|
Desteksiz atmada sporcularımız birinci
Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği yenilgisi,
büyük takımların her önüne geleni
yenmesini "doğal durum", bu tür sonuçları
da felâkete yakın tuhaflıklar olarak kabul eden futbol
basınını sarstı. Bazı gazeteler, maç
sonrası yıldız tablosunda Fenerbahçe takımının
bütün futbolcularına tek yıldız vermek
gibi, yenilen takımına bozulmuş taraftar psikolojisiyle
davranırken, bir bütün olarak futbol basını,
mesnetsiz, kulaktan dolma haberciliğin örneklerini ardarda
sergiledi.
Bir-iki konu seçelim. Futbol basınına
göre, Fenerbahçe'nin Hırvat futbolcusu Rapajiç,
sakatlığını "öne sürüp"
Fener formasını giymekten kaçınırken, Hırvat
millî takımında oynamak için ülkesine gitmişti.
Üstelik, teknik direktör Mustafa Denizli'nin "gitme"
demesine rağmen.
27 Ağustos Pazar gecesi Kanal D'deki spor
programına telefonla bağlanan Mustafa Denizli, futbol
basınının diline doladığı "Rapajiç
hadisesi"ni şöyle anlattı: Rapajiç İstanbul'da
oturacağı evi henüz tutmuştu, eşini ve
çocuğunu alıp gelmesi için Denizli ona izin
vermiş, Hırvat futbolcu bu nedenle ülkesine gitmişti.
Kime inanacağız? Bir tarafta "haberin"
birinci dereceden kahramanı böyle diyor. Öbür
tarafta, söylenti dışında kaynağı
olmayan iddialar...
Gelelim Fenerbahçeli futbolculara teknik direktör
tarafından verildiği ileri sürülen "otobüs
cezası"na. Mustafa Denizli diyor ki: Uçak saati nedeniyle
havaalanında üç saat kadar beklememiz gerekecekti.
Yenilgi sonrası böyle bir bekleyiş futbolcuların
morali açısından iyi olmayacaktı. Zaten kulübün
otobüsüyle gelmiştik, beklemek yerine dört saatte
İstanbul'a döndük.
Bu devirde Fenerbahçe gibi bir takımın
uçak yerine otobüsle seyahat etmesini özel bir olay
kabul eden ve işin içinde iş arayan futbol basınının
"ceza" diye nitelediği şey, büyük
ölçüde pratik gerekçelerle verilmiş bir
kararın sonucu, Fenerbahçe teknik direktörüne
göre.
Kime inanacağız? Haberin, birinci dereceden
falan da değil, tek kahramanı böyle diyor. Öbür
tarafta, kime dayandığı belli olmayan söylentiler...
İstelik, otobüs yolculuğunu "ceza"
diye niteleyen futbol basınına kulak verecek olursak,
bu yolculuk sırasında Denizli'nin futbolculardan "tek
tek hesap sorduğunu" veya futbolcularla "yenilginin
nedenleri üzerine tartıştığını"
veya "yol boyunca tek kelime konuşmadığını"
veya, "Size iki gün veriyorum, dinlenin ve hatalarınız
üzerine düşünün, salı günü
karşıma böyle gelin," dediğini ama bunu
yolculuğa başlarken veya İstanbul'a varıldığında
söylediğini veya otobüste çıt çıkmadığını,
futbolcuların bir süre sonra uyuyakaldığını...
veya bir başka yol hikâyesini öğrenebiliriz.
İşin tüyler ürpertici tarafı,
karşımıza birden fazla "hakikat" çıkarılmasında
değil. Şurada: Bir haber yazıyorsunuz. Bu haberin
kahramanı olan kişi çıkıp bunu yalanlıyor.
Siz oralı bile olmuyorsunuz. Ya da Denizli'nin Rapajiç'le
ilgili açıklamasını, "Denizli'den Rapajiç'e
destek" başlığıyla veriyorsunuz. Ne desteği?
Burada asıl olarak, "olay öyle değil böyle"
diye sizi yalanlayan bir açıklama var!
Yukarıya örnek olarak aldığımız
iki olayda, Mustafa Denizli bizzat çıkıp kendine
göre işin doğrusunu açıkladığı
için güvenilir bir karşılaştırma imkânı
bulabiliyoruz. Ama pek çok olayda, biliyoruz ki, bu imkâna
da sahip olamayacağız. Futbol basınının
yazdıklarını okuyarak, meselâ, Fenerli'ysek
Rapajiç'e düşman olacağız, Denizli'nin
"otobüs cezası" verdiğini, yenilgi sonrasında
şöyle ya da böyle davrandığını
düşüneceğiz.
Futbol basının güvenilirliği
konusunda belki yol gösterici olur diye küçük
bir örnek daha verelim. TV'deki Pazar gecesi futbol programlarından
birinde, "başkent derbisi" hakkında tahmini
sorulan, yıllanmış bir futbol yazarı, Ankaragücü
karşısında Gençlerbirliği'nin şansının
fazla olduğunu, çünkü Gençlerbirliği'nin
seyircisinin fazla olduğunu söyledi! Futbolun f'siyle
ilgili herkesin bildiği gibi, Gençlerbirliği Türkiye
liginin, seyircisi en az olan takımı, en iyi ihtimalle
takımlarından biri. Ankaragücü'nünse, kalabalık
bir seyirci topluluğu var. Zaman zaman galeyana gelerek spor
sayfalarında kendine geniş yer açmayı da becermiş
bir seyirci...Öyleyse bu tahmine dayanak olarak sözkonusu
futbol gazetecisinin öne sürdüğü şey,
hakikatin tam tersi. Bütün bunların altında
yatansa, dört büyük takımı doğrudan
ilgilendirmeyen herhangi bir konuda futbol basınında hüküm
süren bilgisizlik ve ilgisizlik. (28
Ağustos 2000)
SAYFA BAŞI
Şifo Mehmet ne demiş,
sahiden demiş mi?
