|
Cehalet bize özgü değil
Fotomaç (20 Mart), İspanya'nın ünlü
spor gazetesi AS'nin Siirt-G.Saray maçına iki tam
sayfa ayırdığını duyurdu, İspanyol
gazetesinin yazdıklarını özetledi. İspanyol
gazetesinin muhabirinin üstüne yazdığı
konu hakkında pek bilgisiz olduğu anlaşılıyor.
Tuhaf olan, Fotomaç'ın şimdi aktaracağım
bir sürü anlamsızlığı olduğu
gibi aktarırken ortada hiçbir tuhaflık görmemiş
oluşu.
Şuradan başlayalım: 'AS, İzmir
Atatürk Stadı'ndaki muhteşem taraftara dikkat çekti.
Gazete, 'Real'i de 3 Nisan'da Ali Sami Yen'de 50 bin şeytan
bekliyor' yorumunu yaptı.'
Buna niye 'yorum' dendiğine takılmayacağız.
Futbol basınında her söylenen laf yorumdur. Takıldığımız,
'50 bin şeytan'ın Ali Sami Yen'in neresine sığacağı.
Bu stad 50 bin kişilik midir?
Devam edelim: "...'50 bin taraftar Galatasaray'ı
İzmir'de de takip etti' başlıklı yazıyla
Siirt-G.Saray maçını okuyucularına duyuran
İspanyol AS gazetesi, 'Taraftar için uzaklık sorun
değil' dedi. İzmir'in İstanbul'dan 500 kilometre
uzakta olduğunu, buna rağmen stadın dolduğunu
belirten AS, 'Galatasaray taraftarı 500 kilometre uzaktan Real
Madrid ve Fenerbahçe'nin kulaklarını çınlattılar.
Ali Sami Yen cehenneminde Real Madrid'i 50 bin şeytan bekliyor'
yorumunu yaptı.'
İspanyol muhabir, belli ki, Türkiye'deki
durumun ülkesindeki gibi olduğunu, İstanbul takımı
Galatasaray'ın taraftarının İzmir'e 500 kilometre
yol tepip geldiğini sanıyor. Oysa Fotomaç herhalde
bu taraftarın zaten İzmir'de mevcut bulunduğunu biliyor.
Bizzat futbol basını değil mi, 'İzmirli Cimbom'la
hasret giderdi' türünden haberler yapan. Fotomaç,
burada tamamen yanlış bir laf edildiğine hiç
takılmıyor, üstelik 'Uzaklık dinlemiyorlar'
diye de arabaşlık koyuyor yazıya!
Yine devam: 'AS gazetesi Siirt'in Kürtlere
ait bir şehir olduğunu da yazarak, 'Uyanık Siirt
maçı İzmir'de oynayıp kesesini doldurdu. Türkiye'nin
en büyük stadı bile Galatasaray'a küçük
geldi' dedi.'
Yine, Siirt'in maçı İzmir'de oynamasının
'uyanıklıkla' bir alâkasının bulunmadığını,
bunun Futbol Federasyonu'nca verilmiş saha kapatma cezası
nedeniyle böyle olduğunu bilmiyor muyuz? İspanyol
muhabir nedense 'vay uyanıklara' demiş, Fotomaç da
aktarıyor.
Cehalete dayalı habercilik galiba bizim futbol
basınına özgü değil. (22
Mart 2001)
SAYFA BAŞI
Siz köye dönün,
Rüştü bizimle kalsın
Günlük futbol gazetesi Fotomaç, Fenerbahçe'nin
Ankaragücü yenilgisinin ertesi günü şu
manşetle çıktı: 'Fener iyisi mi sen köyüne
geri dön'.
Size ne kardeşim! Döner dönmez,
o bir futbol takımı, onun bileceği iş. O oynadığı
sürece siz onun maçlarını izleyip bize haber
vermek, değerlendirmeler yapmak zorundasınız.
Üstelik Fotomaç bunu, Fenerbahçe'nin
pekâlâ kazanabilecekken kaybettiği, kazanmak için
çok çaba harcadığı bir maçın
ardından yaptı. Şu amaçla: Fenerbahçe'nin
milyonlarca taraftarını endişeli bir gerilim içine
sokmak. Çünkü nerede hareket orada satış-rating
vs.
Eğer amaç bu değilse, Fotomaç
Galatasaray adına çalışıyor demektir.
