|
Yaz gelir, öter bülbüller olayı
Yaz geliyor, benim de içimde huzur ve düzen
darbeye falan mahal vermeden tesis ediliyor. Severim yazı.
Öyle herkes boynu içeri kaçmış tavuk gibi duraktan bakkala,
oradan eve sürat koşusuna çıkmaz. Kahvenin camları cemiyetle
temasımızı kesmez. Dumandı, buğuydu, pustu, sisti, yağmurdu,
çamurdu, hiç hazzetmem bunlardan. Kahvede herkesin ayak izi
birbirine karışır; gereksiz samimiyet!
Her şeyden evvel NTV hava durumundaki bacılar
için seviniyorum elbette. O... böyle... hani geçmişsin lüks
otel terasına, önünde içki bardağı, arkanda havuz, sağında
gün batar, solun deniz, bir tatlı esinti... tam böyle bir
müzik koymuşlar başına... ressamlar çıkıyor, resimler çıkıyor...
Hanım kızlarda papatya tebessümleri... Yahu, kötü haber vermek
istemiyor kızlar işte...Fakat heyhat! Elden ne gelir? Mevsimlerden
karkış, havalardan tipi, Cingöz'ün tükürüğü havada donuyor...
kız ne yapsın? ızüm üzüm üzüle üzüle "Erzurum eksi yirmisekiz"
diyor. ıçi de gidiyor. Bizim de yürek, üstünden Deniz Baykal
geçmiş Halk Partisi gibi tabiî haliynen. Halbuki şimdi ne
olacak? Haziran semâlarında, temmuz deryalarında..? Ha? Hanım
kızların o menekşe tebessümleri, kelebek kaşgöz oynatmaları
cuk oturacak.
Severim hava durumunu bile güzellikler içinde
takdim edeni. Gözümüzü gönlümüzü 2000'lere eski usûl memur
dizaynı mı taşıyacaktı yani? Meselâ az evvel tıklattım, Cingöz
dedim. Sağolsun, bir Ekrem abimiz var mahalleden. Tuttu, kahvecinin
ufaklığa Cingöz diye isim taktı. Abi yapma, etme, bu şekilde
bizi Avrupa'ya falan almazlar, Tarkan'ı da MTV'ye çıkarmazlar
dedik, dinletemedik. Millet de tav oldu hemen. Zaten, hiç
arasını bulamazlar. Ya "şeyim cep telefonu" diyene
muhabbet kartı yetiştirmeye koşarlar ya da alışmış kudurmuş
misâli, balkona pimapen çevirip tüpleri bidonları yığarlar...
Misafir gelir, eksik olmasın, ahali masamıza düşkündür, biri
oğlanı Cingöz diye anons edecek, rezil olacağız, pırpır ederim
orada. Bir dümen uydurup veledi uzatırım dükkândan ki kimse
seslenmesin. Bu sefer de "yahu nerede bu Cingöz"
diyen bir çıkıntı işi batırır...
Ulan bu devirde Cingöz mü kaldı? ılle velede
isim takacaksan, snupi de, cipsi de, miksi de, bopbop de,
elâlem gofretlere cipslere bile ne isimler buluyor, azıcık
kafayı kaldır, bak, dünya ne tarafa gidiyor, biraz dışa açıl,
özelleş biraz... Yok! Su kaynatmış kalmış tarihin çöplüğünde.
Bişey değil, çıkrıkla tunç balta biyerine batacak... Cingöz'müş!..
Bi TRT'nin pop saatindeki oğlan, bi bizim bu mayışmış hıyar
ruhlu abilerimiz!.. Dünyanın feleği şaştı, milletler amuda
kalktı, bunlarda tık yok. Oğlanın da bitek badem bıyığı eksik,
laf aramızda kalsın şu sanal ortamda.
Meselenin şahsım adına nezaketi şurada ki,
ben başta Ekrem abi olmak üzere mahallemizin bu nakışlı televizyon
örtülerini sevmeden edemem. Öyle, arasından kaç sefer kaç
dakika reklam çıkacağı meçhul filmler gibi tipler değildir
bunlar. Ne diyolarsa odur. Lâkin fazla bişey demezler, bu
da budur.
Yaz geldi dedik, hanım kızların nihayet kazan
dairesine bırakılmış bir buket gibi mahzun olmaktan kurtulup
cıvıl cıvıl şey edeceklerinden bahsederken şu Cingöz meselesi
münasebetiyle dışa açılma falan... Gülgün Feyman'ın kaş performansına
yer kalmadı. Halbuki ben bu hepimizin mürebbiyesi hanımefendiye
Memoli dizisinde rol yakıştırmıştım, ne rolü olduğunu böyle
kapı arasında söylemem, tayt gibi oturacaktı üstüne, bu teklifi
imzaya açacaktım, olmadı işte.
Şimdi ben buradan kalkarım, Osman abime bi
bakarım evde mi, oradaysa azıcık takılırım, bilahare, Ekrem
abiler Baba Evi diye tutturmadan, 20 haberlerinde bakalım
yaz kreasyonlarına, sonra gelsin harita ve grafikler... akabinde
geçerim köşeme, nette turlarım, icabında Japon'u da mars eder
fakat reklam etmem öyle ortalarda.
|