|
HAYSİYET'E ELEŞTİRİ
Makyaj akmaya başladı
MÜÇTEBA ANĞ
Ümit Kıvanç'ın İlave'sine (bkz: "İMPARATORUN
BİLANÇO DÖNEMİ) tıklamadan önce, basında Terim'in kovulmasına
ilişkin, artık gına getirmiş, "bir Türk gurbete gitse gör başına
neler gelir" türünden zırvalara karşı farklı sorunsaldan konuşan
bir yazı ile karşılaşacağımı ummuştum.
Ama yazı asıl olarak, belki de medyanın bu en kronikleşmiş
halini eleştirmek için değil, hem Terim'in hem de bizim bu olay
üzerine düşünmemiz için yazılmış. Yazı "biz ne yapacağız faslı
da var" diye bitiyor. Başkasını bilmem ama ben önce aşağıdaki
yazıyı yazıyorum.
Hayır. Fiorentina'daki "asarım keserim"
restleri, Terim'in orada geçici olarak bulunduğunu bilmesinin rahatlığına
değil, oyuncuların oyundan alınırken antrenörler tarafından itilip
kakılabildiği ve bu hareketin bir aile babasının anlık öfkesi olarak
değerlendirildiği, hoşa gitmeyen soru soran gazetecinin, antrenörün
"elinde kalma" ihtimalinin olduğu ve elde kalan gazetecinin
hakkını aramasının hukukî yollarının bulunduğu ama bu yolların antrenörün
"asmacı kesmeci" derin dostları tarafından kapatılabileceği;
her sporda olduğu gibi futbolda da başarının zekâ, beceri, çalışma
ile değil; derin ilişkiler, hakemler ve "beyin yıkayan",
maçı önce "kafada kazanan" fakat maçta takımı yenilen;
futbolcuların üzerindeki otoritesini futbol bilgisiyle değil, oyuncuların
üstüne yürüyerek, gerektiğinde döverek, gerektiğinde severek (aman
mesafeye dikkat) kurulabileceğini düşünen antrenörlerin barındığı
bir ülke ile diğer bir ülkenin arasındaki olabilecek muhtemel farkları
-nedendir acaba- algılayamamasına dayanıyor.
Evet Galatasaray'ı tutuyorum. Kendimi ne beyaz
Türk olarak ne de seçkin olarak görüyorum. Ama gidişine sevindim.
Çünkü ben yukardaki anlayış ve ilişkiler yumağının tam ortasında
durmasına rağmen "ama başarılııııı" denilen bir antrenörün
"başarılarından" sıkıldım. Bunda bir küçümseme var da
"hayal edilemeyecek başarılar"da hiç mi abartı yok? Evet
bu adam bana yabancı, hali yabancı, tavrı yabancı, dili yabancı.
Onun suratındaki kolektif oluşturulmuş, kendisinden başka herkese
yukarıdan bakan, cüretkar, 'ben bilirimci' maskeyi sevmiyorum. Fatih
Terim'in başarılı olup olmaması beni hiç ilgilendirmiyor. Ancelotti'nin
Milan'daki başarısı beni ne kadar ilgilendirirse Terim'in başarısı
da ancak o kadar ilgilendirir. (Bunun ımit Kıvanç için de geçerli
olduğunu düşünüyorum.) Eğer aksi olsaydı. Sabah gazetesindeki manşetin
altına imzamı atardım. "Terim Fiorentina'da olduğu gibi Milan'da
da başarılıydı. Ama Terim'i yeme planı daha ilk günden hazırdı.
Çünkü Berlusconi'nin gönlünde eski futbolcusu Ancelotti vardı".
Bu ne demek ya? Benim anladığım şu: Milan Terim'i sadece ve sadece
bu başarılı Türk'ün önünü kesebilmek için sezon başında takımın
başına getirmişti. Ne entrika ama! Medyamızın yazdığı aşağı yukarı
bu ve benzer saçmalıklar. Fakat ımit, "Terim?in arkasından
iş çevirenler kimlerdir?" diye sorduğunda benim de aklıma şu
soru geliyor: Arkadan çevrilen iş ne? ımit Kıvanç'ın yazısından
bir iş çevrildiği zaten biliniyor gibi bir ara sonuç çıkıyor. ımit'in
yazısının konusu bu olmayabilir, zaten değil de. Ama yazının bütünündeki
hava "beyaz Türkler", "küçümseme", "aşağılama",
"nankörlük" ve "arkadan iş çeviren Milan yönetimi",
şu soruyu haklı çıkarıyor: Arkadan çevrilen iş ne?
