|
Fatih Terim bu ilâhî mesajın anlamını
çözebilecek mi? Ya biz?
İmparatorun bilanço dönemi
"Fatih Terim olgusu", Türkiye'nin hayatında
şaka maka ciddî yer kapladı birkaç yıldır. Herhalde hiç kimse, Terim'in
ıtalya macerasının medyamızda en önemli haber konularından biri
oluşunu futbolun popülerliğiyle falan açıklamaya kalkmayacaktır.
Fatih Terim "olayı", pek çok yönüyle, toplum olarak kendimizi
tanımamızı sağlayabilecek bir önemli deney yerine geçti. Geçiyor...
Fatih Terim uluslararası arenaya açılacaksa, bunu
Fiorentina kulübesinde oturarak yapmakla yetinmeyeceğini biliyorduk.
Beklenenden de çabuk, Milan'a tırmandı. IMF, Dünya Bankası, Avrupa
Birliği, ülkesindeki Türklere karşı yabancı düşmanlığına, Türk devletine
karşı terörist faaliyetlere göz yuman Almanya, Apo'yu koruyan ıtalya,
Fehriye Erdal'ı vermeyen Belçika, Türkiye'yi karalayan Uluslararası
Af Örgütü ve sair mihrakların ait olduğu o büyük ve uğursuz dünyada
bir buzkıran gibi ilerleyiverdi hemen. Elimizi açmış borç istiyor
ve verdikleri paralarla siyaset şirketlerimizi döndürüyorduk, ama
Fatih Terim kendi takımlarını çalıştırsın diye hepsi kuyruğa girmişlerdi.
Milan onu Fiorentina'dan kaptı âdetâ.
Terim'in Fiorentina'nın belli ki epeyce problemli
bir kişilik olan- başkanından gördüğü tuhaf muamelenin altında,
Gorri'nin, bir sıçrama tahtası olarak kullanılacağını bilmekten
doğan tedirginliği ve peşin öfkesi de yatıyor olmasın sakın? Aynı
şekilde, "imparator"un Avrupa'daki ilk uğrağında kafadan
"asarım keserim" restleri çekebilmesi, zaten orada geçici
olarak bulunduğunu bilmenin rahatlığına da dayanmıyor muydu?
Köy resminde dörtçekerli cip
Fatih Terim şudur veya budur; hepsinden önce "kararlı"dır.
Onu "imparator" yapan, Süleyman Demirel-Mehmet Ağar arası
bir pervâsız çene hareketi değil sadece; bu: kararlılık. Türkiye
insanı, hemen hiçbir konuda gösteremediği bu aktif kararlılığı,
sahiden de evet, söylemişti, dediğini yaptı, evet!- UEFA Kupası
kaldırmaya vardıran evlâdının "Avrupa"ya neredeyse doğal
olarak yakışacağının kanıtı saydı. Çünkü milletimiz pasif kararlılıkta,
bir şeyi yapmama, gereğini yerine getirmemede mahirdir. Ama önüne
bir hedef koyup, başkaları benzer hedeflere ulaşmak için ne yapıyorsa
fazlasını yapmak, "şu kadarı idare eder" dememek, yarıyolda
verilecek ihtiyaç molalarını bir süre sonra yolculuğun yerine geçirmemek,
zordur bu toprakların insanları için.
Fatih Terim, okul kitaplarındaki camili, pınarlı,
ağaçlı köy resimlerinin ortasına yerleştirilmiş bir dörtçekerli
cip.
Sırtından vuruluşu yeni değil...
Gelin görün ki, beyaz Türkiye'nin sinirini bozacak
kadar da alaturka. Ses tonu tehditkâr, ifadesi tavizsiz, yürüyüşü
dayıca, bakışı Adanalı. Etrafındaki her şeyi küçümsemezse biryerleri
şişecek seçkin zümremizin içerisinde Galatasaraylıların oranının
bir hayli yüksek oluşu, dünya futbol tarihinin en ilginç hallerinden
birini yarattı: Takımlarını üç-beş yıl önce hayal edilemeyecek başarılara
ulaştırmış teknik direktörün gitmesiyle derin bir oh çeken Galatasaraylılar...
Ve tabiî, bu bünyeye yabancı adamın gittiği yerde de başarılı olamaması
gerekiyordu ki, aşağılama kuvveden fiile çıkabilsin.
Fatih Terim için bugün "sırtından vuruldu"
deniyor. O sırtından vurulmuştu zaten. Ama giderek hem kalınlaşan
hem sabitleşen ense ve boyun kaslarının hemen altındaki bıçak yarası,
onu sadece eskisinden de cüretkâr yapmıştı.
