G.SARAY KONGRESİ VE KİRLİ SAVAŞ

Köşeyazarı, "ilkesiz sefil yalaka"yı kendine dayanak yaptı
Altaylı'nın köşesinde skandal

 

Bugün, "köşeyazarını tanıyalım" kampanyasına Fatih Altaylı ile devam ediyoruz. Kendisi, köşesinde "zavallı", "ilkesiz", "sefil', "kompleksli", "yalaka" kimseleri referans olarak kullanıyor. Ne ayıp! "Ahlâksız" bir kişinin yazdıklarını köşesine alıp Cem Uzan'larla mücadelesine dayanak yapıyor. Ne fena!

ızleyenler biliyordur, Altaylı geçenlerde üstüme saldırdı. E-Posta yoluyla. Köşesindeki yüksek fikir ortamı "Ne zaman adam oluruz?" kutusuna da "Gazetelerden şutlanmış kimi ahlâksızları, internette yazdığı için ahlâklı zannetmediğimiz zaman," diye yazdı. "Anlayana" cinsinden...

Olayı kısaca özetliyorum: Star'ın ve başka pek çok şeyin patronu Cem Uzan Galatasaray kulübünü ele geçirmeye kalktı. Başaramadı. Fatih Altaylı, Uzan'a karşı kongreyi kazanan Mehmet Cansun'un listesindeydi. Kongrenin hemen ardından, Star'da, Uzan'ın, yeni Galatasaray yönetimine karşı para silahını kullanarak kirli oyunlar içine gireceğinin belirtilerini gördük. Ben "kirli savaş" başlıyor, diye yazdım. Fakat, şu işe bakın ki, Fatih Altaylı, gazete yönetimini de ikna ederek, Motorola ve Nokia'ya attıkları kazık yüzünden Uzan'ların peşine dünyaca ünlü bir detektiflik firmasının takıldığını Hürriyet'e manşet yaptırdı. Ben bu sefer, "Fatih Altaylı: 1 - Cem Uzan: 0" diye yazdım ve "kirli savaş"ta ilk büyük atağın öbür cepheden geldiğini söyledim.

Çünkü Hürriyet'in o manşeti gazetecilik kaygılarıyla atılmamıştı. Medya medyaya, ancak bir çıkar çatışması varsa dil uzatır. Nitekim bu sefer de Galatasaray meselesi dalaşa yolaçmıştı.

Meğer baştan kibar davranmış

Fatih Altaylı önce, bu şahsın ölçülerinde "kibarca" saymamız gereken bir e-posta gönderdi. "Ayıp ediyorsunuz"la başlıyor, nedense davranışlarımıza "kinimizin" yön verdiğini söylüyor, "utanmadan Uzan'ları savunduğumuzu" iddia ediyordu.

Yani hem yazdıklarımı anlamamıştı, çünkü "kirli savaş" lafını bile ilk olarak Uzan'ların Star'da başlattıkları "mücadele haberleri" için kullanmıştım, üstelik, benim gibi bir adam... ve Uzan'lar... bu ilişkiyi ancak Altaylı'nın birbiriyle çelişen pek çok şeye aynı anda yer açabilen zihni kurabilir.

Altaylı derdimi de anlamamıştı, çünkü yazdığı haberin doğruluğunu öne sürüyordu. Haberin doğruluğuna-yanlışlığına dair tek laf etmemiştim, hele yanlışlığını imâ edecek "kara sinek geçmemişti" satırlarımın arasından.

Ve Fatih Altaylı, bu sitede ne yapılmaya çalışıldığını da anlamamıştı. Çünkü "yüreğimiz yetiyorsa", onun Uzan'larla ilgili yazdıklarını "haber olarak kullanmamızı" istiyordu. Medyakronik'in bir haber sitesi olmadığını ayırt edememişti.

