|
Mütemadiyen tahrik ediniz, efendiler!
Milliyet'te (12 Şubat) Erdoğan Şenay,
bir gece önce maç çıkışı TV muhabirlerine
söylediklerini tekrarladı: Fenerbahçe-Gençlerbirliği
maçını yöneten hakem Bülent Uzun'unki kötü
yönetim falan değil, 'maksatlılık'tı. Şenay,
Merkez Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz'un, bu
maça 'Bülent Uzun isimli kara cübbeli adamı
özel maksatlarla yollamış' olabileceğini sanıyordu.
Bir gece önce, futbol âleminde en küçük
kıvılcımı bile alevlendirme, eğer kıvılcım
yoksa kendisi yangın çıkarma peşindeki Star'ın
'Telegol' programında, Galatasaray Kulübü yöneticilerinden
Osman Hattat da, sarı-kırmızılıların
şampiyonluğunu engellemek isteyen 'birileri'nden, 'belli
çevreler'den sözetmişti. Aynı programda, Galatasaray-Bursaspor
maçı çıkışında mikrofon uzatılan
Galatasaray yöneticisi Burak Elmas'ın görüşleri
de aktarılmıştı. Elmas, bu 'belli çevreler'
muhabbetine olabilecek en militanca tutumla, kışkırtıcılığın
doruklarında gezinerek dalmıştı. Hattat'a da
sadece, programa katılan başka bir-iki insan üstüne
gelince bunu savunmak düşmüştü.
Programa 'gazeteci' kimliğiyle katılan,
StarSpor Galatasaray yazarının oradaki varlığını
ve davranışlarını ise tamamen unutmak istiyorum.
Hatırlarsınız, bu 'düşmanlar'
ideolojisinin futbol âlemindeki baş mimarı Ali Şen'dir.
Taraftarı kulüp ve özellikle yönetim kurulu
ve özellikle başkan etrafında bütünleştirme
hedefi güden ve tarihte pek çok defa pek çok ülkede,
pek çok totaliter rejimin kuruluş ve korunmasında
kullanılmış bu ideoloji benimsenmişti de o zaman.
Formül çok basit: 'Birileri'nin sürekli
size karşı elaltından çalıştığı
iddiasını, taraftarlık nedeniyle duyguları pek
kolay ayağa kalkıveren geniş kitlelere benimsetiyorsunuz.
Hayatı 'iç ve dış düşmanlar' edebiyatıyla
yoğrulan Türk insanı da, takımının
kötü oynadığı veya 'futbol tanrısı'
öyle istediği için yenildiğini ya da hakemin
o gün sadece hata yaptığını kabul etmeye
zihin yapısı müsait olmadığı için
buna hemen tav oluyor.
Sonuç, düşmanların yıkmaya
çalıştığı kalesini mümkün
her türlü araçla korumaya çalışan
savaşçılar... Bunun da sonucu meydanda.
Futbol kulüpleri yöneticileri, taraftar-yazarlar,
efendiler, bu yolda devam ediniz! Milletin bütün fertleri
muayyen takım aidiyetlerinin icapları istikametinde birbirlerini
tamamiyle kırana kadar ısrar ve sebat ediniz. Mahsûlü
alıyorsunuz ve dahi alacaksınız. Tahrik ediniz efendiler!
Aferin. (12 Şubat 2001)
SAYFA BAŞI
Bir "da" ilâvesiyle
diyeceğini deme
StarSpor (13 Şubat), Beşiktaş teknik
direktörü Nevio Scala'nın 'İtalya'da da alay
konusu' olduğunu ileri sürdü, arka sayfasındaki
bir haber başlığıyla. Bu münasebetsiz iddiayı
desteklemek için İtalyan basınından aktardıkları,
hangi gazetede geçtiği belirtilmeyen 'Scala geri dönüş
yolunda' ifadesi, <ı>La Gazzetta Dello Sport</ı>'a
atfedilen 'Scala avlanmaya giderken avlandı' (doğrusu
'ava giderken avlandı' olacak, tahmin ettiğiniz ama <ı>StarSpor</ı>'da
bunu çeviren arkadaşın bilmediği şekilde),
bir de aynı gazeteden konan kupürün altında
aktarılan, 'Scala darbe yedi' başlığı.
