|
Yazarım artımı Abdullah beye ben
Şahsen, Star gazetesinin
Ankara'da mühim bir mevkide bulunan yazarı Sabahattin Önkibar'ın
yazılarına özel bir alâka duyduğumu artık itiraf edeceğim.
Bu gazeteyi kahvedeki atyarışçılar muhakkak alıyor. Dolayısıyla,
benim kriz sonrası günde bir gazetelik tarifeme rağmen, en
azından Uzan ailesinin diğer iktisadî faaliyetlerine bir destek
mahiyetinde yaptığı bu faaliyetten bendeniz de faydalanıyorum.
Sabahattin beyin yazılarından ikisini ardarda
okuduktan sonra bende o köşeye karşı bir heves, bir bağlılık
meydana geldi. Memleketin en yüksek mevkilerini işgal eden
kişilerin, bu işgal eylemi esnasında veyahut oralarda hayatlarını
idame ettirmek için herkese karşı gösterdikleri onca şiddet
ve cebir bu köşeye hiçbir vakit sirayet etmiyor. Hepsi Sabahattin
beye bir şey söyleyecekleri zaman, evvelâ "Sabahattin bey"
demeden lafa başlamıyorlar. Belli ki, karşılıklı hürmet ve
hoşgörüye dayalı, çağdaş bir diyalog ortamı meydana geliyor
bu görüşmelerde. Küçüklere sevgi, büyüklere saygı da gösteriliyordur,
ben eminim. Yani Serdar beyin işten anlayanlar hükümeti vasıtasıyla
bir çekidüzen verilmese de olur buralara.
Geçen gün, Recep Tayyip
bey ile birlikte memleketimiz siyasetine pasta cilâ çekmek
maksadıyla yollara dökülmüş bulunan heyetten bir zat, Sabahattin
beye, Melih beyle yolları ayırmadıklarını, imkân olsa aynı
yola döküleceklerini, fakat Abdullah Gül beyin, ikinci adam
olmak istediği için, kendisine çapariz yapar endişesiyle Melih
beyi kapılardan sokmadığını falan anlatmıştı. Bu zatın ismi
verilmediği için, kendisi konuşmaya "Sabahattin bey" diye
de başlamamıştı. Bu benim hiç hoşuma gitmedi. O senin ismini
verir, vermez, sen âdeti niçin bozuyorsun? Bu yenilikçiler
de demek ki icabında büyüklerinin karşısında ayak uzatabilecek
kişiler. Ben şimdiye kadar kimsenin Sabahattin beyle görüşüp
de lafa Sabahattin bey diyerek başlamadığına rastlamamıştım.
Sabahattin bey kendisine
Sabahattin bey denmemesine takılmamış da, Ankara'da bu kadar
sevilen bir isim olan Melih Gökçek'e ne olacak telâşına düşmüş.
Bu lafları işitince, hemen Recep Tayyip beyi aramasını beklerdim
ben şahsen. Fakat galiba bizzat aramamış, anladığıma göre.
Çünkü Recep Tayyip beyden birtakım laflar naklediyor, orada
öyle bir numara hissettim ben. Zaten Tayyip bey de lafa "Sabahattin
bey" diyerek başlamamış. Fakat belki de hepsi kabadır, ne
bileyim. Tayyip beyin zaten öyle bitirim tavırları vardır
ve kendisi için ıstanbul'un namlı mahallesinde "Başkanın kralı,
Kasımpaşalı" diye bez asılmıştır, gözlerimle gördüm.
Tayyip bey demiş ki
fakat: Ne münasebet efendim, Melih bey bizim çok sevdiğimiz
bir arkadaşımızdır.
Ben de kahvede dedim
ki, kardeşim, koskoca Sabahattin bey yalan mı söyleyecek.
O da seviyor Melih beyi, Tayyip bey de seviyor. Abdullah bey
sevmiyorsa belki de artık Sabahattin bey onunla konuşup Sabahattin
bey... dedirtmez.
Kahvedeki bir kısım
eşhas, sana ne Suntur, sen Ankaralı mısın, dediler. Ben de
dedim ki: Mesele Ankara belediyesi mücavir alan hudutlarının
fersah fersah ötesindedir. Şayet Tayyip bey Melih beyi seviyorsa
o da artık ona göre bir Tayyip beydir ve bundan böyle her
paragrafın başında "Sabahattin bey" dese, kibarlığa tornistan
etse bile gözümde şaibelidir.
Hayır, bir şey değil,
arada Sabahattin bey üzülüyor. O da oturduğu yerden üzüleceğine,
gitse Melih beyle konuşsa, o da Sabahattin bey, Sabahattin
bey, diyerek hepimize başka neler yapacağını anlatsa güzel
güzel.
Ben bazen diyorum ki,
aslında bana durmadan Suntur bey Suntur bey deseler gönlümü
okşar mıydı bu bir nevi? Diyene bağlı be. Melih beyi çok seven
Tayyip beye bey desen ne olur demesen ne olur? Arada Sabahattin
bey kaynar, o olur. Zira Melih bey oraya Abdullah beyin inadı
yüzünden yanaşamıyorsa yazarım artımı ben Abdullah beye.
|