''BÜYÜKLER''İN BASINI

Bu sefer 'karşı takım'ı fark ettiler

 

Yimpaş Yozgatspor'un Galatasaray karşısında kazandığı beklenmedik zafer futbol basınında beklenebileceği kadar şok yaratmadı. 'Oh my god!' türü başlıklar atıldı, bunun ne kadar beklenmedik bir hadise olduğu fikri diri tutuldu, ama ne olursa olsun, maçı izleyenlerin ellerini bir an için vicdanlarına koyması sonucunda bir başka durum meydana geldi ki, asıl beklenmedik olan buydu. Futbol yazarlarının çoğu, asıl olarak 'Galatasaray yazarları'nı kastediyorum, takımlarına çeşitli dozlarda sitem ve bazen hakaret etmeyi de ihmal etmeksizin, Yozgatspor'un hakkını verdiler.

Olaya tamamen tek taraftan, Galatasaray tarafından bakan, karşıda başka bir takımın da oynadığını ve o takımın oyununun sonucu değiştirebileceğini tamamen unutan ise -futbol basınının geleneksel tuhaflıklarından biri- bir eski futbolcu, Gökmen Özdenak'tı (Sabah, 9 Nisan).

Doğan Koloğlu'nun (Milliyet), 'Galatasaray'ın kendini büyük görmesi ile rakibin akıllı taktiği'ne bağladığı sonuç, Özdenak'a göre 'kepazelik'ti. Yine Koloğlu'nun, 'Yimpaşlılar kollektif oyunda yardımlaşma ve rakibin taktiğini bozmada o kadar ustaydılar ki...' diye tasvir ettiği durum ise Özdenak'a göre şöyleydi: 'Yozgat öyle ahım şahım bir futbol oynamadı.'

Oysa hemen bütün futbol basını, Galatasaraylı futbolcuların isteksizliğini, kötü oynamış olmalarını elbette öne çıkarsa da, Yozgat'ın hakkını teslim etme basiretini gösterdi. Bu konuda en fazla ileri gidenlerden birinin satırlarını, hepsini temsilen aktarıyorum. Fanatik'te, Oğuz Dizer'in yazdıkları:

'...Gelin Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim. Hüseyin Kalpar ve futbolcularını içtenlikle tebrik edelim. Galatasaray'ın bir dakika içinde yediği iki golde ve daha sonrakilerde savunma kabahatleri kadar, ev sahibi futbolcuların taktik üstünlüklerini hücum hünerlerini de görelim. Çabukluk, kararlılık, inanç ve beceri Kırmızı-Siyahlılar'ı tarihi bir galibiyete getirdi. Galatasaray, Real Madrid'ten çok kolay iki gol yemişti. Yimpaş Yozgat da bu kez 4 golü daha kolay ve zahmetsiz attı. Galatasaray'ın, kazanamayacağını baştan belli ettiği ender oyunlarından biriydi. Sarı-Kırmızılı ciddiyetsizlik, laubalilik ve çirkinlikleri tartışalım. Ama, Yimpaş Yozgatsporlular'ı da bir kez daha alkışlayalım. Her zaman söylüyorum, yine tekrarlıyorum. Üstelik gurur duyuyorum. Ligimizde kötü takım yok. Oynanan futbolun kalitesi ise çok. Kalpar, Galatasaray'ı iyi çözmüş, çok hareketli ve çabuk Preko ile Ayew'i salmış Popescu ile Bülent'in üzerine. Çarpraz koşular, devamlı hareketlilik, Cim Bom'u delik deşik etti, asapları bozdu. (...) Lige getirdikleri heyecan nedeniyle Kalpar'ı da, (Yılmaz) Vural'ı da içtenlikle kutluyorum.'

Bu satırlarla Gökmen Özdenak'ınkileri karşı karşıya koyun... Sahadaki günlerini unutmayı futbol gazeteciliğinin önkoşulu sanan Özdenak, rezillik, umursamazlık, ciddiyetsizlik gibi kavramları kılıç gibi havada savuruyor, Galatasaraylı futbolcuların 'eğlencenin sınırını aşmış' olduğunu iddia ediyor, hattâ neredeyse yenilginin nedenini buna bağlıyor. Demin de aktardığım gibi, Yimpaş Yozgatspor'un da 'öyle ahım şahım bir futbol oynamadığını' ileri sürüyor. Ne kadar kötü gününde olursa olsun, Galatasaray gibi oturmuş bir takımı ahım şahım bir iş yapmadan yenmek mümkünmüş gibi...