Şahsen bu iki büyük kulübe
de hiç sempati beslemediğim artık herhalde epeyce
belli olmuştur. Ama şu anda Ankaragücü karşısında
seyrettiğimiz Fenerbahçe'yi bu tür tâcizlerden
korumak için ortalığa fırlamak üzereyim.
Hele Fotomaç'ın ilk sayfasında,
altta, iki adet başlıklı spottan birinde 'Rüştü
yine hatalıydı'yı okuduktan sonra!
Evet, böyle yazmışlar... Rüştü
'yine' hatalıymış. Yediği iki golde de...
Bu gazetenin yazarlarından eski futbolcu Cemil
Turan, kaleci Rüştü'nün, 'Cafer'in attığı
ikinci golde üstüne gelen topu içeri aldığını'
ileri sürüyor. Gazetenin 'yine hatalıydı' küstahlığını
üstüne oturttuğu zeminin, yazarlarının
bu tip görüşlerinden meydana geldiği anlaşılıyor.
Önce şunu belirteyim, hizmet olarak:
İkinci golde top Rüştü'nün üstüne
gelmedi. Cafer, sahalarda yılda bir-iki defa görülebilecek
nitelikte, hem çok sert hem 'kararınca' falsolu, kaleci
için tutulması imkânsız denecek kadar zor olan
cinsten bir vuruş yaptı.
Topun Rüştü'nün 'üstüne
geldiği' söylenebilecek pozisyon, ilk goldü. Bu golde
de Cafer, Rüştü'nün de, maçı seyreden
milyonlarca kişinin de beklediğinden bir an önce
harekete geçti, yaklaşık göğüs hizasındaki
topa uçarak ve çok sert kafa vurdu. Top köşeye
gitmedi, Cafer hem müthiş bir zamanlama önceliğiyle
hem de vuruşun beklenmedik sertliğiyle Rüştü'yü
avlamayı başardı.
Her iki golde de şunu düşündüm:
Bunları Rüştü yediyse demek ki büyük
ölçüde 'kurtarılamaz' gollerdi.
Çünkü Rüştü,
bizim gözü dönmüş taraftar zihniyetine
sahip futbol gazetecileri dışında, azıcık
futbol nosyonu olan kime sorarsanız sorun, sadece Türkiye'nin
değil, dünyanın en iyi kalecilerinden biridir. Hele
refleksi ve bire bir pozisyonlarda karşı karşıya
kaldığı futbolcuya kaleyi, sahayı, 'dünyayı'
dar etme yeteneği bakımından dünyanın en
iyi kalecisi olup olmadığı rahatlıkla tartışılabilir.
Nitekim bugüne kadar Türkiye liglerinde
sadece Rüştü'nün önleyebildiği, bu
yüzden sadece onun önleyebileceğine haklı olarak
hükmettiğimiz sayısız gol pozisyonu görmüşüzdür.
Gençlerbirliği ile oynadıkları
kupa finalinde de, Ankaragücü maçında da Rüştü'ye
söylenebilecek tek olumsuz söz yoktur. Ankaragücülü
Cafer'in golleri, bireysel beceri bakımından 'yılın
golü' serisinde yarışabilecek kalitededir.
Şunu kabul edebilirim: Fotomaç'ın
değerli futbol uzmanları, her şeye rağmen başka
türlü düşünüyorlardır. Bu durumda
demeleri gereken, 'Rüştü bile kurtaramadı' olabilirdi
ancak. Rüştü gibi bir kaleci için 'yine hatalıydı'
diye yazmak, emeğe, beceriye saygısızlığın
çok pespaye bir örneğidir ve inanılmaz bir küstahlıktır.
Bunların dışında, somut olarak da yalandır.
(Yeri gelmişken, Kayseri'deki kupa finalinde,
bizim tribünden Rüştü'ye küfretmeye kalkışılmasını
ve Fener kalecisi sakatlandığında Ankaragücü
tribünlerinin 'oh oh' çekmesini huzurunuzda bir defa daha
kınadığımı belirtmek isterim. Galatasaray-Real
Madrid maçında top Figo'nun ayağına gelir gelmez
ıslık ve yuhlara başlayan Galatasaray seyircisine
eleştirimi, 'Figo'yu ıslıklayan, asla sahici futbolsever
olamaz' diye belirtmiştim. Aynı şeyi Rüştü
için de söylerim: Rüştü'yü yuhlayan,
futbolsever değildir.)
'Büyük tepki'... kim gösterdi?