Başlık yine tırnaksız: Bu iş
bensiz olmaz. Kim diyor bu lafı? Yanda fotoğrafı
yeraldığına göre, Beşiktaşlı
Şifo Mehmet. Spotta da, "Scala'nın son iki maçta
yedek bıraktığı kaptan Mehmet"in, "Beşiktaş'ın
saha içinde ve dışında bana ihtiyacı var.
Yedekliği içime sindiremiyorum" dediğini öğreniyoruz.
Spotun altında, yeni icat bir "haber
parçası arabaşlığı ama arada değil
de başta yeralan başlık" var: "Bana hep
ihtiyaç var".
Sonra nihayet Sabah'ın spor sayfasında
(30 Ağustos) geniş yer kaplayan habere geçiyor ve
Beşiktaş kaptanının geçen sezon sadece
bir maçta yedek kaldığını, ama bu sezon
son iki maçta kulübede oturduğunu okuyoruz. "Deneyimli
futbolcu"nun dediklerine geldi sıra. Önce şunlar:
"Yedekliği içime sindiremem. Takımın bana
hem saha içinde hem de saha dışında ihtiyacı
var."
Demiş mi Şifo bunları? Bilmiyoruz.
Çünkü Mehmet'in iki maçtır kulübede
oturduğunu düşünen her spor muhabirinin aklına
ona bunları "dedirtmek" gelir kaçınılmaz
olarak. Her hâlükârda, kendi içinde tutarlı,
iddialı sözler bunlar.
Ama aynı habere göre aynı insanın
dedikleri şöyle sürüyor: "Hocaya kapris
yapmak, küsmek, benim yapımda yok. Bize düşen
Beşiktaş'ın menfaatleri için çalışıp,
görev verilmesini beklemek."
Hoppala! Hani Şifo "içime sindiremiyorum"
sözleriyle bir çeşit meydan okuyordu?
Bekleyin.
Bu sefer arabaşlık kılığına
girebilmiş o ne idüğü belirsiz başlıklardan
ikincisi: "Hoca doğruyu görür".
Bu başlık altında da, Şifo'nun
iki maçtır yedek kulübesinde değil, kulübenin
dışında oturduğu hatırlatılıyor
bize. Şifo Mehmet'e de belli ki. Mehmet şunları söylüyor:
"Bunun bir mesaj gibi algılanmasına çok üzüldüm.
Yedekliğe tavır koyduğum iddiaları gülünç.
Stefano ile birlikte, kulübede yer olmadığı
için dışarıda oturduk."
Ve şöyle sürdürüyor Şifo:
"Kimin oynayacağına da transfere de hoca karar verir...
Hoca doğruyu görür."
Sizce, Beşiktaş'ın iki maçtır
yedek soyunan kaptanı Şifo Mehmet bu habere göre,
yedekliği hakkında ne demiş?
Bitirirken tekrar hatırlatalım: Üzerine
konuştuğumuz haberin başlığı, "Bu
iş bensiz olmaz". Spotta da, Şifo Mehmet'in "yedekliği
içime sindiremiyorum" dediği yazılı! (30
Ağustos 2000)
SAYFA BAŞI
Terim'in ne yapacağını
bilmiyorsunuz, uydurmayın!
Bir tür ulusal temsilci konumuna gelen Fatih
Terim'in İtalya'daki futbol yaşantısını
bu sezon sonundan itibaren hangi kulüpte sürdüreceği,
futbol gündemimizin bir numaralı konusu. Bu konuyu bu
gündemin bir numaralı konusu haline getiren basın,
kendini müthiş bir çaresizlik çemberinin içine
soktu.
Hem bize bunun en önemli konu olduğunu
söyleyip duruyor hem de bu konuda ne olabileceğine dair
hiçbir şey bilmediği halde biliyormuş gibi gözükmek
zorunda.
Sebep basit: bu konuda sahiden haber verebilmek
için, önce haber alabilmek gerekli. Haberin alınabileceği
bir tek kaynak var: Fatih Terim. Ve Terim, büyük ihtimalle
18 Ocak Perşembe günü Fiorentina başkanıyla
görüşmeden karar vermeyecek. Bu görüşmenin
perşembe günü olup olmayacağı bile henüz
kesin değil.
Dolayısıyla: şu an için eldeki
tek haber, Terim'in Gori'yle görüştükten sonra
karar vereceği.
Oysa spor sayfalarına bakın: Terim manşetinden
geçilmiyor. Konu da, teknik direktörün Milan'a gitme
konusunda ne karar vereceği.
Ortadaki tek eksik, sahici haber.
Ne güzel gazetecilik... (16
Ocak 2000)
SAYFA
BAŞI
|