''BÜYÜKLER''İN BASINI

Ben oradaydım, bunlar öyle olmadı

 

11 Nisan'da Kayseri'de oynanan Fenerbahçe-Gençlerbirliği Türkiye Kupası final maçı hakkında futbol gazetecileri esas olarak Fenerbahçe'ye dair görüş, değerlendirme ve hezeyanlarını dile getirdiler. Ya hayalkırıklığına uğramış mevki makam sahibi öfkeli taraftarlar olarak davrandılar ya da sebebi belirsiz özensizlikler yaptılar. Futbol gazetecilerinin yazdıkları arasında olan bitene denk düşmeyen pek çok unsur var. Çeşitli örnekleri ele alalım.

Talay Erker (Star)
Gençlerbirliği M'Bayo ve Ümit'le iki kez öne geçti.
Hayır. Önce Fener 1-0 öne geçti, Gençler 1-1 ve 2-1 yaptı.

Hulki İlgün (Hürriyet)
Geriden Andersson'a, şişir babam şişir, top havalandırdılar. Zavallı ne yapsın bir o yana koştu, bir bu yana. İndirdiği toplara vuracak adam yok. Ama helâl olsun, o toplardan bir gol çıkardı adamcağız.
Andersson'un attığı golde, geriden ona doğru 'şişirme' (yüksek top atma) veya onun topu bir yere indirmesi falan yoktu. Gençlerbirliği top kaptırdı, Lazetiç götürüp yerden uzattı, Andersson, kafasıyla değil ayağıyla, topun en çok yükseldiğinde kalça hizasını bulduğu falsolu bir vuruşla köşeye attı topu, Patrick atladı, o kadar uzanamadı.

'Kupa Gençler'in' (Hürriyet'te maç haberi)
... atışların (penaltılar) tümünü gole çeviren G. Birliği...
Atışların 'tümü' yapılmadı, çünkü Gençlerbirliği dördüncü penaltıyı gole çevirdiğinde kazanmıştı.
...Johnson ceza sahası içinde topu kafayla yere vurdurarak kaleci Patrick'in solundan...
Top Patrick'in sağından geçti. Ama gazeteci tabiî ki 'Johnson'un tarafından' baktığı için 'solundan' diyor.

Ömer Üründül (Milliyet)
...goller dışında Gençlerbirliği'nin pozisyonu yok.

Can Bartu (Sabah)
G. Birliği ise ... topu daha iyi kullandı ama rakip kalede gol pozisyonu yok... İki kere geldiler iki kere gol attılar...
Gençlerbirliği'nin goller dışında gol pozisyonları 'yok' değil 'az'. Meselâ birini Can Bartu'nun aynı yazısının birkaç satır sonrasından öğrenelim: 'Rüştü ... maçın başında inanılmaz bir gol kurtardı!' Bu pozisyon Milliyet'in maç haberinde şöyle anlatılıyor: '4. Dakikada Ümit Karan topu Kona'ya aktardı. Kona'nın vuruşunda Rüştü son anda topu kornere çeldi.' (Ben gözümle gördüm de, hani şey olsun diye gazetelerden de aktarıyorum, ispat için değil yani...) İkinci yarıda da bir defa Kona, çok daha müsait durumda, bir defa da Ümit Karan, fazla çaprazda kalarak, ceza sahası içinden, yakın mesafeden şutlar attılar. İlkini Rüştü yatarak aldı, ikincisinde top yan filelere gitti.

Akşam'da haber
G. Birliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, kulüplerine tahsis edilen ve her biri 10 milyon lira olan kale arkası tribün biletlerinden bin tanesini, 5 milyon liraya taraftar derneklerine verdi.

Radikal'de 'notlar':
...Cavcav, kulüplerine tahsis edilen ve her biri 10 milyon lira olan kale arkası tribün biletlerinden bin tanesini, taraftar derneklerine vererek, giriş kapısı önünde 5'er milyon liraya sattırdı.
Gençlerbirliği Taraftarlar Derneği'nden bilet satışı, otobüs + kumanyalı 6 milyon lira, 'düz' yani sadece maça giriş 3 milyon lira üzerinden yapıldı. Taraftar derneğinden bilet alanlara birer 'ön bilet' verildi. Ama bunlar stat kapısında gerçek biletle değiştirilmedi içeri bunlarla girildi. Girişte bilet satılmadı. O karambolde mümkün de değildi zaten.

Mehmet Yılmaz (Fanatik)
Öldürücü bir pres Gençlerbirliği'ni adeta kendi sahasına hapsetti.
Böyle bir şey olmadı.

