|
Ham meyveyi koparmama olayı
Benim prensibimdir, olay
devam ederken laga luga etmem. ıniversitede solculuk mevzularına
takılan değerli kardeşimiz Sinan ve herkesin sessiz ve fakat
bu sebeple bir o kadar tesirli muhalefetine rağmen kahveye
getirmekte ısrar ettiği "kız arkadaşı" Zeynep Su
bacımız bir defasında bu prensibimizden bahsettiğimizde, "Suntur
abi, inan bizde de aynısı var, eylem içinde eleştiri olmaz,"
dediler. Ben şahsen kendilerinin biraz fazla işgüzar olduğu
ve vaktinden evvel netameli meselelere karıştıkları kaatindeysem
de, bu kardeşlerimi severim. Oğlanın kahveye kızı da beraber
sürükleyip burada mahalle sâkinleri ve misafirlerimizin ağız
dolusu iç boşaltma seanslarına mani olmalarından da bazen
gizli ve hattâ sinsi bir haz duymuyor da değilim. Meşin yuvarlağa
dair taammüden apolitik takılmalarından dolayı aramızda asla
kapanmayacak bir mesafe bulunsa da, bu genç çiftimize mücadele
ve hayat arkadaşlığı fasıllarında başarılar dilerim.
Fakat oğlanın bizim prensibi bir çırpıda
hülâsa edivermesi karşısında hayranlık hislerimden bir kısmının
derhal uyanmak sûretiyle bundan böyle benim de neden bu tarifi
kullanmayacağım hakkında... her neyse, bazen kafa başka yerdeyken
karışık cümle olayına dalmamak lâzım.
E, uzun ettin be Suntur! Haklısınız. Mevzu
şu: Bendeniz, lig başlamadan Kartal'ın transfer durumu hakkında
yapılan geyiklere gönülsüzce katılırım. Her maçtan evvel kahvede
kırk değişik takım kurulur, oyuncular çıkarılır, yerlerine
başkaları alınır, Şifo kulübeye çekilir, Ahmet Dursun orta
sahaya alınır, Rahim ön liberoya konur, yok, hayır, kesilir,
Shorunmu Rüştü'den iyi mi kötü mü en az üç neticeye varılır,
bunlarla da yetinilmez, üç sene önce başka takıma giden adam
bile "ah, o olsaydı" bâbından işin içine karıştırılır...
Bu geyiklere karışmam. "Yener miyiz abi" suallerine,
"Sahaya yenmek için çıkılır" cevabı veririm. Hattâ
bir kağıda iri iri yazmışımdır da. Hattâ, "Suntur (kardeş,
abi, yerine ve söyleyene göre artık...) seninle de iki lafın
belini kıramıyoruz" sataşmalarına ve şikâyetlerine göğsümü
gere gere direnirim.
Maç oynanır. Kazanırız seviniriz veyahut
kaybederiz hüznümüzü yeşil çuhalar altına saklarız. Konuşmam.
Bir sonraki maçı beklerim. Anlatabildim mi? Lig sonuna kadar.
Maç esnasında da, dakika başı ağız açıp,
iki kilometre öteden tıkanmış yolu üç beş klakson çalıp açacağını
sanan budalaların pozisyonuna düşmem. Hata yapılacaktır, açık
verilecektir, gol kaçacaktır. Bu kainatın en birinci düsturudur.
Dikkat edin, takip edin, lig boyunca prensimi
çiğnersem yüzüme vurun.
Lâkin! Zaman zaman bir kıyma makinesine taş
çıkartan zamane futbol âleminde olup bitene kayıtsız kalırım
demek değil bu. Hele adam harcama manevralarının kokusunu
alırsam, tepkimi de koyarım elbette.
Şimdi nedir beni bütün bu prensip mevzularıyla
falan vaktinizi almaya mecbur eden sebep?
Bizim Nihat'a dört bir taraftan takılan kancalar.
Fena halde muztaribim.
Ve ben bu filmi daha evvel pek çok defa gördüm.
Sonu kötüdür.
Hep beraber kaybederiz.
Her lafı ayrı paragraf yapıyorum ki mana
ve ehemmiyeti kavrayınız.
Buradan ilgili herkese sesleniyorum: Bırakın
çocuğun yakasını. Oğlan ımit millî takımında. Vay, Şenol Güneş
çocuğu millî takıma niye çağırmadı diye aklına fit sokuyorlar
oğlanın. Çocuk çıkıp diyor ki, "Beni nereye çağırırlarsa
orada oynarım." Aferin. Ama bu da neticede memleketimizin
mâlûm topraklarında yetişmiş bir delikanlımız. ıç-beş üstelersen,
girersen aklına, başlar alınıp gücenmeye. Ve, sen bir Türk
insanını hakkı yenmiş haleti ruhiyesine sokmanın krokisini
çizebilir misin?
Yahu, oğlan daha gencecik. Oynasın azıcık
ımit millîde. Geçer A takımına. Problem mi? Bu telâş nedir?
Buldunuz bir adam, hemen tüketmeniz mi lâzım? Bu ne iştiha
beyler?
Sonra, memleket futbolumuzun bir numaralı
problem kaynağı olan o gazeteciler. Ulan aynı başlığın yanında,
"genç futbolcu"nun maharetinden bahsediyorsun, altında
oğlandan "süperstar" diye bahsediyorsun. Nihat kendisi,
"ben yıldız değilim, yıldız adayıyım" diyor. Bırakın
bir müddet aday kalsın delikanlımız. Büyüsün azıcık. Koparmayın
ham meyveyi dalından, beyler. Vebali üstünüze olur.
Süperstarlarınız bol. Televoleye telegoleye
de yeter, pazar gecesi geyiklerine de. Elleşmeyin de çocuk
kendi bildiği yoldan gitsin. Başında hocası var şeysi var.
Abileri var önünde.
Oğlanı Sergen mi yapacaksınız bu şekilde?
Prensip tamam, takıma karışmam, laf etmem,
ama sizin yediğiniz halta karışırım, beyler. Çekin elinizi
Nihat'tan!
|