Bunlar, İtalyan teknik direktörün
ülkesinde 'alay konusu' olduğunu mu gösteriyor? Ayrıca,
Scala orada 'da' alay konusuysa, başka nerede alay konusu?
Türkiye'den başka ihtimal yok herhalde. Peki, Scala burada
'alay konusu' mu şimdi?
StarSpor'un futbolculara, teknik adamlara, kulüplere,
camialara, genel olarak futbola karşı, saygıdan geçtik,
herhangi bir sorumluluğu yok. Kışkırtıcı
olabilecek en küçük kırıntıyı
bile süsleyip püsleyip baş yemek olarak sofraya getirmekte
kararlı. (12 Şubat 2001)
SAYFA BAŞI
'Kirli savaş'ta yeni
aşama
StarSpor, 18 Mart gecesi 'Lig Pazarı'nı
teşvik primi tartışmalarına ayırdı.
'Tartışmalarına' bile demek yanlış aslında,
çünkü aslında sözkonusu olan sadece 'iddialar'dır.
Bunları 'tartışmalar' haline getiren, bizzat, bunları
tartışmanın yanlışlığı yolunda
mesaj verme iddiasında olan futbol basını.
Şurası belli oldu ki, 'Ali Şen
tarzı', 'Faruk Süren politikası' olarak şekillendiği
bugünlerde, herhangi bir sınır tanımadan, hiçbir
sorumluluk kaygısı gütmeden, önüne çıkanı
ezmeye, safdışı etmeye çalışacak,
futbolu bir büyük kirli savaşın konusu yapıyor
olmaktan en küçük rahatsızlık duymayacak.
Böyle bir durumda kendini Rizeli futbolcunun,
yöneticinin yerine koyarak düşünmek çok
mu zordur? Veya çok mu aptalcadır? Adamlar zaten iyi takım.
Fener'i yenseler çok mu büyük sürpriz olurdu?
Katiyen olmazdı. Ama daha maça çıkarken, futbolcuları,
teknik adamları 'hangi sonuç doğarsa bize kimler
neler diyecek?' baskısı altında bırakmakla kim
ne kazanıyor?
Burada en çirkin olan tavır şu:
Kirli savaş, Galatasaray ile Fenerbahçe arasında.
Fakat bu iki kulübün yöneticileri veya medyası,
bu savaşa başkalarını âlet ederken, başkalarının
adını karıştırırken, onları şaibe
altında bırakırken hiç utanıp sıkılmıyorlar.
Bu iş sezon sonuna kadar da sürecek. Zaten adamın
soyadı da Süren...
Peki, medyanın pozisyonu nedir? Hemen söyleyeyim:
faul. Futbol basını büyük bir hevesle, çatışma
çıkaracak her şeyin üstüne atlamasa, futbolu
kirleten girişimleri satış-rating hırsından
büyümüş gözleriyle bağrına basıp
malzeme etmese, kirli savaş yürütmek isteyenlerin
hevesi kursağında kalacak. Ama hayır! Tam tersini
yapmalılar ki, ortam renklensin, şenlensin, şenlikler
havalara ve bazen rakip taraftarlara kurşunlar sıkılarak
kutlansın.
Ne anlamı var, 'Rize teşvik primi aldı
mı?' diye tartışmalar düzenlemenin. Bunu yaptığınız
zaman, 'almış olabilir' görüşünü
yaydığınızın, yerleştirdiğinizin
farkında değil misiniz?
