G.SARAY KONGRESİ VE KİRLİ SAVAŞ

"Kirli savaş"a bulaşanın üstüne kir bulaşır - küfür faslına geçtik
Altaylı: "Sefiller, yalakalar!.."

 

Umalım ki, Galatasaray kongresi yüzünden patlak veren kirli savaş bundan böyle sayfamızın büyük bölümünü kaplamasın. Bugün bu meseleyi son defa büyütüyoruzdur inşallah.

Size önce Fatih Altaylı'nın bize gönderdiği ikinci e-postayı aktarayım. Olduğu gibi.

Medyakronik'in bugüne kadarki çizgisini, tutumunu izleyenler için elverişli bir değerlendirme fırsatı da doğacak böylece. Türk basınının "büyük gazete"sinin köşeyazarından birinin bizi ve yaptığımız ne kadar kolayca kirletmeye kalkabildiğini de görecekler. Buyurun, okuyun:

Altaylı: "Zavallısınız"

Size acımaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

Çok zavallı bir grupsunuz.

Cem Uzan meselesini Galatasaray basitliğine indirmenizi anlıyorum da, yazdıklarımın doğru olup olmadığını yazamayacak kadar ilkesiz ve sefil olmanızı anlamıyorum.

Medya konusunda etik dersleri vermenin sizin gibilere kalmış olması Türk basınının en büyük açmazı.

Lütfen komplekslerinizi yenin.

ıddia ettiğiniz gibi Galatasaray nedeniyle yazıyor olsam dahi, yazdıklarımın içeriğine bir bakın.

Yoksa Cem Uzan'ın yalakalığını yaparak adı Star bile olsa bir gazetede bir köşe kapma umudunuz sürüyor mu?

Aşırı kibarlık sağlığa zarar

Galatasaray başkanlığı mücadelesinin ardından basında süren kirli savaş konusundaki yayınlarımız epeyce hakarete uğramamıza yolaçtı. Şahsen ben, Ahmet Çakar'ın benim bildiğim dönemdeki en iyi hakem ve sağduyulu bir futbol yorumcusu olduğunu söylediğim için okurlardan bir sürü laf yedim (bunlar "e-posta" sayfamızda). Fatih Altaylı da, işte yukarıda okuduğunuz hakaretleri etti bize.

Tamam, battık bir çamura. Buna lüzumsuz bir kibarlıkla ben yolaçtım, kabul ediyorum. Ahmet Çakar'ın, futbol âlemindeki zevzekliklere ayak uydurduğu zamanların görece az oluşunu ölçüt alıp, doğru dürüst davrandığı zamanları gözettim. Bugün yaptığı işi sadece "tetikçilik" diye niteledim, daha ileri gitmedim.

Fatih Altaylı'nın ilk e-postasına oturup ciddî ciddî cevap verdim. Hakaret etmedim. Meselenin Uzan'lar hakkında yazdıklarının doğruluğuyla, yanlışlığıyla ilgisi bulunmadığını izah ettim... sanıyorum. Bunların doğruluğunu haberi okuduğum sırada zaten kabul ettiğimi de belirttim. Benim Uzan ailesi hakkında yeterince fikrim, izlenimim, bu ailenin de hakkında her şeyi düşünmemiz için yeterince sabıkası var.

Ama Fatih Altaylı'nın işi getirdiği noktada, söylediğim hiçbir şeye cevap veremeyip hakarete yönelmesinin anlamı nedir? Bu memlekette zaten herkes her fırsatta birbirine hakaret ediyor, küfür ediyor, saldırıyor.

Fatih Altaylı, köşesine koyduğu küçük çerçevede, "Siz kim etik kim" başlığı altında şöyle diyor: "Türkiye'de basın etiği üzerine mangalda kül bırakmayan kimi yazarlar ve özellikle de internet siteleri Uzanlar'la ilgili yazdığım gerçeklerin yanına bile yaklaşamıyorlar. Bunların namusu da, cesareti de, etik anlayışı da bu kadar. Korkaklar!"

Altaylı, "yazdıklarımın doğru olup olmadığını yazamayacak kadar ilkesiz ve sefil olmanızı anlamıyorum" diyor. Pek afilli söylüyor. Ama yalan söylüyor. Çünkü ben üstüne basa basa, Altaylı'nın yazdıklarının doğruluğuna okuduğum anda inandığımı belirttim. Buyurun Haysiyet'in önceki sayılarına girin, okuyun, orada duruyor. Niye yalana tenezzül ediyor Altaylı? Herhalde söyleyecek başka şeyi yok.

Doğruya-yanlışa biz mi karar vereceğiz?

