|
Şimdi Jennifer hanımın
yerinde olmak vardı
Bu hayatta kendi kendimizi
yememize sebebiyet veren en mühim şey zannedildiği gibi para-pul
meseleleri değil. Bunu daha evvel de keşfetmiştim fakat geçen
gün Osman abiyle falan da muhabbetini yapınca daha bir emin
oldum kendimden. Nihayet bu sabah zihnimde bu mevzua tahsis
edilmesi muhtemel bütün ampuller şıkır şıkır olmuş bulunmaktadır.
Bu son gelişmeye sebep, bir gazete haberidir.
Dünyanın en lüks otel zincirlerinden Ritz
Carlton'un ıstanbul "halkası" açılacakmış. Gazete,
bu otelin nerede olduğunu belirtmemiş. Zira bu muhteşem kuruluş
ıstanbul'da bula bula, cânım Mithatpaşa yani ınönü stadının
ensesine dikilen o garabet Gökkafes denen, ayıptır söylemesi
tenasül uzvu benzeri icadın üst tarafını bulmuş kendine mekân
olarak. Şimdi tam adamların reklamı olsun diye haber sıfatıyla
önümüze sürüyorsun, o sırada gökkafes mökkafes, olmaz tabiî.
Radikal gazetesini de ayıplamadık değil, fakat tam da adalet
bakanı hüviyeti taşıyan şahsiyetin kendilerine hücum ettiği
bir sırada biz daha fazlasını söylemeyelim.
Efendim bu otelin bir ıstanbul müdürü var
tabiî haliyle. Kendisi, 34 yaşında bir hanım. Eleman arıyoruz
diye ilân vermişler, 385 "pozisyon" için eleman
alacaklarmış, gel gör ki 12 bin kişi müracaat etmiş. Hayatının
en kıyak çağındaki bu hanımefendi, "enteresan" bulmuş
bu hücumu. ışte ben de bunu enteresan bularak, normal zamanda
derhal çevirdiğim ekonomi sayfasında bir müddet oyalanmak
mecburiyetinde kaldım.
Be kadın, bu memlekette çalışacaksın, kimbilir
sana ne brifingler, dosyalar verdiler, yahu insan şu anda
ne vaziyette olduğumuzu bilmez mi? Neresi enteresan. ıstelik,
ilâna, "hanımefendi ve beyefendilere hizmet verecek hanımefendi
ve beyefendiler arıyoruz" demişsiniz. Bu milletin yaklaşık
yüzde 95'lik kısmına kim hanımefendi beyefendi demiş şimdiye
kadar. Bizim insanlar cindir, tilkidir falan da, bir yandan
da acayip çocuktur işte böyle. Aynen atlamışlar güruh halinde
üstüne tabiî. Valla ben de görsem bir an şeytan şöyle bir
yoklardı yani.
Fakat şimdi bakınız hayret ve hayranlıklar
asıl nerede uyanıyor. Kendisi sahici bir hanımefendi olan
bu hanımefendi anlatıyor: ınsan kaynakları, bu başvuranların
özgeçmişlerini incelemiş. Sayı 2.500'e indirilmiş.
ılk olarak, kendimizi bu insan kaynakları
denen yerde, 12 bin kişiyi eleme mevkiinde bulunan zat olarak
tahayyül ediyoruz. Şu gitsin, bu kalsın, falan...
Sonra bunların bir şefi var tabiî. Bakıyor,
yok, diyor, o da gitsin, şu da kalsın, filan...
Hanımefendi devam ediyor: Daha detaylı bir
tetkikten sonra 1.250'si ön mülâkata girmeye hak kazanmış.
Ulan kimin hakkını kimden kazanıyorlar? O
detaylı tetkiki kim nasıl yapmış? Milleti evinde mi gözetlemişler?
Meselâ bizim kahveye dalıp, "Şu Suntur'u nasıl bilirsiniz,
asansör düğmesine iyi basar mı?" falan diye mi sormuşlar?
Jennifer hanım (adı böyle hanımefendinin)
diyor ki: Bunların yarısının bizim aradığımız yeteneğe sahip
olduğunu anladık ve bu isimleri yetenek bankamıza kaydettik.
Tırnak içine almadık diye şey zannetmeyin,
aynen ifadesidir kendisinin. Ulan, bunlar, şu karşımızdaki
insanlar bu işi yapabilecek ehliyete sahip mi diye de bakmıyor,
kafadan yeteneğe bakıyor. Zaten Jennifer hanım diyor ki, bir
Amerikan şirketiyle çalışıyorlarmış eleman seçme hususunda,
o şirket de, kişilerin içinde doğuştan varolan yetenekleri
ortaya çıkaran sorular hazırlıyormuş. Bunları soruyorlarmış
bizim garibanlara.
Bunlar âri ırk falan mı yapacak, nedir? Ben
zaten sık sık bu Hitler'in fazla günahının alındığını düşünmüşümdür.
Fakat söyleyememişimdir. Şimdi bunu da bu vesileyle söylemiş
oldum işte.
Ya, o şık şıkıdım otelinize eleman alıyorsunuz
ulan alt tarafı. Ne hakkınız var milletin doğuştan sahip olduğu
olmadığı yetenekle falan oynamaya?
Öfkemizi bir tarafa bırakıyoruz, her vakit
yaptığımız gibi. Meselemize geliyoruz.
Kaykıldım sandalyemde şöyle arkaya, çektim
koca bir yudum yeni demlenmiş 11.20 çayından (bir önceki 9.45,
sonraki 13.00). Kapadım gözlerimi. Şu Jennifer hanımın yerinde
olmak ne mene bir vaziyettir diye şööle bir dolandım zihnimin
karanlık köşe bucağında. Yetenek bankan var, karşına insanlar
geliyor. ışsiz mişsiz. Sana muhtaçlar. Sen onları ayıklıyorsun,
bir kısmını çekirdek kabuğu gibi savuruyorsun en yakın çöp
sepetine (Jennifer hanım pencereden sokağa atmaz bizim sözümona
titiz hatunlar gibi). Bir kısmını, yetenek bankan var, oraya
kaydediyorsun.
Şimdi meselâ biz Kartal'ın maçındayız, kapalıda.
Jennifer hanım çıkmış pencereden bakıyor, sürüler halinde
bizi görüyor. Jennifer hanım acaba bizi nasıl görüyor? Di
mi?
|