|
Futbol yazanların futbolla ilişkisi
Galatasaray-Ankaragücü maçını
izleyip yazılar yazan futbol gazetecilerinin yazdıklarından
alıntılar yapalım ve aralara ufak ufak girelim. (Yazıların
hepsi 14 Mayıs tarihli iki günlük futbol gazetesinden.)
Ankaragücü,
inanın bana, antrenmanda bile bu kadar rahat oynamamıştır.
(İsmet Tongo, Fanatik)
Niye inanalım? Hiç de böyle olmadı.
Aksine, çok zorlu bir maçtı, oynanan.
Galatasaraylı futbolcular,
kaç gündür 'Acaba kaç gol atacağız?'
düşüncesinin rehavetindeyken karşılarında
böyle bir Ankaragücü görünce şaşırıp
kaldılar. (Coşkun Özarı, Fanatik)
Hiç sanmıyorum. Futbolcular Ankaragücü'nün
nasıl bir takım olduğunu bilmiyor değillerdi.
Sadece taraftarlar ve taraftar-yazarlar böyle düşünmüş
olabilir.
Fenerbahçe'ye yenildikten
sonra Galatasaray'ın şampiyon olması artık mucizelere
bağlıydı. (Temel Özalak, Fanatik)
Yani Fenerbahçe'nin bir maç kaybetmesi,
Galatasaray'ın üç maç kazanması 'mucize'
miydi? Tabi' ki değildi. Düşünün ki, matematiksel
olarak Galatasaray'ın şampiyonluk şansı hâlâ
sürüyor. Taraftar-yazar, morali bozulmuş taraftar
halet-i ruhiyesini yansıtıyor.
Son haftalarda kara cübbeli
tetikçiler, takılacak 3. yıldızı engellemek
için var güçleriyle çalışıyorlar.
Dün de öyleydi. (Yalçın Dümer, Fanatik)
İşte, gerçekler ortada.
Bol miktarda tırışkadan tayyare Intertoto Kupası
maçlarına atanmış hakemlerimiz. Maalesef hakemlerimiz
peruklu Bülent Uzun'la Türk futbolunun çok gerisinde
kaldılar. (...) Galatasaray'ın bu kadar stresli ve kabız
oynaması da inanılır gibi değil. (Bülent
Tulun, Fotomaç)
Hic heveslenmeyin, bu iki alıntı üzerine
edeceğim lafı kendime saklayacağım, zira Medyakronik
bir porno sitesi değil.
...umudun yitirilmesinde
birinci etken hakem Bülent Uzun'du. (Kadir Çetinçalı,
Fotomaç)
'Birinci etken', öyle mi? Emin misiniz?
Emre'yle Okan... Kendini
akıllı zanneden bu iki bücür, sahada sahte davranışlarla
oynuyormuş havası yarattılar. (...) Okan 33. dakikada
isteyerek ve bilerek kendisini oyundan attırdı. (...)
Ümit de belki de Ayşe Hatun Önal'ı düşünmekten
ruh gibi gezinirken, Fatih Akyel ëMallorca Plajı'ndaki
güzel kızları hayal edip sahada hayalet adamı
oynarken... (Turan Yücel, Fotomaç)
Bu futbol gazetecisi ilaveten, bugüne kadar
takıma kazandırırken kendileri de 'milyonlarca dolar'
kazanan futbolculara, 'madem ki bu sezon kaybediliyor, o halde'
'çok ciddi cezalar' kesilmesini istiyor. O Florya'yı basıp
futbolculara saldıracak değil, çünkü bir
futbol yazarı, normal taraftar olsaydı, o zaman başka...
Nankörlüğün tezahürleri değişebilir
tabiî ortamına, adamına göre...
Dürüst ve doğru
futbolu nedeniyle Ankaragücü'nü kutluyorum. (Oğuz
Dizer, Fanatik)
Nihayet! Ben de Oğuz Dizer'i kutluyorum. Görüldüğü
gibi, böyle de yazılabiliyor ve bundan ötürü
kimseye bir şey olmuyor. (14 Mayıs
2001)
SAYFA BAŞI
Sen utanma Alpay, onlar
utansın!
