|
"Tezgâh" de, taraftarı kışkırt,
o kırıp döksün, sen gazete sat
Star'ın spor sayfasında başlık:
"Tezgâh kokusu". Trabzonsporlu Muhittin Öztürk'ün
yazısına atılan üstbaşlık da şöyle:
"Şampiyonluk yolunda rakipler kadar hakemlere de dikkat
edilmeli".
Öztürk, Fener-Denizli maçının
hakeminin, rakibine yumruk atan Lazetiç'ı oyundan atmadığına,
Erzurum-Beşiktaş maçında yardımcı
hakemin hatalı bayrak kaldırışıyla Erzurumspor'un
bir golünün yendiğine, Galatasaray-Yozgat maçında
Hagi'nin el-kol hareketlerine rağmen hakemden ceza görmediğine
dikkat çekerek, üç büyüklerin kollandığını
imâ ediyor.
Yazının, yukarıda aktardığımız
üstbaşlık ve başlığına ek olarak
sayfada yeralan spotunda ise, "Trabzon'a karşı şu
ana kadar önemli hata yapılmadı. Ama 1995-96
sezonundaki oyunları da unutmadık!.." deniyor.
Muhittin Öztürk, Merkez Hakem Kurulu'nun,
"yol yakınken... cesaretle maç yönetmeyen, tarafsızlığını
bozan hakemleri diskalifiye etmesini" istiyor. Yazı, tehditle
karışık bir uyarıyla son buluyor: "Daha
büyük felâketlere yolaçılmadan tedbirler
alınmalı. Bizden söylemesi..."
Şimdi:
"Tezgâh kokusu" ne demek? Birileri
biryerlerde bir tezgâh kurmuş veya kuruyor. Biz bunun
kokusunu alıyoruz. Yani bu yönde işaretler görüyor
ve şüpheleniyoruz. Bu somut durumda böyle işaretler
var mı? Kesinlikle yok. Hakemlerin genel olarak büyük
takımlara -en hafif ifadeyle- daha hoşgörülü
davranması ya da, haydi diyelim ki, etki altında kalması,
zaten futbol âlemimizin temel gerçeklerinden biri. Yeni
bir durum değil, bu sezon bu durumu pekiştiren, derinleştiren
vs. herhangi bir şey olmadı.
İkincisi, bu kayırma-hoşgörü
politikasından nasiplenen dördüncü takım
da Trabzonspor. İstanbul oligarşisi kadar olmasa da böyle.
Üçüncüsü, Muhittin
Öztürk aslında "hakemler İstanbul büyüklerini
tutuyor" demek istiyor. Ama bu sezon Trabzon'a karşı
önemli hata yapılmadığını da kendi
belirtiyor.
Star gazetesi de, böyle bir durumda, "Tezgâh
kokusu" başlığını atıyor. Amaç,
Trabzon taraftarını heyecanlandırmak, duygularını
ayağa kaldırmak. Hakemin önemli bir hata yaptığı
ilk durumda taraftarı sokağa dökmek için uygun
zemin böyle hazırlanıyor. Ölümle, yaralanmayla,
kırıp dökmeyle sonuçlanan şiddet olayları
böyle besleniyor.
Sonra, taraftarların üstünden döner
bıçağı çıktığında "magandalar"
başlıklarını atacak olan, yine aynı gazeteler.
Ortada hiçbir şey yokken bir "tezgâh"ın
varlığına dair şüphe ve endişe yaratmak,
belki de hukuken cezalandırılması gereken bir davranış
sayılmalıydı. Medya eleştirisinin konusu değil.
Zira bu doğrudan doğruya, "çıkar
sağlamak (daha çok gazete satmak) için başkalarının
hisleriyle oynama" suçudur. Böyle bir suç henüz
tanımlanmadıysa artık tanımlanmalı. Asıl
"tezgâh" bu çünkü.(1
Kasım 2000)
Gazeteciler
Cemiyeti ve Basın Konseyi'ne çağrı: Star'ın
"Telegol"üne dikkat!
Program "konsepti": Kışkırtma
Star televizyonu, 12 Kasım'ı 13'üne
bağlayan gece boyunca süren "Telegol" programıyla,
son derece tehlikeli bir yola girdi ve "kapışma-çatışma
rating getirir" anlayışının nasıl
ateşle oynamaya kadar uzanabileceğini gösterdi. Aşağıda
yazacaklarımızın basın kuruluşları
nezdinde bir tür "ihbar" kabul edilmesini ve Türkiye
Gazeteciler Cemiyeti ile Basın Konseyi'nin durumu ciddiye almasını
talep ediyoruz.