Bir küçük ilâve: Beşiktaş
yönetimi, futbolumuzda son günlerde izlenen bazı
gelişmelerden rahatsızlığını dile
getirmiş. Beşiktaş yönetiminin bu sezon için
futbol âlemimize yapabileceği en büyük iyilik,
hiç ağzını açmamaktır. Çünkü
Scala'nın gönderilişi, Daum'un getirilişi sürecindeki
tutumuyla, bu yönetim, 'Beşiktaş' adına güvenen
pek çok futbolseverin güvenini fena halde sarsmış
ve Galatasaray'ın başlattığı, Fenerbahçe'nin
de katılmaya teşne gözüktüğü
kirli savaş için koşulların elverişli kılınmasına
yardımcı olmuştur. (19 Mart
2001)
SAYFA BAŞI
'Bizim Stadyum'da kirli
savaşa devam
atv'deki 'Bizim Stadyum'da, Faik Çetiner, ilginç
bir konuk bileşimi yaratmıştı. Futbol âlemimizde
'kirli savaş'ın teorisini yapan, pratiğinin de en
öndegelen ismi Ali Şen ile, kendisinin Fenerbahçe
başkanıyken görevden alınmasını sağladığı
eski Merkez Hakem Komitesi Başkanı Ahmet Güvener
karşılıklı oturuyordu. Üçüncü
isim, Mehmet Ali Yılmaz'dı.
Bu programda iki ayrı vahim olay yaşandı.
İlki, yine bir Ali Şen klasiğiydi. Gece boyunca şunları
tekrarladı Ali Şen:
a.) Zamanında milyonlarca Fenerbahçeli,
haklarının yendiğini düşünüyorlardı.
Milyonlarca kişinin yanıldığını düşünebilir
miyiz?
b.) Bu durumu düzeltmek üzere beni göreve
çağırdılar.
c.) Ben de düzelttim. Fenerbahçe başkanı
'MHK başkanı gitsin' diyorsa gitmelidir.
d.) Bugün Galatasaray başkanı, 'MHK
başkanı gitsin' diyorsa gitmelidir.
Haliyle, Ali Şen'e, 'siz istediğinizde
gidecek, Galatasaray başkanı istediğinde gidecek,
nasıl olacak?' diye soruldu. Şen'in tutumu, bildiğiniz
gibiydi: 'Valla ben gidecek dediğimde gitti.'
Yani, gerisi Faruk Süren'in işi; becerecek,
işi bitirecek, demek istiyordu Ali Şen.
Böylece, Galatasaray başkanını
iki taraftan birden kışkırtıyordu.
İkinci vahamet, programa katılanların,
hep beraber, telefon bağlantısı yapılan Merkez
Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz'a tuttuğu
takımı açıklatmak için bastırmalarıydı.
Yavuz ısrarla 'mil' takımı tutuyorum' kalıbının
arkasına sığınmaya çalıştı,
stüdyodakiler de, Bülent Yavuz'un bu sözleriyle açıkça
dalga geçtiler, güldüler.
MHK başkanının tek yapması
gereken, bu konumdaki bir kişinin tuttuğu takımı
açıklamasının sakıncasını öne
sürmekken, o da ısrarla tekrarlaması gereken bu tek
cümleyi bir türlü söylemedi, kendisiyle alay
edilmesine meydan verdi.
İzlediğimiz hem çok çirkin
hem yine çok tehlikeliydi. Son dönemde futbolun duayeni
ve bir nevi ombudsman gibi takılmaya özen gösteren
Ali Şen böylelikle rol değiştirip güncel
kirli savaşa mütevazı katkısını yapmış
oldu.
Tabi' 'baba' rolünü de tamamen terk etmeden
ve telefonda birbirlerini suçlamaya girişen Beşiktaş
yöneticisi Ahmet Hamoğlu ile futbolcu Sergen Yalçın'ı
itidale davet etmeyi, Sergen'e itaat öğütlemeyi,
Hamoğlu'na 'al bu çocuğu' tavsiyesinde bulunmayı
vs. ihmal etmeden.
Sonuçta, TRT'yi izleyen Fenerbahçeliler
ile Galatasaraylılar belki birbirlerine karşı biraz
yumuşadılar, 'Bizim Stadyum'u izleyenlerse daha bir bilendiler.
Ben üşenmeden, sıkılmadan,
mütemadiyen yazacağım: Yarın öbürgün
sokaklarda meydana gelecek karşılıklı şiddet
eylemlerine ilişkin haberleri okurken sakın ola ki medyanın
bu işteki rolünü yabana atmayın.
(20 Mart 2001)
SAYFA
BAŞI
|