Önce şunda anlaşalım: 3-3'lük
Türkiye-Makedonya maçı, sahici futbolseverlerin
hepsine büyük zevk veren, kırk yılda bir izlenebilecek
maçlar kategorisinden, çok güzel bir karşılaşmaydı.
'Taraftar' olarak beklentimiz boşa çıkmış
olabilir. Müthiş futbol zevki aldığını
kimse inkâr edemez. Eden, zaten futbol sevmiyordur, derdi başkadır.
Önce 'rakip': Gelişkin bir mahalle
takımı tarzına futbolda, uluslararası düzeyde
bile pekâlâ yer olduğunu oradaki maçta da kanıtlamış
olan Makedonya, hem alkışlanması gereken bir direnç
gösterdi hem de futbolda 'sürpriz' kavramının
kapsamının ne kadar geniş olduğunu. Eğer
takım sağlam durursa iki-üç becerikli futbolcunun
neler yapabileceğini.
Bizimkilere gelince: Milliyetçilikle uzaktan
yakından ilgim olmadığını bilmeyenler için
bir defa daha belirteyim. Lâkin, ne de olsa 'bizimkiler' lafı
doğrudur. Çünkü onlar bizim mahallenin çocukları.
Onlar gözümüzün önünde.
Ve ben bizim mahallenin çocuklarıyla
hayatımda ilk defa bu kadar gurur duydum. O şımarık
prens, Emre bile, 90 dakika dili dışarıda didindiği
gibi, kendisine ve o tip futbolculara karşı benim gibilerde
yarattığı nefretin meşruiyetini tartışmalı
hale getirdi. Abdullah... Özellikle de Emre ile Abdullah'ın,
solak futbolculara özgü bir incelik ve estetikle yürüttükleri,
büyük zevk ve keyif veren operasyonlar, orta sahadaki
sürat ve isabet...(Şımarıklığı
yüzünden o güzel futbolunu seyretmemeyi rahatlıkla
göze alabileceğim Emre veya meslektaşlarının
bileklerine yönelik acımasızlıkları yüzünden
çok kızdığım Abdullah her zaman böyle
davransalar sırtımda taşırım.)
Maç, biliyorsunuz, Makedonya yarı sahasında
cereyan etti. Bizimkiler, mağlup durumdayken telâşa
ve sarsaklığa düşmediler. Gayet bilinçli
ve organizeydiler. Futbolda organize bir ısrar-inat bir
takımın en büyük silahı olabilir. Kalıbımı
basarım: O maçı seyreden herhangi bir futbol adamı,
Türkiye mill' takımından korkmuştur.
Bizim o gün mill' takımda görebilmemiz
gereken şuydu: Hepsi, hakemle şununla bununla uğraşmayıp
işine bakan, gücünü sonuna kadar harcayan, bunu
da elden geldiğince öngörülmüş bir
plan içerisinde, disiplinli yapmaya uğraşan onbir
futbolcu. Bu, sahadaki futbolcuların, kendi çöpünü
toplamayan Türk toplumunun davranış ortalamasının
çok ilerisinde veya üzerinde bulunması demek.
Futbol basınımızsa, tabiî ki
skordan başka hiçbir şeyle ilgili değil. Ben
futbol gazetecilerinin maçtan zevk aldıklarından
bile şüpheliyim.
Bir de utanmadan, Alpay'ın ağzından
'Utanıyoruz' diye manşetler atıp sayfalar yapmışlar.
Ben de diyorum ki buradan (yine kimsenin duymayacağını
bile bile): Siz ne utanıyorsunuz, Alpay! Bırakın
onlar utansın. Hayatları futbol sözümona, ama
şu işin içindeki güzellikleri görmekten
âcizler.
Öyle bir mücadeleden sonra futbolculara
'utanıyoruz' dedirten futbol gazetecileri sahiden utanmalıdır.
