LİNÇÇİLİK İLLETİ

Kim "büyük", kim "aptal", ne sahici, kim riyakâr?

 

Hürriyet (22 Haziran), Alman basınının Euro 2000'de Almanya'nın elenmesi, Türkiye'nin çeyrek finale çıkmasıyla ilgili yazıp çizdiklerini derleyip sürmanşete çekti. Attığı başlık (Alman basınının ağzından): "En büyük Türkiye, bizimkiler aptal".

Hürriyet, Bild gazetesinin, Türklere hitaben, "Sizinle birlikte seviniyoruz," dediğini aktarıyor. "En büyük Türkiye" meselesi de, Bild gibi gayrıciddi bir bulvar gazetesi olmayan Die Welt'in manşetinden doğuyor.

Bu gazete, Türk millî takımının zaferinden sonra bütün Avrupa sokaklarında bu sloganın duyulduğunu, her yerin Türk bayraklarıyla kaplandığını, çünkü Avrupa'da yaşayan bütün Türklerin sokaklara döküldüğünü yazmış.

Die Welt'in internet sitesinden bu yazıyı okuduk.

Futbol Federasyonu'nun çeyrek final için koyduğu primle başlıyor, Türkiye futbolunun kaydettiği gelişmeye, geçen Avrupa Şampiyonası'ndaki başarısızlığa, Galatasaray'ın UEFA Kupası zaferine, Fatih Terim ve Avrupa takımlarına giden futbolculara değinen, mâkûl bir yazı. Özel bir gaz, şişirme, yağlama muhabbeti yok. "En büyük Türkiye" diyen de Die Welt gazetesi değil. Bu laf, "Türkler bütün gece böyle bağırarak zaferlerini kutladılar" bağlamında geçiyor, tahmin edebileceğiniz gibi.

Yazıyı merak eden varsa, Almanca olduğunu hatırlatarak adresi verelim: http://www.welt.de/daten/2000/06/21/0621sp175046.htx

Bild'e gelince: Bu değerli gazetenin internet sitesinde, Hürriyet'in sözünü ettiği gün değil bir gün sonra (22 Haziran), Alman takımı üzerine yapılan yayını gördük. Meslekten her insan Bild gazetesini iyi bilir. Belirli bir tarzın, ıngiliz Sun ile beraber, dünyadaki en süzme temsilcisidir.

22 Haziran'da Bild, Alman futbolcularına, "Sizi bir daha görmek istemiyoruz" diye haykırıyor, okurlarına "öfke boşaltma" köşesi açıyor, millî takımın fotoğrafı üstüne, "buruşturun, atın, unutun" yazıyor, elendikleri gece futbolcuların oteldeki yemekte eğlendiklerini yazıp "Utanç gecesi" başlığını atıyor, yani bize hiç yabancı gelmeyecek bir tarzda davranıyordu.

Hürriyet'in sözünü ettiği gün, Bild'in Almanya'daki Türklere gazete satmayı hesaplayarak "Sizinle beraber seviniyoruz" başlığı atması ise, Hürriyet'in yaptığı gibi, sevinilecek bir olay değil, ancak riyakârlığın Batı basınındaki boyutları başlıklı bir makalenin konusu olabilir.Bild tam da, Türkiye meselâ her maçı 5-0 kaybedip elense, "sizin neyinize ulan Avrupa mavrupa" çizgisini benimseyecek bir gazetedir.

Sadece, şu anda para eden, Türkleri övmek, Türk millî takımının beklenmedik zaferinden, bunun Türkiye'yi Avrupa'ya nasıl da yaklaştırdığından bahsetmek geçerlidir.