Akla sığmaz bir nankörlükle onun başarısızlığını
isteyenler bugün onu yere düşmüşken yakalayıp bir de tekme atmaya
çalışacaklardır. Şuna benzer sözler duyarsanız, tekmeleri kollayın:
"Büyük olan kulüptür, teknik adamlar gelir geçer", vesaire...
Çin sarayında akıncı
Öte yandan, hayat ironik, dolayısıyla bu doğrudur
da. Hayatın ironisi mizahçınınkine falan benzemez. Kodu mu oturtur.
Bırakın Fatih Terim'le açıktan kapışmayı, onun hakkındaki hissiyatını
dışavurmayı bile zamanıyken göze alamamış sinik beyaz Türkler şimdi
hayatın bu harbi gerçeğinden fazlasıyla yararlanacaklar. Çünkü hayat
her zaman ironik değil bazen ikiyüzlü ve sahtekârdır da.
Zavallı talihsiz insanlarımız, hayatın ikiyüzlülüğünü
ve sahtekârlığını kendilerine yaşam kılavuzu yapmış çakalların kurduğu
ve egemen olduğu bir düzende, gayrıinsanîliği ırkçılığın uğursuz
renkleriyle bezeyen bir siyaset adamı Fatih Terim'in patronu oldu
diye sevindiler de. ışte, bu toprakların imparatoru da olsan, onların
ortamında göreceğin muamele! Fatih Terim'in arkasından iş çevirenler
kimlerdir? "Uygarlıklar savaşı" bayraktarı Berlusconi
ve Milan adlı büyük şirketin kurt yöneticilerinden Galliani.
"ımparator", onların odalarına
girip çıkarken, yanına medya karşısında ustalıkla kullandığı harbilikten
başka silahlar almalıydı. Milan şirketi yöneticileriyle Terim'in
ilişkilerinin filmini, öyküyü bambaşka bir tarihe ve ortama taşıyarak
yapabilirsiniz: Çin sarayına dalmış cesur ve kaba Türk akıncısı
ile, hepsi yüzlerinde aynı korkutucu tebessümle onu süzen saray
entrikacıları... Karşılarına dikildiği anda onu ele geçirmiş olduklarından
emin, isterlerse derhal yok edebileceklerini bilerek, önünde eğiliyorlar...
"Değerler"... öyle mi?
Dünyadaki bazı ilişkiler bizim kavramlarımızla
anlaşılamaz. Hele futbol medyası gibi bir aptallaştırma makinesinin
iğdiş ettiği zihinlerimizle, Fatih Terim'in "mânâsını"
da olan biteni de zor kavrarız biz. Ama ansiklopedilere, "azmetme"
maddesine vinyet olarak fotoğrafı konabilecek bir kişilik, Fatih
Terim belki de önüne böyle bir hedef koyar, hayatının bu önemli
kavşak noktasında. Zorla indirildiği durakta beklerken, isterse
kendine bol bol vakit yaratabilir, mafyoso müzikler eşliğinde siyah
Mercedes'ler içerisinde ağır ağır açılan demir kapılardan şato bahçelerine
girerken görünmenin kendisine tabiî o reklamdan aldığı para dışında-
ve bize neler ifade ettiğine dair düşünmek için.
Belki son Milan entrikasını, futbol âleminin köklü
bir temizliğe ihtiyacı olduğunu düşünmek için vesile yapar. Bu durumda
"değerler" diye bir konu başlığı da olacaktır okuma ödevleri
arasında. Bu ona çok yabancı değil. Ama burada çok eşelenirse, kendisine
atfedilen birtakım değerleri sahiden ete kemiğe kavuşturmak yerine
niçin bunlardan epeyce uzaklarda eğleşen şaibeli devlet adamlarıyla
sıkı fıkı olduğu da meşru bir soru haline gelebilir.
"ımparator"a akıl vermek kimin
ne haddine. Bize ancak onun muhtemel düşünce ve hareketlerini tahmin
etmeye çalışmak düşer. Bu ağır konuya giriş yapmayı denedik. Çünkü
Fatih Terim "olayı"nda hepimiz yeralıyoruz. "O ne
yapacak?" kadar, "Biz ne yapacağız?" faslı da var.
Kimbilir, belki Afganistan'a bir 90 asker daha
yollar, teknik direktörlerimize böyle davranılmamasını sağlarız.
|