Belki de iş miş yok. Belki de ortada bir "başarı
hikâyesi" de yok. Ama şunlar var: 160 trilyonluk transfer,
dipteki takımlardan sadece bir puan, kendini itip kaktırmayan futbolcular,
"beyin yıkama" ile yürümeyen bir lig ve en azından Türkiye'deki
kadar artistliğe ve höt zötlere itibar etmeyen bir toplum.
ımit Kıvanç'ın yazısının başlığı iyi durmuş: "ımparatorun
bilanço dönemi". Ama eklemekte fayda var. Türkiye'dekilerin
aksine bu dönem, "bağımsız denetimden geçmiş bilanço dönemi".
Ve görüyoruz ki, eski dönemlerde yöneticilerin, basının, çevresindeki
insanların, futbolcuların ve toplumun en büyük kesiminin bilançoya
yaptığı makyaj akmaya başladı.
SAYFA BAŞI
Onlar
"kokmuş", biz mis gibi...
Milliyet spor servisi, Fatih Terim'in Milan'daki
işine son verilmesine ayırdığı tam sayfasına
"Kokmuş Çizme" manşetini uygun gördü
(6 Kasım). Hükmün gerekçesini spottan öğreniyoruz:
"Fatih Terim'i göreve getirdiğine
bin pişman olan Milan yönetiminden, yeni gladyatörü
parçalama görevini alan ıtalyan medyası, 140
gün süren operasyonu da tamamladı."
Tabiî tam anlayamıyoruz, Milan yönetiminin
"bin pişman" olması meşru mudur, haklı
mıdır, bilemiyoruz. Ama ıtalyan basını
"gladyatörü parçalama" görevini almış,
yerine getirmiş, falan...
Bir an, azıcık geçmişe dönelim
ve Romanya'da yaşadığımızı varsayalım.
Türk futbol medyasının Mircea Lucescu ile ilgili
yayınlarından haberdar oluyoruz, sonra da Galatasaray
birden Lucescu'nun işine son veriyor. Bir Romen gazetesi şüphesiz,
bugün Milliyet'in yaptığının tıpkısını
yapabilirdi.
Bu muhayyel gazete, "Kokmuş Türkiye"
diye bir manşet de atabilirdi o halde.
Ne derdik?
Bu kadar basit mi temize çıkmak? Başkalarının
entrikacılığını, ikiyüzlülüğünü
ortaya dökünce biz yırtıyor muyuz?
Ayrıca, gazetecilik açısından
sorulması gereken bir soru da var: Bizim futbol medyamız,
Fatih Terim aleyhine çevrilen dolaplar hakkında bugüne
kadar bizi ne kadar aydınlattı? Fatih Terim'in işine
son verilmesi, bizim basın için de şok oldu, Terim
için olduğu kadar.
"Çizme" hiç de özel olarak
"kokmuş" değil. Her yerde çevrilen dolaplar
orada belki daha hızlı dönüyor. Ama gazetelerimizin
anlattığı senaryolara inanmamızı güçleştiren
bir önemli olgu var: Milan, Fatih Terim'e dünyanın
parasını ödedi. Şimdi de, Terim başka kulüple
anlaşmazsa, Milan ona ayda 100 bin dolardan fazla para ödeyecek.
Yani şuna inanmamız isteniyor: Milan kulübü,
tamam, onca parayı ödeyelim, gerekiyorsa bu Müslüman-Türk
teknik direktöre 2003 yılına kadar bakalım,
dedi, Ancelotti'yi getirme operasyonlarını bir yandan
sürdürürken.
Böyle mi?
Yoksa, Terim çalışmaya başladı,
bir süre sonra, henüz tam bilemediğimiz sebeplerle,
baktılar olmayacak, bu operasyona mı kalkıştılar?
Herhangi bir olayı, tavır göstermeden
önce anlamaya çalışmak bu kadar becerilemez
bir iş midir? Her olayda, önceden varılmış
sonucu doğru göstermek üzere yayın yapmak, "gazeteciyim"
diyen insanı nasıl tatmin eder?
Son olarak, başa döneyim: "Gladyatör
parçalama" konusunda bizim futbol medyasının,
başkalarına laf edecek yüzü var mı?
|