|
Çılgınım, n'apıyim
Bu
memlekette yaşadığımız pek çok hadise yüreklerimizi parçalamış,
ciğerimizi dağlamıştır. Lâkin birtakım hadiselerin müteakiben
bu hadiseleri önlemekle görevli olanlar veya hadise ertesinde
üstüne görev düşenler öyle tavırlar takınırlar ki, üzüntüyü
müzüntüyü bir tarafa bırakırsınız, içerlemekten içbükey vaziyete
gelirsiniz, kanınızın ısısı itibariyle buz üstündeki kertenkeleye
dönersiniz. Meselâ Sivas faciası
böyledir. 37 insanı yakmışlar. Galeyana gelip o gaddarlığa
iştirak edenlerin haleti ruhiyesini bile bi noktaya kadar
anlamaya çalışırım en azından. Normal zamanda işinde gücünde
adamlar, nasıl bulaşıyorlar katliama? ışlerin buraya varacağını
kestirememişlerdir belki, falan, hepsini bi geçiririm aklımdan
en azından. Baştan niyetli beş-on katil ruhlu herifi bir kenara
ayırır, gerisine en azından şöyle bir bakmadan hüküm vermem.
Fakat olaydan sonra
memleketin başbakanının çıkıp "otelin etrafındaki vatandaşlarımıza
bir şey olmamıştır" deyince yemeden içmeden kesilirim. Bir
şair çıkıp, "ne yani, Sırp tayyareleri mi uçsun şimdi SivasÕın
üstünde?" diye sorunca, şiirden kesilirim. Bunların neticesinde,
Alevi derneği yöneticisi bir adam çıkıp da, "yetkililer üzüldüklerini
söylesinler bari" diye çırpınır, mahcubiyetten işte o kertenkele
haline bürünürüm. Sanki ben çakmışım kibriti!
Envai çeşit kaldırma
götürme hortumlama emme gömme vaziyetlerinde de hep bundan
korkarım. Ya, tamam, götürmüş, sessiz sadasız halledin işte.
Yoksa yine pişkinlikte ipi kim göğüsleyecek heyecanından gözümüze
uyku girmeyecek.
Muayyen şahıs, TRT
haberlerinde protokol sırasında benim kazanılmış hakkım var,
yedirtmem diye ortalara çıktı. Demek istiyor ki hâlâ cumhurbaşkanı
muamelesi isterim. Bilahare, kendisinin bugüne kadar herhangi
bir mevzuda devlet karşısında vatandaştan yana çıkmamış olmasına
rağmen hakemlik yapabileceği ileri sürüldü. Kendisi en iyi
ihtimalle, aynı pozisyonda büyük takım futbolcusuna nasihat
eden, küçük takımdaki garibana Clint Eastwood havalarında
kırmızı kartı çekiveren o hakemlerden olurdu. Meseleyi yeşil
sahalara sermeyelim, tam Antep felâketine uğramışken, içimiz
sızlıyor zaten (bu vesileyle: ScalaÕya bir sene mühlet verdim,
aleyhinde konuşmam, hatırlatırım!).
Madem kendileri cumhurbaşkanı
sıfatının gelip geçici olmadığını, kalıcı ve seviyeli bir
ilişki manasına geldiğini iddia etmektedir, o halde mâlûm
haberin başlığı da şöyle olmalıdır: "Cumhurbaşkanının yeğeni
tutuklandı". Halihazırda köşeyazarları gıcık olsa da bir cumhurbaşkanımızın
bulunduğunu, dolayısıynan öbürüne de böyle deyince arapsaçına
dolanacağımızı düşünüp endişelenmeyin. ıkisini şöyle ayırırız:
birine şimdiki cumhurbaşkanı deriz, ötekine ikinci yeğeni
de çuvalla para götürmekten tutuklanan cumhurbaşkanı deriz,
ayırmış oluruz.
Muhterem, "köstebek"
iddiaları üstüne, "bunu imâ eden çılgındır" demiş.
Turistik bölge garsonluğu
devrimde bazı gönül maceralarım oluyordu haliyle, zira turist
hatunlarla magazinel vaziyetleri olmayana ekmek yoktu. Naçizane
bana da kafayı takmış bir hatun vardı. Tatile geldi, beş ay
kaldı, Türkçe de öğrenmişti. Sabaha karşı dağ tepe dolaştırıyordum
onu. Bana hep "Sen çok çılgın, Suntur," diyordu.
Fakat mahallede hem
delikanlıların hem de abilerimizin ve yengelerin gözünde hiç
de böyle biri değilimdir. Sadece bazen bazı hadiseler esnasında
muhayyilemin derinliklerinde midir, his âlemimin dehlizlerinde
midir, nerededir, yerini de tesbit edemedim, bir tel kopmakta
ve bir daha da tamir edilememektedir.
Alay mevzuu olacak
derecede merhametli ve vicdan sahibi bir kimse olmama rağmen,
böyle hallerde bazı şahısları bazı pozisyonlarda görmekten
şeytanî bir memnuniyet hissetmek de beni utandırmaz oldu.
O vakit , "NÕapıyim, çılgınım işte" diyor ve geçiyorum MarionÕu
hatırlayıp.
|