|
Bazı şahısların açık pozisyonu
Bizim Nebil vardı, acayip hızlıydı, açık oynardı.
Liseyi ite kaka bitirmiş, dayısının yanında, Perşembe pazarında
dükkâna takılmaya başlamıştı. O vakitler mahalle arsalarının
mahalle dışı müteahhitlerce içinde insan yaşayan pencereli
kapılı kolilere çevrilmesi meselesine takmıştı. Hayali, mahalle
takımını federe ettirip başına geçmekti. Fakat ne olduysa
oldu (aslında olan, Semra Teyze'nin kızı Gözde'nin Caddebostan'da
mobilyacı dükkânı olan bir değerli ve Mercedesli kardeşimizle
tanışıp Nebil'in istikbal planlarının çeyrek final şansını
ebediyen ortadan kaldırmasıdır belki de), neyse, olan oldu,
Nebil kardeşimiz bir inşaat şirketinde hayatını kazanmaya
başladı. Kendini nasıl kendine verdiyse, sen tut bu arada
İTÜ İnşaat'ı da bitir...
Hak geçmesin, zamanla devri düştüyse de,
kahveye uğrama, hâl hatır sorma, bizimle beraber tribüne takılma
seanslarında fazla bir eksilme, aksama olmadı.
Sonra o meşum hadise meydana geldi. Zaten
bunun evvelinde de bir defa kendisine mensubu bulunmaktan
gurur duyduğu ve artık bir kısım şefi olarak altına da araba
çekmesini sağlayan şirketinin acaba başka mahallelerdeki arsaları
şey edip etmediği mevzuu açılacak olmuş fakat kahvenin sağduyulu
ve vicdanlı kesimince bu lafa derhal hava durumu, son kaza
haberleri ve Cimbom faslı karıştırılıp Nebil kardeşimizin
yüzünde biriken bulutların dağılması ve kendisinin rahatı
temin edilmişti. Meşum hadise dediğim, bahis mevzuu şirketin
bizim mahallemizde kalan sondan bir evvelki çayırda "Blue
Sun" adlı siteyi inşa etmeye başlamasıdır.
İşte bu hadiseden sonra Nebil kardeşimiz,
iki tarafı da büyük itinayla pişirilmiş bir şişman balık haline
geldi. İnşaata geldiğinde kahveye uğramaz oldu. Uğradığında
da yüzünde iki koruma ile beş sıra dikenli tele bedel bir
tebessüm bulunuyordu. Kendisi taş geçirmez bir tebessüm kalkanı
edinmişti. Kazara herhangi bir şekilde kendisinin hayattaki
yeni pozisyonuna ilişmeye kalkan olursa onu muhakkak birtakım
şeylere saplanıp kalmış olmakla, birtakım şeyleri ıskalamakla
falan suçluyordu. Mevzu neyse ona giremiyordunuz. Evvelâ Nebil'e
hiçbir şeye saplanıp kalmadığınızı, evvelallah her şeyi anlamaya
hazır ve muktedir olduğunuzu ispat etmeniz icap ediyordu.
Bir müddet sonra kendisiyle herhangi bir
sohbet imkânı kalmadı. Diyelim ağzınızı açıp, "Şu bakkal da..."
diyecek oldunuz, Nebil kardeşimiz derhal bakkallık müessesesinin
artık hiçbir ileri memlekette kalmadığından giriyor, 2000'lerin
dünyasında artık böyle şeylere yer olmadığından çıkıyordu.
Şurasını izah etmiş olmayı istiyorum: Ne
diyorsa der, onun fikridir, dinler geçeriz icabında. Bizi
rencide eden, kardeşimizin tavrındaki o... o... laf bulamıyorum
tarif edecek, o şeydir.
Bütün bunların bendenizin bu sitedeki icraatıyla
ne gibi bir alâkası olduğuna gelince: Ben bazı muhterem mühiminsanlarımızı
televizyonda meselâ ekonomi programlarında falan seyrederken
veyahut basında yükselmiş, genel yayın yönetmeni falan olmuş
mühiminsanların yazdıklarını naçizane okuyup anlamaya çalışırken
aklıma hep Nebil'in bizim dünyamıza ancak bir şekilsiz, karaktersiz
toz bulutu sûretinde ulaşabilen o tebessümü geliyor. Düşünüyorum
da, galiba insan bal gibi farkında olduğu birşeyleri inkâr
ederek yaşamak mecburiyetinde kalınca çok kötü oluyor. Allah
düşman başına vermesin. Bunu parayla pulla da telâfi etmek
mümkün değil. Gece yatınca kalıyorsun öyle...
|