|
Yenilik deyip Melih
Gökçek'le oturma olayı
Ben baştan söylemiştim. Valla medya falan
tamam da, ben arada tasımı attıran vaziyetler olursa büyük
beden küçük beden dinlemem... buradan devamını getiremedim,
demek istediğim, her mevzua dalarım dedim. Merkezdekiler şimdiye
kadar ses etmediğine göre, bir yanlışım olmamış sayıyorum.
Evvelâ şunu izah edeyim: Osman'ın hayırsızların
hayırsızı ablası ve sevimsizlerin şahı kocası nihayet Frankfurt
dolaylarından esen bir podyumlarda filan rüzgârı havasında
mahallemizi şenlendirdiler. Allahtan sadece bir gün süren
ziyaretleri müddetince hepimizin dakikada onar defa göz devirmesine,
iç geçirmesine yolaçarak, geçtiler gittiler. Osman kardeşim,
bir kıyak yaparak, bu kıymetli çiftin kendisine getirdiği,
muhtemelen artık kullanmadıkları için gözden çıkardıkları
minik televizyonu bendenize verdi. Bunun kendisine yapmış
olduğum onca kıyağın ufak bir karşılığı bile olamayacağını
ısrarla belirttiği konuşmasıyla kahvedekilere "yeter
ettin, vereceksen ver, tamam" dedirtti, ben de "alırım
ama burada durur, milletçe faydalanılır" diyerek aldım,
monitörün dibine koydum. Masa, bir nevi haber stüdyosu gibi
oldu kendi çapında.
ınanmazsınız, 30 santimlik cetvel kadar anteniyle
her haltı çekiyor. (TeleOn mevzuuna girmemi beklediğinizi
biliyorum. Sırası gelecek. Bu arada, Şifo'nun başına örülmeye
çalışılan çorabın markası hakkında tek laf etmeyişimi garipseyen
siyah-beyazlı kardeşlerim olabilir. Hatırlatırım: Ben bu sezon
sonuna kadar Kartal'a laf etmemeye ve ettirmemeye kararlıyım.
Gelecek sezon Erman yine öyle adam kaçırırsa, ımit o tarafa
bakarken bu taraftan herifler kafayı çakarsa, ıbrahim düz
çizgi üstünde üç adımda gideceği yere müşteri babalayan taksici
gibi dolanıp dolanıp bir türlü varamazsa o vakit konuşuruz.
Şu an için Scala'ya güvenimiz sonsuzdur. Israrla hatırlatıyorum
yani.)
Bizim minik ekranda böylelikle kahvedekilerin
seyretmeme müsaade etmediği güncel gelişmeleri takip edebiliyor
ve bir yandan da göz ucuyla öbür büyük televizyona bakabiliyor,
yani bir nevi kendiliğinden zaplanmış hali mütemadiyen yaşayarak
günün dinamiklik icaplarına ayak uydurmanın mükemmel bir örneğini
teşkil ediyorum.
Haliyle son günlerde gözüme sık sık Fazilet'in
"Yenilikçiler"i ilişiyor.
Sırf televizyona çıktılar diye adamlara kafayı
takmadım tabiî. Niyazi geldi. Camiin müezzini. Tatlı adamdır.
Her lafın arasında "can, dost, biraderim, kardeşim"
hitapları katmak gibi bazı lüzumsuz yakın temas teşebbüslerinde
bulunur, azıcık sakızdır yani, fakat temiz adamdır. Dertli
geldi. "Ah, Suntur kardeşim, cemaati bölüyorlar,"
dedi. Hayrola, dedim, meleklerden biri isyana mı teşebbüs
etti, nedir? Fakat mevzu biz naçiz kulların da yaşadığı bu
dünyaya ilişkinmiş. ışte bu yenilikçi mevzuundan bahsetti.
Yahu cemaat niye bölünsün, en fazla parti bölünür, dedim.
Niyazi havalara bakarak dualar mırıldanır gibi yaptı, "çay
içer misin kardeşim?" diye sordu.
Velhâsıl ben de yenilikçi hadisesiyle ister
istemez bir yakınımın derdi sebebiyle özel surette ilgilenmek
zorunda kaldım.
Niye böyle bir huruç harekâtına ihtiyaç duyuldu,
diye merak etmiyorum. Bence açık sebebi. Sırf Oğuzhan Asiltürk
adlı zatın bulunduğu yerde bulunmamak için dahi insan kendini
ortalara atabilir. Ha, bunca zaman batmadı da niye şimdi battı
derseniz, onu bilemem. Çok da takılmıyorum doğrusu. Medeniyet
de zamanla gelişmiş.
Lâkin bir nokta bendeniz için hâlâ karanlık.
Adamlar "yenilikçi" payesiyle ortalara çıkmışlar,
yanlarında Melih Gökçek oturuyor. Ulan bu neyin yeniliği?
Diyelim biz uyanamıyoruz, var bir yenilik. Ama ne mene bişey
olacağı belli değil mi?
Niyazi'ye dedim ki: "Niyazi!" ıç
geçirerek ve nedense kendisine acımamı bekleyerek yüzüme baktı.
"Oğlum zaten bu Melih Gökçek sizden belediye başkanı
oldu diye ben seninle bundan böyle bu mevzularda tek laf etmem,
demedim mi?" Başını salladı. "Haklıymışsın,"
dedi. "Yaramaz adammış."
Tam, "şimdi yeni ikbal ve istikbal imkânlarını
ötekilerle arıyor diye herife laf ediyorsun, değil mi"
faslından dalacaktım ki, yan masadaki emekli albayımız Hilmi
Bey Melik Gökçek'in adını duydu.
"Adı batsın!" diye gürledi.
Derhal shutdown edip uzadım.
Kahveden dışarı adımımı atar atmaz bir ferahlık
kaplasın içimi!..
|