(NOT: Alpay'ın ağzından yazılan
laflar uydurma mı, yakıştırma mı, Alpay
sahiden bunları söylemiş mi, laflar Radikal'in spor
sayfasında da yeraldığı için şüpheye
düştüm. Sırf Milliyet'te olsaydı durum
başkaydı tabiî. Ancak Radikal'de de Alpay'ın
bunları nerede, ne zaman, hangi vesileyle söylediği
belirtilmiyor. Onu da ifade edeyim...) (8
Haziran 2001)
SAYFA BAŞI
"53. dakikada 5-1
olmuş"
- ama olmamış?
Manşetimizde, Milliyet köşeyazarı
Taha Akyol'u, Üzeyir Garih cinayeti ile ilgili gelişmeleri
izlemeyip, ilk anda apar topar önümüze sürülen
ve kendisinin yazısının yayımlandığı
gün, aynı gazetede yalanlanan açıklamaya dayalı
fikir yürüttüğü için eleştirdik
(bu
yazıyı arşivde bulabilirsiniz: TIKLAYIN).
Burada da, TV yorumcusu olarak da bizzat stadda bulunup seyrettiği
maç hakkında gazetesinde köşeyazısı
yazan kulüp gazetecisi Osman Tanburacı'nın bir marifetini
konu edeceğiz.
Kendisinin fırsat çıkmışken
Galatasaray'ın üstünlüğü konusunda
yürüttüğü kamuoyu gazlaması çalışmaları
üzerinde fazla durmayalım. Çaykur Rize maçı
ertesinde şöyle yazdı şahıs: "Ortaya
çıkan gerçek şuydu: Galatasaray ne kadar eksik
olursa olsun, hattâ maç içinde 10 kişi kalırsa
kalsın, futbol kimliği olarak bu ligin çok üzerinde."
Böyle laflar yazanların varolduğu bir yerde futbol
ligi düzenlemenin, birçok takımın bulunmasının,
bunların aralarında maçlar yapmasının ne
kadar anlamsız olduğunu filan uzun uzun konu edip moralimi
bozmayayım şimdi.
Çok daha basit bir meselemiz var.
Tanburacı, altı gollü galibiyetin
verdiği keyifle, "Rize'de çaylar daha demlenmeden
Galatasaray servise başladı," diye başlıyor
Akşam'daki yazısına. Ve sonra şöyle diyor:
"8 dakika içinde Galatasaray 3-0 öne geçti."
Tabiî ilk sekiz dakikada, sanabilirsiniz,
öyle değil.
Galatasaray'ın bu maçta ilk golünü,
Hürriyet, Milliyet, Radikal'e göre 16., Star ve Sabah'a
göre 17. dakikada Arif attı. Tanburacı'nın gazetesi
Akşam da 16. dakika diyor. İkinci gol, yine Hürriyet,
Milliyet, Radikal ve Akşam'a göre 21, Star'a göre
20, Sabah'a göre 22. dakikada Serkan'dan geldi. Üçüncü
golü atan, Ümit Davala; dakika, Hürriyet, Milliyet,
Radikal ve Akşam'a göre 23, Star ve Sabah'a göre
24.
(Bu arada, gollerin hangi dakikalarda atıldığı
gibi bir "konu"da futbol basınının güvenilirliğini
de değerlendirmiş oluyoruz.)
Yani Osman Tanburacı, gazetesine ve uygun
görülen rakama göre, 16-17. dakikalar ile 23-24.
dakikalar arasını kastediyor. Tabiî, olabilir, yazardır,
çeşitli edebî teknikler kullanabilir.
Ancak, belki de bu, Tanburacı'nın dakikalarla
ilişkisinin problemli olduğuna ilişkin bir işaret
sayılabilir. Çünkü hazret, "Gol yağmuru"
başlıklı yazısında, Galatasaray'ın
"daha 53. dakikada maçı 5-1'e getirdiğini"
iddia ediyor.
Biz yine gollerin dakikalarını öğrenmeye
çalışalım, tırnaklarımızla kazarak.
