|
Ampul hadisesi
Sosyal hadiseler karşısında
laylaylom yeniyetme tavırlarına girecek bir kardeşiniz olmadığım
herhalde şu ana kadar ortaya çıkmıştır. Siyasî mevzular da
ama orasından ama burasından biz fanilerin bugününü veyahut
yarınını ışığı yanmayan umumî helâya çevirebileceği için,
bunları da hayat dolabımızın "herhangi bir durumda ilk ciddiye
alınacaklar" bölmesine yerleştirmişizdir.
Fakat size bir defa daha bir itirafta bulunacağım.
Buraya yazıp çizme işi zaten beni hepten boşboğaz yaptı. Bir
nevi her cinsten Güzin ablaya neyim varsa döküyormuşum gibi
hislere gark oluyorum arada. Neyse ki, diğer köşe sahibi zevatın
kendilerini ifşa ettikleri hususlara bakıp kendimi yine de
mazbut buluyor ve bir müddet için içimdeki sosyal patlayıcı
maddeleri ateş almayacak yerlere koyabiliyorum.
Neyse artık, söyledik bir kere, tam söyleyelim.
Bazen, en olmayacak hallerde, bir gülmedir alıyor beni. Ağır
bir imajımız var kahvede, kimse kurcalamıyor. Fakat çıkıp
biri sorsa, ne gülüyon oğlum Suntur, dense, söyleyecek lafımız
da olmayacak. Ve bizim söyleyecek lafımızın kalmaması vaziyeti
ancak birtakım münasebetlerin sıcak temasa dönüşmesi ihtimali
zuhur ettiğinde olur, buna da yeminliyiz meydan vermemeye,
velhâsıl karışık vaziyetler içerisinde bir yanımız deryada
çalkanıp duracak.
Şimdi ben meselâ, Nahit Menteşe vardı, içişleri
bakanı, onu gördüm mü gülmemi tutamazdım, sonra ısmet abi
de bende aynı tesiri yapmaya başlamıştı. Zamanla, Mesut beyin,
hem adı Devlet olduğu için hem de bir gaz maskesinin bile
dudak sarkıtabileceği veyahut kaş kaldırabileceği hallerde
dahi esnemeyen surat ifadesiyle Devlet beyin bazı duruşları,
oturuşları kalkışları kendimi zor zapteder vaziyete düşürmektedir
beni. Veyahut ezcümle kadınların gönlüne doğru ılık ılık uçan
duyarlılık oklarını etrafa savururken bize de öylesine mânâlı
baş sallayan Ali Kırca beyin yaydığı o ulvî havaÉ Bunlar benim
imaj bakımından dengemi yavşaklık istikametine doğru fevkalâde
bozan hadiselerdir.
Bu şekil bir kötü huyu olan veyahut illete
tutulmuş da addedilebilecek bendenizin o ampulü ilk gördüğümdeki
halini varın siz tahayyül ediniz. Ediniz, ediniz, üşenmeyiniz.
Hadisenin sadece bir safhasını naklederek size ipucu sarkıtayım:
ılk anda su yetiştiremediler, dayadılar elmayı, bir de şeker
atmışlar içine, o da kaçtı mı genzime, boğulacaktı kardeşiniz
az daha. Hani, elbette memlekette köşemizi dolduracak nice
aslan gibi evlâtlar bulunur, fakat durduk yerde niye olsun
değil mi?
Ben dalga geçiyorlar zannettim. Bizim anacaddeye
çıkan sokağın köşesindeki işhanında Oktay ile askerden arkadaşı
bir oğlanın açtığı makintoşçuda yaptırdı birileri de gelip
bizi sarıyor zannettim. Yahu o nedir?
Gıcık, genze kaçma vesair tehlikeleri atlattıktan
sonra, lâkin, aldı beni bir düşünce. Şu kısmını idrak edemiyorum
ben işin: Türlü badirelerden geçiyorsun, ejderlerle boğuşmayı,
burçlara tırmanmayı göze alıyorsun, istikbalini herbihaltını
ortaya koyuyorsun, çıkıyorsunÉ ve kendine isim diye bula bula
onu, amblem diye bula bula bunu buluyorsun! Ampul! Birkaç
defa yüksek sesle söyleyeyim dedim, ne oldu biliyor musunuz?
Çay mı ıhlamur mu abi, diye taze çırak koştu geldi. Ihlamurla
hayatta işim olmaz, haydi bunu bilmiyor, yeni geldi oğlan.
Fakat gerisi daha karışık. Kahveci Bekir tuttu bunu sıfıra
vurdurdu, sahiden pek bir aceleye getirilmiş Ömercik (filmin
ilk yarısındaki fakir hali yani) suretindeydi oğlan geldiğinde.
Çocuğun adı da Burhanettin. Ekrem de dedi ki öğrenince, "Ulan
oğlum, bacak kadar çocuğun adı Burhanettin olur mu? Ne diyeceğiz
buna?" E, sıfıra da vurdurulmuş, millet başladı, gel ampul,
git ampulÉ Kollayacak oldum, baktım veletin hiçbir şikâyeti
yok, o da millete isim takıyor, bi hoşluk oldu kahvede yani,
Amerikalılara iş kalmadan, hayatınızı nasıl renklendirirsiniz
falan bahislerine misal olabilecek bir şekil yarattık, elleşmedim
ben de.
Fakat adamlar o mereti değiştirmezse bundan
böyle en boktan haberlerde kikirdemeden duramayan bir yavşak
mı olacağım bu yaştan sonra? Yani aldı beni bir korku.
Allahtan, iki basamak zemin kata doğru inip
mevzuun kalbine yaklaşınca öyle bir hüsran hissi çöküyor ki
adamın üstüne, kikirdeyecek hal kalmıyor.
Osman abi dedi ki: Memleket bu, Suntur. Bir
vakitler sahalar da diz boyu çamurdu, onuncu dakikadan itibaren
topçuları birbirinden ayıramazdık, unuttun mu? ılk defa uysal
uysal oturmadım karşısında. Tamam da Osman abi, dedim, bu
nasıl bir ampüldür abi bu saatten sonra?
Namussuzum, yemini bozup şu siyaset işlerine
bir karışırsam, floresan yapacağım işaretimi. Hani o elektrik
kesilince de yanan şarjlılardanÉ
|