Fotomaç'ın Fenerbahçe-Ankaragücü
maçı herzeleri o manşetle ve Rüştü'yle
sınırlı değil. Üçüncü sayfada
da 'Çulcu'ya büyük tepki' başlıklı
koca bir haber var. İlk bakışta bu başlıkla
beraber şu spotu da okuyoruz: 'Hakem Mustafa Çulcu, ilk
yarıda Revivo'nun ceza alanı içinde düşürülmesine
'devam' dedi, ardından gole giden Rapajç'I yaka paça
indiren Adem'e kart çıkarmadı ve maçın
sonucunu etkiledi'. Yine ilk bakışta, haberin arabaşlıkları
çarpıyor gözümüze: 'Fenerliler isyan etti'
ve 'Kontrolü iyice kaybetti'.
Fotomaç'ın icraatı, haberin sonuna
doğru okuduğumuz şu satırlarla hepten saçmalık
halini alıyor: 'Çulcu, yaptığı hatalarla
büyük tepki çekerken, karşılaşmanın
sonlarına doğru ise F. Bahçe lehine düdükler
çalıp eyyam yaptı. Çulcu, son dakikalarda Cafer'e
haksız sarı kart gösterdi. Da Silva'ya yapılan
faulü görmedi. A. Gücü'nün çok kritik
bir atağını ise ofsayt gerekçesiyle keserek
hatalarına yenilerini ekledi.'
Şunu sormalıyız: Çulcu'ya
'büyük tepki'yi kim gösterdi? Maçtan sonra Ankaragücülü
futbolcular, 'İşte, hakem büyük takımı
tutmadığında, doğru dürüst maç
yönettiğinde biz de kazanabiliyoruz,' yollu sözler
ettiler. Yani onlar memnundu. Fenerbahçe yöneticileri
genel olarak ñve haklı olarak- şanssızlıktan
dem vurdular. Futbol gazetecilerinin değerlendirmelerinde,
Rapajç'in düşüren Adem'e kart gösterilmeyişi
konu edildi, Revivo'lu penaltı pozisyonunda bir görüş
birliği yoktu. Hakem Çulcu Fotomaç'ın değindiği
hataların bazılarını yaptı, bazılarını
yapmadı, gazetenin değinmediği hatalar da yaptı,
ama maçın sonucunu etkilediği söylenemezdi.
Ayrıca, biz şunu da artık pek iyi
biliyoruz ki, Andersson'un Da Silva'yı itip kakıp elinde
topla ceza sahası dışına düşürdüğü,
hakem Çulcu'nun faulü görmeyip çift vuruş
verdiği pozisyonda Fenerbahçe gol atsa, sonra da maçı
kazansa, bu pozisyonda hakemin faulü görmediğinden
kimse bahsetmeyecekti. Örneği çoktur. Yani Fotomaç,
başlık ve spottan yine Fenerbahçe taraftarı
gazlamayı ve bünyesindeki Fenerlilerin hezeyanını
dile getirmeyi amaçladığı bu haberi belki hiç
yapmayacaktı.
Ya da daha beteri, bu sefer Galatasaraylı
futbol yazarları sahne alıp, yine 'kutsal ittifak' tezleri
geliştireceklerdi.
Futbol basınının durumu nedense
bana içine düşülen krizin niteliğini ve
boyutlarını kavramayan, köhnemiş bir düzeni
sürdürme sevdâsından başka kuş tanımayan
siyasetçileri hatırlatıyor.
Bitirirken, şuna dikkatinizi çekeyim:
Rüştü'nün sakatlığı, halihazırda
futbol gazetecilerinin yakından takip etmesi gereken başlıca
konulardan biri. Rüştü sahiden sakat mı? Psikolojik
bir vaziyet mi var? (Çünkü sakat ayağıyla
onlarca degaj yapıyor, kale atışı yapıyor.)
Şu anda bakım-onarımla oynatılması
acaba geleceği için tehlikeli mi? Bu konularda, Fotomaç
gibi günlük futbol gazeteleri dahil, futbol basınında
doyurucu herhangi bir haber okudunuz mu? Okuyamazsınız.
Çünkü bizim futbol basını, bırakın
haber verme sorumluluğunu, merak duygusundan bile yoksun. Tuttuğu
takım kazanmış mı, kaybetmiş mi, küfredilebilecek,
suçlu ilân edilebilecek kimler var, tek derdi bu.