Ayrıca, burada da önemli bir sorun var. Altaylı'nın yazdıklarının doğru olup olmadığına Medyakronik nasıl karar verecek? Ben bunlara inandım. Evet, "inandım". Ama gazetecilik inançla yapılmaz ki. Bizim, o yazılanların doğruluğunu-yanlışlığını sınayabilecek bir haber örgütlenmemiz yok ki! Buna rağmen, onların doğruluğuna inandığımı belirttim. Daha ne yapmalıydım?

Altaylı bizi neyle suçluyor, niye korkakmışız, ben gerçekten anlayamıyorum. Ama şöyle bir cümleyi buraya yazayım, belki faydası olur: Vallahi ben Fatih Altaylı'nın Uzan'lar hakkında yazdıklarının doğruluğuna inanıyorum! ıki gözüm önüme aksın ki!

Oldu mu acaba?

Şunu da ekleyeyim: Hürriyet gazetesinin elinde yıllardır Uzan ailesi ile ilgili kimbilir neler biriktiğine, bunları ancak bugünkü gibi bir münasip zamanda ortaya çıkaracaklarına da inanıyorum. Kimbilir, belki Aydın Doğan'ın ihtiyacı olduğunda falan.

"Köşe kapma" mevzuu

Fatih Altaylı'nın bize yolladığı e-postada sarf ettiği şu lafa ise hiçbir anlam veremiyorum: "Yoksa Cem Uzan'ın yalakalığını yaparak adı Star olsa bile gazetede birköşe kapma umudunuz sürüyor mu?"

Bu suçlamanın dayanağı nedir? Biz Star'ı her gün yeterince yerin dibine batıramıyorsak, zamanımız yetmediğinden. Medyakronik arşivine ulaşmak kolay.

Ayrıca, insanları sizin atfettiğiniz birtakım artniyetleri öne sürerek suçlamaktan kolay ne var?

Ben de oturduğum yerden, Fatih Altaylı veya herhangi biri için, "aslında niyeti şudur, şuna yaranmak istiyor, bunu elde etmek istiyor" diye bir sürü laf uydurabilirim. Demek ki köşe "yalakalık"la "kapılıyor", o halde... ile başlayan tumturaklı ifadeler kullanabilirim. Bununla ne elde ederim? Onu yenmiş mi olurum? Ne kazanırım ki bu durumda?

Hayır. Fatih Altaylı'ya ayak uydurmayacak ve onun bize yaptığı gibi, "yalaka" benzeri tâbirler kullanmayacağım. Sürdürmeye çalıştığım üslûp nedeniyle Altaylı beni "korkak" sanıyor olabilir. Yanlış anlama olmasın diye belirteyim: Ben hoş ve seviyeli bir ilişkimiz olsun diye bu üslûbu sürdürüyordum.

Olayın özeti şudur: Gerek Altaylı'nın gerekse karşısındaki Uzan'ların (ve çiçeği burnunda tetikçileri Ahmet Çakar'ın) neyi niye yaptığı bellidir. Biz çıkıp da bunu açıkça söylediğimiz için Fatih Altaylı küfrediyor.

Geçen sefer kendisine "yürek" olayına girmesek, diye rica etmiştim. Şimdi de rica ediyorum, "etik" olayına da girmeyelim. Hele küfür ve laf geçirme olayına hiç girmeyelim. Çünkü Altaylı'nın elinde bundan sonrası için sadece "ana-avrat" külliyatı kaldı. Halbuki onun ne anlama geldiğini hayal meyal sezebildiği "etik" cephaneliği bize uzun zaman yeter.23 Temmuz'daki durum ise şuydu:

Kirli Savaş'ta kışkırtma taktikleri

Star, 21 Temmuz Cumartesi günü, "Cansun sözü" manşetiyle, yeni başkanın futbolculara pazartesi günü (bugün) bütün birikmiş borçları ödeme sözü verdiğini iddia etti. Bu sözde haberi "Paralar garanti!", "1 kuruş kalmaz" ve "10 milyon dolar" arabaşlıklarıyla süsleyen gazete, haberin "topçular arasında büyük sevinç yarattığını", "kampta herkesin şimdiden 'gel pazartesi gel' demeye başladığını" ileri sürdü. 23 Temmuz'da da, "Aslan'da büyük gün" sürmanşetiyle çirkinliği devam ettiren Uzan bülteni, Cansun'un "topçulara olan tüm borçları ödemesi bekleniyor" diye yazdı. Para gücünün kullanılışındaki çirkinliğe bakın... Fatih Altaylı ile Cem Uzan'ın taktikleri değişik. Cem Uzan mücadeleyi kendisinin güçlü olduğu alana çekiyor. Altaylı ise sütununda bizi imâ ederek "ahlâksızlar" gibi suçlamalar yapıyor.

 

GALATASARAY KONGRESİ VE "KİRLİ SAVAŞ" / DEVAM >>>