Sabah'taki maç haberinde de Gökmen Özdemir, Galatasaraylı Fatih'in, 'Real Madrid maçındaki Figo rolünü Yozgat'ta bırakıp 'çobanlığa' soyunduğunu ileri sürdü. Bu nasıl bir aşağılama tekniğidir, anlayamadım. Şart mıdır, derseniz, onu zaten hiç anlayamıyoruz.

Şu futbol gazetecisinin taraftarlığı öyle bir cins ki, mâlûm döner bıçağı motifiyle simgelenebilir. Yenilen takımına hakareti bir tür eleştiriciliğin önkoşulu gibi görüyor taraftar-yazar. En kötüsü de, büyük takım taraftarlığı gözünü öyle bağlamış ki, 'rakip iyiydi, biz kötüydük' gibi bir lafın varolabileceğini bile aklına getirmiyor. (9 Nisan 2001)

SAYFA BAŞI


Uğraşma Yozgatlı, sen yoksun ki!

 

Sabah'ın (10 Nisan) spor sayfalarından birinin manşeti: Lucescu 'G. Saray'a yenildik' demiş.

Bu başlığı taşıyan haber, toplam 55 satır; beş arabaşlık ve bunların altında toparlanmış beş paragraftan oluşuyor. Haber, Galatasaray teknik direktörünün 'isyanlarda' olduğu cümlesiyle başlıyor. Yenilginin böylesini kabullenmek zor oluyormuş Lucescu'ya göre. Takımını tanıdığı için Yozgat maçından korkuyormuş zaten. Avrupa ile Galatasaray arasında böyle bir fark varmış işte. Ama şimdi konsantre olup İstanbulspor ile Antalya'yı yeneceklermiş.

Haber, Lucescu'nun Galatasaray'daki geleceği, sarı-kırmızılıların bu yıl daha sâkin oynaması, Okan, Emre gibi konularla sürüyor.

Sabah spor servisi Lucescu ile nerede ne zaman konuşmuş? Haberde imzası olan Gökmen Özdemir mi görüşmüş Romen teknik direktörle?

Cevabı uzun haberin 3. paragrafında, 30. satırda buluyoruz: 'Romen hoca İtalyan La Stampa gazetesine de ilginç açıklamalarda bulundu'.

Buradaki 'de' ne demek? Buraya kadar olanını bize anlattı, İtalyan gazetesine 'de' şimdi aktaracaklarımızı anlattı, demek.

Gerçek böyle mi?

Her zamanki soruyu soruyorum: Sabah'tan kim, Lucescu'yla nerede, ne zaman konuştu, hangi soruları sordu?

Haberin İtalyan gazetesinden bahsedilen noktasına kadarki sözler hakikaten Galatasaray teknik direktörüne mi ait?

Bu faslı geçelim yine. Atılan koskoca manşette ne deniyordu: 'G. Saray'a yenildik'. Bu başlığın çıkarılmasına zemin hazırlayan tek cümle şu: 'Lucescu, G. Saray'ın bu sezon bütün zorlukların üstesinden geldiğini ama kendi kendini çelmelediğini de sözlerine ekleyerek...'

Yani Lucescu ne demiş - tabiî eğer demişse: Kendi kendimizi çelmeliyoruz.

Sabah spor servisi buradan hareketle nasıl bir manşet atmış: 'G. Saray'a yenildik'.

Bu türlü davranan futbol basını, yaptığı işin birilerine yaranmak için başka birilerine hakaret etmek olduğunu bir türlü anlayamayacak. Yahu, ne yapacak Yozgatlı futbolcu artık daha başka?! Oynamış, koca Galatasaray'ı yenmiş, siz yine G. Saray'ın G. Saray'a yenildiğini söylüyorsunuz. Bu büyük takımlar ne zaman sahiden başka bir takıma yenilmiş olacak? (10 Nisan 2001)

SAYFA BAŞI


Fener kısmı geçti, gelsin inekler!

 

Üç büyüklerden biriyle Trabzonspor dışındaki başka herhangi bir takımın karşılaştığı maçların basında işlenişi, hem gazetecilik adına yüz karası hem de Türkiye'deki futbol basınının esas karakter özelliklerini gözönüne seren tecrübelerdir. Fenerbahçe-Gençlerbirliği kupa finalinde de başka türlüsü beklenemezdi.