Rüştü'nün bir kaleci olarak
pırıltısını yok etmeye Fotomaç falan
yetmez... Ben, tuttuğum takımda Rüştü gibi
bir kaleci olsun diye çok şey verirdim. (Neyse ki var:
Patrick.) (16 Nisan 2001)
SAYFA BAŞI
Ya StarSpor diye bir takım
olsaydı!?
Star gazetesinin bazı konularda bütün
medyanın bir adım ilerisinde olduğunu inkâr
etmek mümkün mü? Meselâ nalıncı keserliği...
Meselâ medya grubu olarak çıkarları sözkonusu
olunca her şeyi göze almak gibi... Meselâ işine
geldiği zaman her türlü gazetecilik ölçütünü
bir anda çöpe atıvermek ve bu tutumu bir erdem olarak
takdim etmek gibi...
Bunların hepsini birleştiren bir uygulamayı
1 Mayıs günü gördük, StarSpor'da. (Bu lafı
her yazışımda da şöyle bir ürperiyorum;
ya sahiden 'Starspor' diye bir takım olsaydı diye... Yöneticisi,
futbolcusu ve taraftarıyla ne güzide bir camia olurdu
kimbilir...) Gazetenin spora ayrılmış sayfalarından
birinin manşeti şuydu: 'Usta dev maç sever'. Üstbaşlık,
bizi mevzua ısındırıyor: 'Jardel önemli
karşılaşmalarda sahne alıyor'. Spot da vaziyeti
anlamayan da anlasın diye hazırlanmış: 'Galatasaray'ın
Sambacı'sı özellikle Avrupa sınavlarında
attığı gollerle dikkat çekti... Portekiz'den
dün gece dönen Jardel ligin kaderini belirleyecek derbide
de Aslan'ın en önemli silahı olacak.'
Biliyorsunuz, Jardel'in Galatasaray'a gelişinde
Star'ın sahibi Cem Uzan önemli rol oynadı. Sadece
rol oynamakla kalmadı, bu transferi finanse etti. Jardel âdetâ
Star grubunun sarı-kırmızılı camiadaki
promosyon malzemesi gibi.
Şimdi Star, 'Kalpler duracak, Galatasaray
Jardel ile vuracak,' diye başlayan 'sözde haber'inde ne
diyor? Jardel önemli karşılaşmalarda sahne alıyormuş.
Yani? Maç seçiyor, kendini 'fuzul' yere' yormuyor. 'Özellikle
Avrupa' önemli onun için. Avrupa maçlarında
'dikkat çekiyor'.
Genç Brezilyalı'nın bir futbolcu
(sporcu!) olarak portresi nasıl çizilebilir sizce? Ya
da sadece şunu sorayım: Bu portre herhangi bir futbolseverin
hoşlanacağı bir portre midir? Jardel'in futbolunu
(eğer böyle bir şey varsa) çok seven, attığı
gollere bayılan (bu, daha mümkün) futbolseverler
bile, bu futbolcunun tembelliğinden, doğru dürüst
çalışmamasından, bazı maçları
oynamaya değer bulup bazılarını iplememesinden
memnun mudur?
StarSpor, Jardel'in hem profesyonellik hem sporculuk
hem de profesyonel sporculuğa taban tabana zıt davranışını
örtse, lafını etmese, haydi neyse, ama gazete bu
davranışından ötürü Jardel'in âdetâ
değerinin arttığını ileri sürüyor.
O 'usta'ymış, 'dev maç sever'miş! Bu pişkinlik
de değil artık. Jardel'inkine pişkinlik diyebiliriz.
Gazeteninkine ne diyeceğiz? Pişmişi pişirip
önümüze mi sürüyor yoksa yağları
donmuş ve bozulmuş bir karnabahar yemeğini, üzerine
vanilyalı dondurma dökerek bize sokuşturmaya mı
çalışıyor?
Kulübe angaje futbol gazeteciliğinden,
futbolcuya angaje reklamcılığa... Haydi hayırlısı...
(Bitirirken, bir not: Star'a bakılırsa,
'Kalpler duracak, Galatasaray Jardel ile vuracak' cümlesi bir
'slogan'mış ve bu slogan, Fener-Galatasaray maçı
öncesinde 'moda olmuş'. Büyükannelerimiz, 'yalan
senin ağzında yuva yapmış' derdi...) (2
Mayıs 2001)
SAYFA
BAŞI
|