Olanları özetlemeden, geri plan bilgileri
vermemiz gerek:
"Telegol", mâlûm, maç
görüntülerinin TeleOn'un elinde olmasından ötürü,
şu anda değişik televizyon kanallarındaki futbol
programları arasında "esas oğlan". Bu programın
"konsepti", üç büyükleri doğrudan
temsil eden birer futbol gazetecisinin (biri de eski yönetici)
stüdyoda bulunmasına, birbirleriyle atışmasına,
program boyunca taraftar kavgaları yapılmasına dayanıyor.
İlâveten, Star'ın yeni transferi Ahmet Çakar,
maçlardaki tartışmalı pozisyonları yorumluyor
ve "nesnelliği" temsil ediyor. Program sunucusu Güntekin
Onay, tartışmaları kızıştırıyor,
yeterli zaman geçirildiğini tesbit edince de bunlara son
veriyor.
Sözünü ettiğimiz gece, "Telegol"
programında, özenle hazırlanmış bir bant
defalarca gösterildi. Bant, Gaziantepspor-Fenerbahçe
maçı sonrasında Gaziantep Kâmil Ocak Stadı
şeref tribününde çıkan kavgayla ilgiliydi.
Bu kavga Gazianteplilerle Fenerliler arasında olmamıştı.
Niyeyse şeref tribününde bulunan çok sayıda
korumadan birinin kışkırtması sonucunda, korumalar
arasında geçmişti. Kavgaya karışanlar Gaziantepli
değildi, Gaziantep Emniyet'inden değildi, Gaziantepspor'la
hiçbir ilişkileri yoktu.
Maç gayet centilmence geçmiş, maç
sırasında tribünlerde de taraftarlar arasında
herhangi bir olay meydana gelmemişti. Zaten Gaziantep Stadı,
"olay çıkmayan yer" olarak biliniyordu ve Gaziantepspor
yönetimi bu konuya şimdiye kadar büyük hassasiyet
göstermişti.
Star televizyonu, şeref tribünündeki
olayın önünü arkasını öğrenmeden,
ne olduğuna, kimin kime saldırdığına dair
herhangi bir açıklayıcı bilgi vermeden, kavga
görüntülerinden yapılmış montajı,
araya soktuğu telâş ve heyecan uyandırıcı
sözlü panolar eşliğinde defalarca gösterdi.
Bu panolardan biri, meselâ, "Aziz Yıldırım
ölümden döndü" idi. Fenerbahçe Başkanı,
arbede sırasında araya sıkışmıştı,
Star'a bakılırsa. Kavganın Aziz Yıldırım
ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını,
her şeyi izledikten sonra anladık. Zaten Star da bunun
üstünde hiç durmadı. Olay hakkında konuşanlar
da böyle bir şeyden sözetmedi.
Ama Star, Fenerbahçe seyircisini dolduruşa
getirmek için başkanın "ölümden döndüğünü"
defalarca ilân etmekten kaçınmadı.
Doruk noktası, Star'ın olayda silahların
da çekildiğini ileri sürmesi, itişme görüntülerinin
üzerine, ateş eden bir el ve tabanca görüntüsü
bindirmesi, bunu da defalarca göstermesiydi. Olayda silahla
ilgili tek unsurun, kavgaya karışan korumalardan birinin
ötekilere "silah göstermesi" olduğunu da
sonradan anladık.
Sunulan olay görüntüleri arasında,
Fenerbahçe yöneticilerinden Mehmet Uslu'nun, "Fenerbahçe'nin
Fenerbahçe'den başka dostu yok" sözleri de yeraldı.
Star'ın programında nesnelliği temsil
eden Ahmet Çakar, Uslu'nun tutumunu eleştirdi ve, "Gaziantep'e
herkes gidiyor, tek olay çıkmadı, Uslu bu tavrıyla
ortamı geriyor" yollu sözler etti.
Ve Mehmet Uslu telefonla programa katıldı.
İki arkadaşlarının kavgada yaralandığını,
onlar için buz aradıklarında kimsenin yardım
etmediğini, bu sözleri bu yüzden ettiğini söyledi.
Çakar ile Uslu bir süre tartıştılar. İkisi
de biraz sinirlendi, ortam, muhtemelen Star programcılarının
arzu ettiği şekilde gerildi. Bu arada Uslu, yaralı
arkadaşlarına Gaziantepsporlu birilerinin yardım
ettiğini de araya sıkıştırdı.