Olabildiğince nezaket sınırları içerisinde cevap verdim. Bunun üstüne ortaya çıktı ki, Altaylı bu ilk e-postasında meğer pek kibar davranmış. Çünkü ikinci e-postasında, köşeyazarımız, "zavallı bir grup" olduğumuzu, bize "acıdığını", "ilkesiz" ve "sefil" olduğumuzu, Cem Uzan'ın "yalakalığını" yaparak Star'da "köşe kapma umudu" taşıdığımızı iddia etti.

Fatih Altaylı'ya, aslında hak ettiği üslûpta cevap vermedim. Bize hakaret ettiği e-postayı Haysiyet'in manşetine taşıdım. Yazdıklarını aynen aktardım. Hani belki, bu tavırdan birşeyler anlar artık diye.

Bir de baktım, itibar kazanmışım

Arkamı döndüm. Ve kendisinin pek idrak edemeyeceği bir şekilde, "kirli savaş" mevzuunu izlemeyi sürdürdüm. Cem Uzan'ın, Galatasaray başkanı Cansun'a haciz koydurmasından sonra, Uzan ailesinin nasıl olup da her istediğini pervâsızca yapabildiğini, yoksa onların da vaktiyle "vatan için" hizmet mi yapmış olduğunu sordum, bir yazıda. Acaba bu aile üst düzeyde korunduğu için mi böyle rahat at oynatabiliyordu memleketimizde?

...Ve 2 Ağustos günü Hürriyet'i açınca ne gördüm, dersiniz? Fatih Altaylı, benim bu yazımdan uzunca bir alıntı yapmış, "Gazeteci ımit Kıvanç, internetteki köşesinde..." diye girmiş, "ımit Kıvanç'ın sorusu asında bütün Türkiye'nin sorusu" diye çıkmış.

"ınternetteki köşe", Medyakronik, onu anladık, "yazmayayım heriflerin adını, reklamını mı yapacağım bir de p..lerin" falan gibi bir ucuzlukla, sitenin adını anmıyor. Peki, kim bu "gazeteci ımit Kıvanç"? Bizzat Fatih Bey'in, "ilkesiz", "sefil", "yalaka", "zavallı" vs. diye nitelediği, gazetesinde köşe kaparım umuduyla Cem Uzan'a yalakalık ettiğini ileri sürdüğü bir hıyar. "Medya konusunda etik dersleri vermenin sizin gibilere kalmış olması Türk basınının en büyük açmazı," diyerek, bugün yaptığı işi yapmaya hakkı olmadığını da ayrıca vurguladığı bir süflî insan.

Peki, yakışıyor mu koskoca Hürriyet'in köşeyazarına, bu sefil yalakadan alıntılarla kendine dayanaklar yaratmak?

Valla ne yalan söyleyeyim, yakışıyor.

Altaylı'nın bize atfettiği "ilkesizlik" işte tam da budur. Bu kadarıyla iş "sefillik" düzeyine varmış sayılır mı, karar veremiyorum. "Köşe kapmak için yapılan yalakalık" hususunda, zaten "Köşe, yalakalık yaparak mı kapılıyor?" diye sormuştum, cevap alamadım. Altaylı'nın "elinden bize acımaktan başka bir şey geldiğini" de -mektubunda aksini söylüyordu- görmüş olduk, onu da çizebiliyoruz.

Bütün samimiyetimle söylüyorum ki, Altaylı'nın ettiği küfür ve hakaretler beni o kadar kızdırmadı ve üzmedi. Çünkü haksızdı. Ben de küfür işitince tipik bir Türk erkeği gibi davranmamayı becerebiliyorum. Adam haklı mı, önce ona bakabiliyorum.

Ama bunların üstüne beni kaynak-dayanak gösterdiğini görünce, onun adına utandım. Belki Altaylı onun dilinden konuşmadığım için, bana küfür ettiğinde karşılık vermeyip, kendince paye verdiğinde kızdığım için anlamıyordur, belirteyim: Ağır sözler ediyorum.

Şöyle bitiriyorum:

Ne zaman adam oluruz?

Küfür etmek kadar özür dilemeyi de erkekliğin şanından saydığımızda.

 

<<< GS KONGRESİ VE "KİRLİ SAVAŞ" YAZILARI ANA SAYFA