girdi mi adamın içine fena dokunur bu abimiz.
"Başka dükkân var mı ki efendim, nereye bakacak adam?"
diye sordu.
Tam o sırada, masalarımızda görmek istemediğimiz
türden bir hareket meydana geldi. Suat'ın tarafından. Lafa
girmeye hazırlandığını anlayan herkes posta arabası soyan
haydut çetesi misali etrafını aldı. Suat, "Tamam abi,
tamam ya!.." diye söylenerek yerine çöktü.
Kendisine bir yıl müddetle herhangi bir memleket
meselesinde lafa karışma yasağı konmasına sebep, Tansu Çiller'e
bir defa oy vermekle kalmayıp, iki ay kadar önce, bir gazetede
gördüklerine dayanarak Tansu hanımın ve haliyle eşi Özer beyin
yeniden cebimize musallat edilebileceğine dair bir ihtimali
çekinmeden ortaya atmış bulunmasıdır. Hernekadar Allahıma
kitabıma diye yeminler etmiş ve bir daha, oy vermek şöyle
dursun, at resmine bile bakmayacağını defaten söylemişse de,
kahve meclisinin anında toplanması ve arkadaşın dokunulmazlığını
kaldırması neticesinde böyle bir ceza hasıl oldu. Döndük tabiî
yine Tevfik abiye. Fakat usulca çıkmış gitmiş...
|