|
Onun bunun işine
burnumuzu sokma hadisesi
Şimdi, maalesef mi desek, tereddütlüyüz öyle
dersek rencide edebiliriz, yoksa vaziyet gayet normalmiş gibi
mi takılsak, fakat bu sefer de basbayağı dangıllık etmiş olabiliriz,
her şekilde, gençlerimizin hayatta herhangi bir mevzuya na
şu kadar ilgi gösterdiğine tesadüf edemiyoruz. Bu cümleden
olmak üzere, dün sabah tetkik gayesiyle elimde bulundurduğum
Sabah gazetesini gören, liseden terk camiasının afilli mensuplarından
Berk kardeşimiz (baba adı Abdullah, ana adı Saniye), "Suntur
abi, sen bu gazetelere takılıp duruyon, sana da Akşam diye
bir gaste çıkarsak ya!" dedi. Birader, Akşam diye gazete zaten
var, dedim, lahavle çekişimi inan olsun acayip gizleyerek.
Akabinde olan biteni tahmin edebileceğinizi zannetmediğimden
derhal nakledeyim: Berk elinde fır döndürdüğü, anahtarlık
mıdır, zincir midir, kimliği belirsiz nesneyi attı tuttu,
"Yok abi öyle gazete!" dedi.
Ben bizim delikanlılarla münasebet kurmanın
en hayırlı (yani kendi sıhhatim bakımından) yolunu bir müddet
evvel keşfetmişimdir. Derhal tuttum kolundan, o sıcakta gölgeden
gölgeye atlayarak seğirttik beraberce köşeye, Erdoğan'a, "Şuradan
bir Akşam ver," dedim. "Hayrola, bugün ikiledin?" dedi. "Tamam,
ver sen," deyip, bu işi cebimi delmek üzere olan bozuklukların
bir kısmından kurtulma fırsatı haline de getirerek aldım gazeteyi,
Berk'in göğsüne yapıştırdım. "Na, bak, ne yazıyor burada?"
Gazeteyi elime tutuşturdu, "Abi, varmış lan
hakikaten," dedi, karşı kaldırımdan geçmekte olan Murat'ı
gördü, "Dingiiil!" diye seslendi ona zarifçe. Bana da, "Abi
ben şuna takılayım, kendine iyi bak," deyip geçti karşıya.
Ben de fuzulî yere aylık hesap planımızı bozan Akşam gazetesiyle
kahveye döndüm. Tevfik abilerin masaya atacaktım da, almışken
bir bakayım, dedim.
Orasını burasını evirdim çevirdim, geldim
dünya sayfasına. Bir ölçüde giyinik sayılabilecek birtakım
hatunlar başka bir hatunun şusunu busunu öpüyor kokluyorlar.
Altında da başlık var:
"Prens Charles'ın gecesinde rezalet".
Okuduk haliylen. Şu Baharat Kızlar'dan biri,
Prens'in de hazır bulunduğu şovda dansçılara kendini mıncıklattırmış,
vesaire. Fakat orada herhangi bir rezalet çıktığına veyahut
hazırûnun veya ıngiliz televizyon seyircisinin bu olan biteni
bir rezalet telakki ettiğine dair zırnık yok ki ortada. Prens
de bişey dememiş. Adamlar yani şu özel durumda kadınlar kendilerine
göre takılmışlar, millet de seyretmiş, olmuş bitmiş.
Şimdi buradan biz çıkıp şap diyeÉ pat diyeÉ
neyse, ne diyeyse işte, yapıştırıyoruz: rezalet! Ulan sana
ne kardeşim! Yahu biz niye mütemadiyen elâlemin işine karışıyoruz
ve herkese buradan ahkâm kesiyoruz. Zaten kulak asmıyor ki
herifler. Niye assın ayrıyeten? Biz cümle âlemi hizaya sokmaya
uğraşıyoruz da kendimize matah bir şekil mi yapabilmişiz?
Yani, hasta oluyorum bazen de niyesini tam
anlatamıyorum.
|