Uslu'nun telefonu kapatmasının ardından,
Star alttan bir bant geçmeye başladı. Bu bant tek
kelimeyle korkunçtu ve daha fazla seyirci toplamak, rating
almak vs. uğruna medyacıların neleri göze alabildiğini
can acıtıcı şekilde gösteriyordu. "Gaziantep
şehri ayaklandı" deniyordu bantta. Ve Gaziantepspor
Başkanı Celal Doğan'ın "az sonra telefonda"
olacağı bildiriliyordu.
Nitekim Doğan'la bağlantı yapıldı.
Celal Doğan, şeref tribünündeki kavga ile yukarıda
kısaca aktardığımız ayrıntıları
anlattı ve Star'a "üzüntülerini" bildirmekle
yetindi. Olayı sunuşlarından ve özellikle araya
kattıkları tetik çeken el + silah görüntülerinden
ötürü. "O görüntüyü kim
oraya koymuşsa lütfen bulun" yollu sözler etti.
Kavgayı çıkaran korumaların dışarıdan
geldiğini özellikleri vurguladı ve onların kimin
korumaları olduğunu -o sırada ikinci defa telefon
bağlantısı yapılmış bulunan ve hatta
bekleyen- Fenerbahçe yöneticisi Mehmet Uslu'nun bileceğini
söyledi.
Uslu bunu bilmediğini belirtti. "Fener'in
Fener'den başka dostu yok" sözünü de, spordaki
rekabeti belirtmek için ettiğini söyledi! Gaziantep
sahaya çıktığında Fener'i yenmek için
oynamayacak mıydı? Sarı-lâcivertli yönetici
sadece bunu kastetmişti!
Star'ın "Gaziantep şehri ayaklandı"
bantı bunlardan sonra kayboldu. Bugüne kadar rakip takımlara
ve seyircilere saldırmamış, olay çıkarmamış
koca bir şehir ahalisinin niye "ayaklandığını",
ayaklanınca ne yaptığını, ayaklanmanın
nasıl bastırıldığını vs. öğrenemedik.
Program, başka konulara geçilerek sürdürüldü.
Ama tabiî bu arada, özellikle Fenerbahçe
taraftarları, kulüp yöneticilerine birilerinin saldırdığı,
başkanlarının "ölümden döndüğü",
silahların konuştuğu bir ortamı zihinlerine
kazıdılar ve belki de ilk Fener-Antep maçında
sonuçlarını göreceğimiz bir birikim, Star
televizyonu sayesinde yaratıldı.
Ancak Star zaten yenilgiden ötürü
morali bozuk olan sarı-lâcivertlileri rahat bırakmaya
niyetli değildi. Hemen ardından, zaten programın
başından beri tekrarlanmakta olan "Jardel Fener'in
dört golcüsüne bedel - bu tartışma olay
yaratacak" anonslarıyla kızıştırılan
yeni bir gerilim konusuna geçildi. Böyle bir tartışma
elbette yoktu. Star, Galatasaray'ın golcüsünün
bu sezonda attığı gol toplamının Fener'in
dört hücum oyuncusununkinden fazla olduğuna dayanarak,
yeni bir kışkırtma-kızıştırma
fırsatı yaratmıştı kendine.
Futbol taraftarlarının genel ruh hali
ve futbol âlemindeki şiddet potansiyeli ortadayken, Star'ın
yöneldiği bu yayıncılık türünün
çok can yakacağından korkuyoruz. Eğer bu tarzı
sürdürürlerse, pazar geceleri televizyon ekranında
olan bitenler, bir sonraki hafta stadlarda ve çevrelerinde
meyvelerini verecektir.
Star televizyonu, "Aziz Yıldırım
ölümden döndü", "Gaziantep şehri
ayaklandı" türü asparagas gazlamaları ve
şeref tribünü kavgası görüntülerinin
üstüne bindirdiği silah atan el görüntüleri
için bütün futbolseverlerden özür dilemeli,
sorumlu gazetecilik kuruluşları da bu konunun üstüne
gitmelidir.
Milyonlarca insan için takım taraftarlığının
başka konulara benzemediğinden, bu tarz yayıncılığının
açıkça ateşle oynamak demek olduğundan
kimsenin şüphesi olmasın.
Aktardığımız işleri yapanlar
için hayat kolay. Fenerbahçe Stadı çevresinde
şişlenmiş iki Gaziantep taraftarının görüntülerini
yayımlayıp "görmek istemediğimiz türden
hareketler" üzerine edebiyat yapabilir, "bunlar Fenerli
olamaz", "magandalar dehşet saçtı"
bantlarıyla, güm, bam sesleri eşliğinde hepimizi
daha da serseme çevirebilirler.
Olabileceklere dair kendini sorumlu hisseden
hiç kimse mi yok? (13 Kasım
2000)
|