Hürriyet'in Alman basınına atfen "En büyük Türkiye, bizimkiler aptal" başlığını derlemiş oluşu, görüyoruz ki, olgusal olarak doğru bir zemine oturmuyor. Çünkü "En büyük Türkiye" başlığı, "Alman basınının" görüşü değil. "Alman gazeteleri Türkçe olarak 'En büyük Türkiye' manşetleri attı" demek doğru değil. Türklerin sokaklarda attığı slogana atfen çıkarılmış bir başlık bu. ıkincisi, futbolcularına hakaret eden, Alman "basını" değil, basın içinde yeri ziyadesiyle belli Bild gazetesi. Hürriyet'in alıntıladığı yalnızca o. ıçüncüsü, kendi futbolcularına "aptal" deyip hakaret eden Bild gazetesinin bu öfkesinin gerisinde yatan, takımın "Alman futbolunu elâlemin önünde rezil etmiş oluşu". Başka türlü söylersek: Almanya nasıl kaybeder, nasıl elenir, biz öyle elenecek takım mıyız, elenecek millet miyiz? Bild, bizdeki benzerleri gibi, halkın milliyetçi-ırkçı duygu ve içgüdülerini kaşımayı alışkanlık haline getirmiş bir gazete, tabiî ki, öfkesi de "büyük Alman milleti"nin küçük düşmesine. Hürriyet ise, basınımıza genellikle hâkim olan buna benzer bir anlayışın klasikleşmiş öncülerinden. Ama Türkiye'nin "büyüklüğünü" Batılılara dayanarak ispata çalışırken ilginç bir ikileme düştüğünün farkında değil. Çünkü karşımızdakiler bizim "büyüklüğümüzü" onayladıklarında bu bizim için bir ispat yerine geçiyorsa onlardan ne kadar büyük olduğumuz şüphelidir. "Büyüklük" içeren milliyetçilik kendinden menkûldür. Meselâ Bild gazetesi, "Almanların büyüklüğünü Türkler de onaylıyor" deyip bundan memnun olmaz. "Onlara mı kalmış bizim büyüklüğümüzü onaylamak?" der. Öbür yanda, kendi futbolcularına "aptal" diyen Alman gazetesinin tutumu, bir başka gazete tarafından konu edilecekse, yapılacak şey olsa olsa kınamaktır. Söylediğimizin tuhaf kaçtığının farkındayız. Ama, millî takımın çeyrek finale kalışıyla nasıl bir hakaret ve aşağılama rezaletinin eşiğinden döndüğümüz ortada. Bild, Alman futbolcuları için, "Şimdi dönüp yine milyonlarını sayacaklar," diyordu. (Yanlış anlamayın: Mark üzerinden konuşuyor.) Biz, Alman takımı finale çıksaydı Bild'in neler diyeceğini biliyoruz. Milyonlardan hiç sözedilmeyecek, futbolcuların ruhundan, tekniğinden, takımın disiplininden, bilincinden sözedilecekti. Tıpkı şimdi bizim takımımız için yaptığımız gibi. Ruhu falan da geçtik, Hakan'ın bacak kaslarını efsaneleştiriyoruz. Eğer kaybedersek, bir süre önce bizim cebimizden çıkan paralarla futbolculara alınan cipleri konu etmeye başlarız. Belki de Hürriyet bu konuda başı çeker. (22 Haziran 2000)


İşte "güvenilir kaynak" Alman gazetesi Bild'in bastığı fotoğraflar. Bild bu fotoğrafların altına şunları yazdı: "Gecenin uzaması savaşçı tiplerimizi yormuyor. Onlar iş futbola gelince form tutamıyorlar. ışte Carsten Jancker bir tane daha deviriyor: Biri boşalsın öbürü dolsun... / Saat 05.25, otel terası aydınlanıyor artık. Ortalıkta bol bol şişe var. Ortam hoş! Ulf Kirsten kahkahalar içerisinde; karşısındaki Sebastian Dreisler de öyle. Takımlarının tarihe geçecek şekilde rezil oluşunun ardından, Alman millî takımının iki oyuncusu. / Kalksın kadehler! Jens Jeremies iş başında: Hem sigara hem kadeh aynı elinde - problem değil, şerefe!" Fail arama, suçlu ilân etme, günah keçisi yaratma... linç kültürü maalesef bizim de yabancımız değil.

SAYFA BAŞI


      ÖZEL KONULAR  
  HEP
OFSAYT
GİRİŞ
SAYFASI
BİZ
LİNÇÇİYİZ
SİZ DE
OLUN
GS KONGRESİ
MEDYA
SAVAŞI

BİZZAT
KONU:
FATİH
TERİM

INCIK
CINCIK
FUTBOL
MEDYASI