Faik Çetiner (Fotomaç)
G.Birliği ... Fenerbahçe'ye futbol oynayacak saha bırakmadı.
Böyle bir şey de olmadı.

Mehmet Yılmaz (Fanatik)
Ali Aydın maçın 119'uncu dakikasında Serhat'a yapılan açık penaltıyı vermeyerek oyunun sonucunu değiştirdi.
Penaltı yoktu. Kırıntısı bile olsa maç ertesinde spor sayfalarında baş köşeyi bu mevzuun işgal edeceğinden şüphe edilebilir mi?

Gürcan Bilgiç (Fotomaç)
... Direklerden dönen frikikler, boş kale yerine auta atılan şutlar, kaleciye nişanlanan mutlak gollük pozisyonlar bu kupayı Fenerbahçe'den uzağa iten darbelerdi âdetâ.
Fener'in, topun önce üst direğin altına, oradan da kale çizgisinin 15-20 cm dışına çarptığı bir frikiği var, Revivo'nun ayağından. 'Boş kale yerine auta' atılmış top yok; Revivo'nun Patrick'i geçtiği pozisyonda kaleyi kapatmaya çalışan bir Gençlerli oyuncu vardı, Revivo da azıcık çapraza düşmüştü. 'Kaleciye nişanlanan mutlak gollük pozisyon' da yok, Patrick'in kaleci becerisiyle çıkardığı toplar var.

Fotomaç'tan haber
... Penaltılarda ise Kona, Thomas, İ. Güldüren ve Rapaiç ağları bulurken, Ogün ile Serhat kaçırdı.
Bu durumda iki takım da üçer penaltı mı attı yani? Tabiî ki değil. Gençlerbirliği, Tolga'nın ayağından dördüncü penaltıyı gole çevirdiği, F. Bahçe'nin farkı kapamasına imkân kalmadığı için sonuç toplam yedi penaltıyla belirlenmiş oldu.

Turgay Şeren (Hürriyet)
Sağ kanatta Lazetiç, defansta iki Mirkoviç, Mustafa Doğan ve sol kanattaki Abdullah inanılmayacak, daha şimdiye kadar görülmemiş hatalar yaptılar.
Hayır. Mirkoviç (halen orijinal olanı) Ümit Karan'ın golünde bir kafa topu ıskaladı, Abdullah bir-iki top kaptırdı, arkasını kollamadı, vs. Şimdiye kadar sahalarda görülmemiş herhangi bir hata yapılmadı maç boyunca.

Fanatik'ten haber
...33 yaşındaki başarılı eldiven (Patrick)...
Patrick, 13 Nisan itibarıyla, Gençlerbirliği yöneticilerine ve kendi beyanına göre 32 yaşında.

Lokman Köse (Yeni Şafak)
M'Bayo ilk defa oynadığı bu maçta...
Yanlış. M'Bayo, ilk defa İstanbul'da Gençlerbirliği'nin Beşiktaş'ı penaltılarla geçtiği kupa yarı finalinde oynamıştı.

Sabah'ta haber
Gençlerbirliği'nde prim 15'er bin mark (yaklaşık 8 milyar). Havuzda toplanacak, masöründen şöförüne bütün görevliler paylaşacak.

Star'da haber
Prim 15'er milyar.

Akşam'da haber
İlhan Cavcav futbolcularına süper prim sözü verdi.
Doğrusunu CNN Türk'ün Gençlerbirliği'ne ayırdığı özel programda kulüp yetkilileri açıkladı: 5'er milyar. Bu durumda sadece Başkan İlhan Cavcav'ın ağzından '5 milyar' diye yazan Hürriyet haberi doğru vermiş oldu. (13 Nisan 2001)


Malatya hoş 'geldi', nereye geldi?

 

Ekstra Play-Off maçlarını sanırım her futbolsever, Malatya'ya yenildikten sonra Sakarya seyircisinin giriştiği anlamsız tedhiş harekâtı dışında, çok güzel bir anı olarak futbol hafızasına yerleştirmiştir. Bu maçların nasıl böyle tertemiz geçtiğini anlayanımız var mı? Aman olsun. Anlamayalım, kusur kalsın. Keşke hep iyi birşeyler olsa da niye olduğunu anlayamasak.

İkinci olarak, 'bizim maçlar' ile 'Avrupa maçları' arasındaki korkunç uçurumu göre hissede büyümüş benim gibiler için, ikinci lig takımlarının bu kadar güzel, 'akıcı' ve pozitif futbol oynayışını görmek tabiî haklı bir 'Türkiye bi noktaya geldi' hadisesi. Bu da kayıtlara geçmiş, üstelik gelecek için umut vaat etmektedir.

