|
Kafayı yiyor muyum dedirten bir hadise
Bugüne kadar karaladıklarıma takılmak
şerefini bana bahşettiyseniz, öyle pek uçmayan, ayağı yere
basan bir fani olduğumu fark etmişsinizdir. Nitekim öyleyimdir
de. Fakat insan dediğin türlü zararlı alışkanlığı, kötü huyu
olan bir canlı. Bir sabah birden uyanıp olmadık işler hayal
ederken bulabiliyor adam kendini. Aynen filmde oynuyorsun
da bir yandan da elinde çekirdek külahı arkaya yaslanıp kendini
seyrediyormuşsun gibi.
Bir evvelki cümlede bahsettiğim adam ben
oluyorum izninizle. Olmadık işlerden maksat da, rambo gibi
giyinip kuşanıp, onları aramak için yollara düzülmem.
ıtiraf etmeliyim ki, bunlar uyku ile uyanıklık
arasında cereyan etmiştir. Fakat ben kendimi hem hadise esnasında
hem de akabinde, hep uyumakta olduğuma inandırmaya çalışıyorum.
Böylesinin her bakımdan daha hayırlı olacağı
ve birtakım hassasiyetler yüzünden problem yaratmayacağı belli.
Fakat bir yandan da benim ayna karşısında haşin pozlarla alnıma
bant taktığım esnada dışarıdan gelen patates soğancı bağırtıları
o esnada uyumakta olduğum iddiama halel getiriyor. Belki aradan
bir müddet geçtikten sonra o kısmını unutur ve daha bir gönül
rahatlığıyla kesin olarak uyumakta olduğuma inanabilirim.
Ne demişler, zaman her şeyin ilacıdır, dolar hariç.
ışte, takıyorum bantı, göğsüme çapraz fişeklikler,
kıçtan hançer sallanıyor, belde iki tabanca, elde tipini filmlerden
bellediğim o ağır makineliden hallice kazulet... Çıkıp kalabalığı
yararak yürüyorum. Herkes kenara çekiliyor. Işık yayalara
kırmızı fakat ben atıyorum adımımı yola. Polis herkesi durduruyor.
Ben geçtikten sonra arkamda hayat normale dönüyor. Fakat geçerken
hepsi durup yol veriyorlar, sus pus oluyorlar. Milletin bakışlarında,
ülkeyi düşman işgalinden kurtarmaya giden evlatlarını seyreden
anabaların hüzünlü gururu veyahut gururlu hüznü okunuyor.
Ben hiçbirinin suratına bakmıyor fakat bunları görüyorum.
Bu his kesafeti içerisinde zorlukla fakat
kararlı adımlarla ilerliyorum. Fakat aslında nereye gideceğimi
bilmiyorum. Millette moral bozukluğuna sebebiyet vermemek
için belli de edemiyorum. Hedef tam karşımdaymış gibi ilerliyorum.
ılerliyorum...
Bu böyle akşamüstüne kadar sürüyor. O sırada
gözümün önüne birden altından üstünden birtakım harfler ve
rakamların aktığı ekranlar geliyor. Telâşa kapılıyorum. ıçimden.
Kalabalıktan birine yaklaşıyorum. Millet haleti ruhiye bakımından
ikiye bölünüyor. Yani herkes böyle tek tek değil, iki grup
şeklinde... bir kısmı endişeleniyor, ulan yandı herif falan
diye düşünüyorlar, öbürleri, ne şanslı adam, diyorlar. ıçlerinden
tabiî. Yoksa, yine çıt çıkmıyor. Ben adama yaklaşıp saati
soruyorum. Söylüyor. Onun kolunu sıkıp moral veriyorum.
Telâşımı belli etmemeye çabalayarak ilerliyorum.
Fakat saati de öğrendik ya. Fena halde sıkışmış vaziyetteyim
aslında. Nihayet bakıyorum, böyle olmayacak. Ertesi günü imkânı
yok bekleyemem. Çekiyorum silahı, ateşliyorum havaya. Herkes
pısıp kalıyor öyle. "Söyleyin lan!" diye haykırıyorum.
"Nerede ulan bu piyasalar? Kaç kişi bunlar? Nerede kalıyorlar?"
|