3-0'a kadarını aktardım. Sonra, Hürriyet,
Milliyet, Akşam ve bu sefer onlarla anlaşan Sabah'a göre
53., Star'a göre 54., Radikal'e göre 55. dakikada, sarı-kırmızılılar
Ümit Davala'nın ayağından bir gol daha kazanıyor.
Ne olmuş oluyor: 4-0.
Tanburacı'nın "53. dakika"sı
bu olsa gerek. Ama o bu dakikada maçın 5-1 olduğunu
söylüyor!?
Devam edelim o halde; belki aynı dakikada
içinde Galatasaray ve Rize birer gol atmışlardır:
Hürriyet ve Milliyet'e göre 56., Akşam'a göre
57., Star ve Sabah'a göre 58., Radikal'e göre 59. dakikada
Rizeli Ümit Ozan, takımının ilk golünü
atıyor. Ne etti: 4-1.
Sonra, sıra geliyor, Arif'in golüne.
Hürriyet, Milliyet, Akşam, 61. dakika diyor, Star, Sabah
ve Radikal 62. dakika. Nihayet, Tanburacı'nın 5-1'ine
de ulaşıyoruz.
(Öteki gollerin dakikalarını da
merak ediyorsanız: Rizeli Tetteh'in skoru 5-2 yapan golü,
Hürriyet, Milliyet ve Akşam'a göre 64., Star, Sabah
ve Radikal'e göre 66. dakikada. Arif'in golüyle 6-2'ye
ulaşılması, Hürriyet'e göre 81., Milliyet,
Akşam ve Sabah'a göre 82., Star ve Radikal'e göre
83. dakikada. Rizeli Recep'in perdeyi kapatışı, Milliyet'e
göre 85., Hürriyet'e göre 86., Akşam, Sabah
ve Radikal'e göre 87., Star'a göre 88. dakikada. Felâket,
değil mi?..)
Rakamlardan yoruldunuz mu? Sakın şikâyet
etmeyin. Bir de bunları tek tek karşılaştırıp
deli çıkmasına az kalmış zavallı bendenizi
düşünün. Şu anda hâlâ emin olamıyorum,
hangi dakikada ne olmuş...
Dönelim Tanburacı'ya. Kendisi, şu
anda Türkiye Ligi ("süperlig" demeyeceğim,
direnebildiğim kadar direneceğim) maçlarının
yayın haklarına sahip TV kanalı adına, "yorumcu"
sıfatıyla birtakım elektronik aletlerin önünde
kulaklık mulaklık tam teçhizat oturup üzerimizde
otorite kurmasına meydan verilmiş bir zat. Stadda. Maçı
seyrediyor. Ve bize 53. dakikada maçın 5-1 olduğunu
yazıyor ertesi gün. Halbuki o sırada durum 4-0.
Bunu neyle açıklamalıyız?
Basitçe söyleyeyim mi? Hiç öyle
ulvî sebepler aramaya gerek yok. Çünkü Tanburacı
bir gazeteci değil. O, Galatasaraylılara gazete satma,
TV seyrettirme kontenjanından karşımıza çıkarılmış
bir figür. Öbür büyük kulüplerin kulvarında
görev yapan başka benzerleri gibi. Onun işi, Galatasaray
Şampiyonlar Ligi'ne yükselme başarısı gösterdiğinde,
"Öff, yine mi Champs..." diye havalar basmak, Cimbom'un
"kendi liginde" oynayacağı ukalâlığını
pompalamak, sarı-kırmızılıların
"futbol kimliğinin bu ligin çok üzerinde"
olduğunu tekrarlayarak ve tekrarlatarak tatmin duygusu yaşamak...
Şu benim yaptığım münasebetsizliğe
bakın hele! "Kulüp yazarı"ndan gollerin
dakikalarını doğru bilmesini ve aktarmasını
bekliyorum. Yani, alacak eline kağıdı kalemi, not
tutacak... Olacak iş mi?
Bir kere daha şöyle bitireyim: Allahtan
futbolcular Tanburacı gibilerinin yaydığı havaya
kendilerini kaptırmıyor, çıkıp işlerini
yapıyorlar.
SAYFA
BAŞI
|