Üçüncü bir güzellik, maçları TRT'nin vermesiydi. TRT'de maç izlemek her şeyden önce bir 'gürültü azlığı' demek. İkinci olarak, maç biter bitmez en çok merak ettiğimiz anlarda küt diye birtakım inek reklamlarıyla falan karşılaşmamak demek. Top taca çıktığında spikerin gırtlağını yırtmaması demek.

Meselâ Malatyaspor-Sakaryaspor finalini anlatan Tansu Polatkan'ın eleştirilecek yanı yok muydu? Vardır. Ama öbür kanalların eleştirilecek yanları azala azala bu ölçüye indiği zaman TRT'nin maç yayınlarını da eleştiririz.

Bu final maçı yayınının yönetmenini ayrıca kutlamak isterim. Ne yazık ki adını öğrenemedim. Pek çok yerde fırsat düştüğü halde spiker söylemedi, sonunda da ben kaçırdım. Hatamdır, özür dilerim. Yine de kutluyorum. Sadece maçın başlarında çok fazla sağa sola 'bakınarak' dikkatimizi biraz dağıttı, ama sonra maçın 'kenarında' cereyan eden her şeyi gayet ölçülü bir şekilde, akışı ve konsantrasyonumuzu da bozmadan bize iletti. Hattâ bazılarındaki inceliği Polatkan bile 'maç heyecanı içerisinde' kavrayamadı, güme gittiler. Meselâ, sahaya atılan ve taç çizgisinin azıcık içine düşen bir meşale sapını dördüncü hakemden izinsiz oraya gidip alan güvenlik görevlisiyle dördüncü hakem Ünsal Çimen'in tartışması... Bunlar, futbol ortamımız hakkında görgümüzü zenginleştiren ayrıntılardır.

Hoşgeldin Malatya

Gelelim 'Hoşgeldin Malatya' başlıklarının düşündürdüklerine. Birine niye, ne zaman 'hoşgeldin' deriz. Bizim bulunduğumuz yere geldiğinde. Biz, yani bu durumda basın, birinci ligde mi bulunuyor da Malatya'ya 'hoşgeldin' diyor?

İşte ilginç olan bu. Bu sorunun cevabı, 'evet'. Çünkü basına göre ikinci lig gruplarında sezon boyu, üstelik ne koşullarda, canı çıkan futbolcular, o kulüpleri yaşatmaya çalışan yöneticiler, neredeyse can pahasına görev yapan teknik direktörler, hakemler falan neredeyse yok. En iyi durumda, günlük futbol gazetelerinde bile topuna bir köşe ayrılır, ayrılmaz. Birinci ligin oligarşisi dışında kalan takımların topuna bile bir sayfanın çok görüldüğü düşünülürse...

İkinci lig bir de, normal ölçüleri aşan kavga-gürültü durumlarında haber olur, o kadar.

Bu yüzden, basınımızın Malatya'ya 'hoşgeldin' demesi yerindedir. Yani, artık bizim alanımıza geldin, senden de bahsedeceğiz. Fener'i, Galatasaray'ı yenersen, onların 'Malatya engeline takıldığını' yazabiliriz. 'Bu Kartal Malatya'ya beş çeker' başlıkları atabiliriz. Hiçbir iddian yokken şampiyonluk adayı Cimbom'a karşı canını dişine takıp mücadele edersen, 'Ne iş kardeşim, şampiyon mu olacaksın, bu ne hırs?' diye sorabiliriz...

Ancak Malatyalılar bu hoşgeldin'lere bakıp da aldanmamalı. Çünkü 'geldikleri' yer, katiyen, basının 'bulunduğu yer' değildir. Yimpaş Yozgatspor'un, Ankaragücü'nün, Antalyaspor'un bulunduğu yerdir. Teknik direktörlerinin ağzından uydurulacak, 'İyi yoldayız' türü sözde-haberlerle yeralabileceklerdir futbol basınında. Arada bir. Tek sütun.

Onlar bunu tabiî benden iyi biliyorlardır. Şu sevinçli günlerinde adamlara hüzün zerk etmek istemem.

Bitirirken, haddimi aşıp, bu enerjiyle oynarlarsa ligde epey can yakabileceklerini de belirtmeden edemeyeceğim. İnşallah oligarşinin başına bir belâ daha çıkmıştır. (4 Haziran 2001) ıkladı: 5'er milyar. Bu durumda sadece Başkan İlhan Cavcav'ın ağzından '5 milyar' diye yazan Hürriyet haberi doğru vermiş oldu. (13 Nisan 2001)


Hagi'yi kim dokunulmaz yaptı?