Bu tarzın son olaydaki simgesi, şüphesiz, maç günü (11 Nisan) Fanatik'in attığı manşetti: 'FB kupaya GB'. Yani: Fe-Be, kupaya ge-be. Düşünün, final oynayacak iki takımdan birinin adı ancak esas oğlan sayılan rakibinin durumuyla ilgili laf oyunu yapmaya yarıyor. Futbol basını topluca, takımlardan birinin tribününde yeralıyor.

Hürriyet kupa finali haberini 1. sayfadan verdi. 'Kupa Gençler'in' başlığıyla. Fotoğrafta Gençlerbirliğili futbolcular kupayı kaldırmış... Böyle davranan tek büyük gazete Hürriyet, gazetenin bu tutumu büyük basında tek istisnaydı. Ama bu gazete de sanal ortamda geleneğe uygun davrandı. Hürriyet'in internet sitesinde maç haberinin üstbaşlığı, başlığı ve spotu şöyleydi: 'Gençler kupayı kaptı - Fener'e hasret kaldı - Kayseri'de tam bir heyecan fırtınası esti. Revivo'nun süper frikiği, Gençlerbirliği direğini sarstı. Sakat oynayan Rüştü görevini yaptı.' Düşünün, dört golün atıldığı, sonucun penaltılarla belirlendiği karşılaşmadan, spota çıkarılmaya değer en önemli ayrıntı, direkten dönen bir frikik...Gençlerbirliği kalecisinin sözbirliğiyle maçın kahramanı ilân edildiği durumda spota çıkabilen, Fener kalecisi...

Elbette maçın sonucundan ötürü (genel yayın yönetmeni koyu Fenerli ya...), Milliyet, haberi ilk sayfadan göstermedi. Arka sayfanın manşetiyse, Hürriyet'in internet sitesindekiyle aynıydı: 'Gençler Kupayı kaptı ñ Fener'e hasret kaldı'. ('Hasret' mevzuu, Fotomaç'ın da başlığıydı.) Bunun dışında sayfadaki tek haber, Denizli'nin demeciydi: 'İyi oynadık, olmadı'.

Sabah ise, büyük kulüp gazeteciliğinin geleneklerine uygun davranarak, ilk sayfadan, 'Fener'de kupa hüsranı' haberi verdi; ağlayan Revivo fotoğrafı eşliğinde. Spotun öznesi kupayı kazanan takım değil, Fenerbahçe'ydi. Fakat Sabah spor servisi, 'Para kupa getirmedi' manşetiyle sahiden ilginç bir tutum takındı. Sabah'ın özel olarak niçin 'Penaltılar F. Bahçe'den 19 kat ucuz G. Birliği'ni sevindirdi'ye takıldığını anlamak kolay değil. Belki kriz yüzünden tek mevzu ekonomi olduğu içindir. Anlatmak istedikleri başka bir şeyse, onu da Yeni Şafak adını daha doğru dürüst koyarak yaptı: 'Anadolu Gençler'i' başlığıyla.

Sabah'ın üstbaşlığına '18 yıllık dram...' diye başlaması da, kupa finalini iki takımın karşı karşıya geldiği bir maç olarak değil, Fenerbahçe'nin başından geçen bir macera olarak görmemiz gerektiğini anlatıyordu.

Bunlar tabiî, futbol basınının her gün yeniden kurup yeniden bezediği 'doğal hiyerarşi'nin icapları.

Bu icaplara uymakta en fazla ileri giden ise maçı naklen yayımlayan televizyon kanalı atv oldu. Maç bitiminde, Fenerbahçelilerin ikincilik madalyalarını alışları verildi, sıra geldi kupayı kazanan, yani günün kahramanı Gençlerbirliğili futbolcuların önce madalyalarını sonra kupayı almalarına. Bu sırada ekranda muzaffer kırmızı-siyahlı futbolcular yerine inekler ve aslanlar belirdi, çünkü atv Sütaş reklamı girmek için Fenerbahçe'nin sırasını savmasını beklemişti. Gençlerbirliği nasıl olsa figürandı. (13 Nisan 2001)

SAYFA BAŞI


      ÖZEL KONULAR  
  HEP
OFSAYT
GİRİŞ
SAYFASI
"BÜYÜK"
TUTKUNU
FUTBOL
BASINI
GS KONGRESİ
MEDYA
SAVAŞI

BİZZAT
KONU:
FATİH
TERİM

INCIK
CINCIK
FUTBOL
MEDYASI