|
Dayak yiyen adam bile
olamama olayı
"N'oldu, Suntur abi, takırdatmamışsın klavyeyi
kaç gündür?"
Değerli kardeşimiz Serkan, su perisi gibi
süzüldü ıslak kaldırımın üstünden kahve kapısına doğru ve
aynen bu şekilde seslendi içeri, TRT 1 Köy Saati tadında...
Su perileri öyle mi süzülür bilemem, lâkin kendisini başka
bir şeye benzetmemek için veya şöyle diyeyim: herhangi bir
şekilde benzetmemek için manzarayı bu tabirle şeyediyorum,
artık anlayana.
Kardeşimizin bıyıkları Fener'in acılı yıllarında
terlemiş bulunduğundan, kendisi o masum suratına ve olanca
tazeliğine rağmen (biz de reklamdan şundan bundan bir deyiş,
bir söyleyiş kapabiliyoruz elbet) bir ıkinci Bahar yakın planı
hüznünü ve gerilimini, içinden koparıp parçalamak gelen fakat
ne yapsa boynundan çıkaramadığı bir uğursuzluk levhası gibi
takınmıştır (bişeyler öğreniyoruz dedik!). Kendisinin tüyler
kadar hafif, ortalıkta süzüldüğünü ilk görüşümüzdür pazartesi
sabahı manzarası. Bu sitenin okurlarının dünyadan bîhaber
şuursuz şahıslar olmadığını bildiğimden, sebebini izaha gerek
görmüyorum. Fener olayı işte...
Ben burada naçizâne bazı fikir ve reaksiyonlarımı
sanal yollardan şuna buna (yanlış anlama olmasın: kimseyi
rencide etmek için söylemiyorum, yani çok kişiye mânâsında)
nakletmeye başladığımda hüzünlü kartal psikolojisi damarlarımda
kan, öbürkülerde ilik niyetine dolanıyordu. Vakarı kaybetmemiş,
imajı çizdirmemiştik, fakat sen bir de bize sor, şu tasarruf
zamanında bile üç-beş televizyon dizisi çıkarabilecek fırtınaları.
ıçimizde kopuyorlardı yani.
Şu haftasonuna gelinirken, kendimi tamamen
bir figüran hüviyeti kazanmış... ne kazanması yahu, yani asıl
hüviyetini kaybetmiş...yani böyle, ne bileyim, kenarda köşede
falan... Memleket ayağa kalkmış, o mu o mu diye, bizim esamimiz
okunmamakta, Antep'in arkasında ööle sessiz sedâsız... Avrupa
yolları bile dar...
ıstüme gelinmese benim niyetim, Bülent Bey
ve Rahşan Hanım'ı müdafaa eden bir yazı yazmaktı. Ne ilişiyorsunuz
kardeşim adamın partisine! Birisi gelip sizin evinizde koltuğu
şuraya ve hele televizyonu buraya falan çekmeye kalksa "hop
bilader" demez misiniz? Her neyse, Sema hanıma "bilader" değil
de "bayan" falan demeleri icap ediyordu zaten... Geçelim bunu.
Geçelim de nereye gelelim... Yine yine yine
(rahmetli Uğur Mumcu gibi yaptım) yalnız kartalın hüznü olayına...
Assolist altına bile çıkamıyoruz.
Valla hiçbir küçüğüme elimi kaldırmadım,
az kaldı fırlatıyordum Serkan'ın kafasına kablosuz mausu (hayat
devam ediyor bir yerde, geri kalmamak lâzım).
Dayak yiyen adamlar bile filmde kendilerine
göre bir yer kaplıyorlar icabında...
|