 

Milliyet'in (26 Haziran 2000) spor sayfasında, "Yaaa... Hagi!" başlıklı, birbirine geçirilmiş iki fotoğraflı koskocaman bir çerçeve. Yer yer aktararak özetleyelim:

"Dünya starlığından teknik direktörlüğe geçiş koridorundaki Hagi, son dört yılını Türkiye'de geçirmenin verdiği 'dokunulmazlık duygusu'nun bedelini Euro 2000'de ağır ödedi." Hagi, önce Almanya maçında, sonra Portekiz maçında birer sarı kart görüp İtalya maçında kenarda oturdu. "Artık konuşmaya başlamıştı Hagi." İtalya maçında da susmadı ve kırmızı kart gördü. Milliyet, Hagi'nin maçtan sonra, "Bana yapılan penaltı uçaktan bile görünürdü" dediğini hatırlatıyor bu noktada. Ve şöyle devam ediyor: "Penaltı uçaktan bile görünüyor muydu bilinmez ama onun dinmeyen itirazları, yakınmaları Türkiye'den bile duyuluyordu."

Yazının bundan sonrasını aynen aktarmalıyız:

"Evet, 'Yaaa Hagi'. Türkiye'nin sadece 'rakı' ve 'şiş kebabı' değil hakemleri de çok güzeldir. Hele büyük bir takımda oynayan ünlü bir futbolcuysan, sana 'derin' bir saygı duyarlar. Arkanda kulübün, yanında tribün, emniyetçisi, siyasetçisi; el üstünde tutulur, millî maçta adam yumruklayacak kadar kendinden emin olursun. Fakat bir kötü yanı vardır hakemlerimizin; 'alışkanlık yaparlar'. Edirne'nin dışında çifte standartların olmadığını unutursan, 'elin hakemi' yıldız falan tanımaz, 'süpernova'yı 'beyaz cüce'ye çeviriverir sahada."

Milliyet'e katılmamak mümkün değil. Yalnız küçük bir sorun var:

Hagi ve büyük takımların başka yıldızlarının maçlar içerisinde ayrıcalıklı muamele görmesini normal karşılayan, benzer hareketleri yaptıklarında, meselâ bir Göztepeli futbolcunun anında sahadan atılmasına, buna karşılık dört büyüklerin herhangi bir futbolcusuna dokunulmamasına ses çıkarmayan, böylelikle bütün bu kayırmaların sürmesine, herkeste "alışkanlık yapmasına" hizmet eden birilerinden hiç sözedilmiyor bu satırlarda. Sırf Hagi mi? Spor basınının, her birine birer tam sayfa ayırdığı büyük takımlarımızın futbolcularında burada sözü edilen türden bir alışkanlığın olması doğal değil mi? Spor basını, dört büyükler dışındaki bütün takımlardan, "esas oğlan"ın karşısına çıkmış lüzumsuz engeller gibi bahsetmiyor mu? "Bu Fener beş çeker", "Cimbom ezer geçer" başlıklarının gerisinde nasıl bir ruh hali ve mantık yatıyor?

Türkiye Ligi devam ederken, kaç spor yazarı çıkıp da "taraftarı" ve "camiayı" kendine düşman etmeyi göze alıp, dört büyüklerin kayırıldığı her somut duruma tepki gösterebiliyor?

Yargımızı aşırı bulan varsa, yeni sezonda dört büyüklerin futbolcularının sarı, kırmızı kart görmeleri gerekirken sırtlarının sıvazlandığı durumların kaydını tutsun. Bilanço feci çıkacak, ona göre.

Milliyet, Hagi'ye laf etme vesilesiyle açıkça, Türkiye'de "büyük takımda oynayan ünlü futbolcu"nun kayırıldığını, arkasında kulübüyle birlikte "emniyetçisi, siyasetçisi"nin bulunduğunu, "Edirne dışında" çifte standartların olmadığını, dolayısıyla Edirne'den bu yana çifte standartlara göre davranıldığını yazıyor. Bunlar, futbolumuzun, büyük basın tarafından gizlenen gerçekleridir.

Dolayısıyla, Milliyet'in Hagi'ye yaptığını anlamak mümkün değil. Yine de iyimser olalım ve "haydi hayırlısı" diyelim... (26 Haziran 2000)


      ÖZEL KONULAR  
  HEP
OFSAYT
GİRİŞ
SAYFASI
"BÜYÜK"
TUTKUNU
FUTBOL
BASINI
GS KONGRESİ
MEDYA
SAVAŞI

BİZZAT
KONU:
FATİH
TERİM

INCIK
CINCIK
FUTBOL
MEDYASI