|
Maç
yayınları:
Gelen gideni aratmasın!
Evet, bugün büyük gün. Lig maçlarının
yayın haklarıyla ilgili ihale, eğer beklenmedik bir
'son dakika gelişmesi' olmazsa, bugün yapılacak.
Bütün futbolseverler, gelişmeler üzerinde en
küçük etkimiz olamayacağına göre,
hep beraber dua etmeliyiz: İhaleyi, maç yayın haklarından
TeleOn'un yaptığı gibi yararlanmaya kalkacak birileri
kazanmasın!
Çünkü Star + TeleOn, yayın
haklarına sahip olduktan sonra, futbol âlemimizi oldukça
kötü etkileyen bir yayın tarzını benimsedi.
Öncelikle, üç/dört büyükler dışındaki
takımları daha da kenara itti, onlar için medyanın
öngördüğü figüran konumunu bile bazen
çok gördü. 'Telemaç' adı altında hazırlanan
ve büyükler dışındakilerin maçlarının
özet görüntülerinin yayımlanması gereken
'ikinci program'ı bile zaman içinde büyük ölçüde
büyüklere tahsis etti. Futbol âlemimizdeki 'doğal
hiyerarşi'yi kutsayan bir format icat edip, üç büyükleri
doğrudan temsil eden futbol gazetecileriyle program yaptı.
Bunlara ek olarak, gerek maçların içindeki
gerekse tribünlerdeki gerilimi artırmak, bunu yapamıyorsa,
en ufak gerilimi bile büyüterek, abartarak yansıtmak
gibi, sorumsuzluğun ötesinde, korkutucu bir çizgi
izledi. Neredeyse kışkırtıcılık yaptı.
Şimdi futbol seyircileri olarak yeni
bir 'patron'la karşı karşıya kalacağız.
İhaleden bir gün önceki gelişmelere bakılırsa,
bugün ve önümüzdeki birkaç gün içerisinde
ilginç olaylar yaşanabilir.
Çünkü Spordan Sorumlu Devlet
Bakanı Fikret Ünlü, son anda, Futbol Federasyonu'nun
hazırladığı ihale şartnamesini katılacaklar
açısından biraz 'balık' buldu ve ihaleye yeni
şartlar eklenmesini istedi. Bu değişikliğin
özü şu: Bakanın istediği koşullar
eklenmese, ihaleyi kazanacak yayıncı kuruluş, çok
daha az paraya çok daha fazlasına sahip olacaktı.
Web, wap ve sözleşme süresince gelişecek başka
iletişim teknolojilerinin kullanımı üzerinde
ihaleyi kazanacak kuruluşun herhangi bir hakkı olmayacak,
bu haklar kulüplerin olacak, yeni duruma göre.
Milliyet'in internet sayfasında 18 Ocak'ta
'son dakika gelişmeleri' arasında verilen haberde, devlet
bakanına atfen şu sözler de yeralıyor: '...sözleşmenin
ödeme başlıklı maddesinde, yüzde 5'ini
sözleşmenin imza anında, geri kalan kısmın
3.5 yıllık bölüme yayılarak, yayımcının
para kazanıp bilahare ödeme yapmasına imkan sağlamakta,
yayın gücü zayıf ve yayıncılık
geçmişi olmayan firmaları da katılmaya teşvik
edici nitelikte olduğu...'
İnsan ister istemez kıllanıyor.
Futbol Federasyonu şartları birilerine mi uydurmaya çalıştı,
diye. Hele bu haberin AA versiyonunda, Fikret Ünlü'nün
sadece başlangıç için konan 465 milyon dolarlık
tutarı az bulduğu belirtilip de, ihale şartnamesindeki
değişikliklerin 'federasyon tarafından açıklandığı'
bildirilince...
İşin kulis, perde arkası,
karanlık ilişkiler vs. kısmı bizi dolaylı
olarak ilgilendiriyor. Asıl olarak, lig maçlarının
yayın hakları gibi bir 'kudret'e sahip olacak yayın
kuruluşunun bunu nasıl kullanacağıyla ilgiliyiz.
Medyakronik'in bütün futbolsever okurlarını
bugünden itibaren birkaç gün boyunca ihale haberleri
ve ihaleyi kazanacak kuruluşun muhtemel tasarruflarıyla
ilgilenmeye, meselenin 'üstünde olmaya' çağırıyorum.
Meselenin önemine binaen bugünlük 'Sürekli Ofsayt'ı,
önümüzdeki aylarda -belki de 3,5 yıl boyunca-
hepimizi telef edebilecek bir konuya ayırdım. (18
Ocak 2001)
SAYFA BAŞI
Yayın ihalesi -
neler döndü, bilen var mı?
Lig maçlarının televizyon yayınıyla
ilgili ihale ertelendi. İhale günü, hayli ilginç
olaylar yaşandı. Futbol Federasyonu Asbaşkanı
Ata Aksu, teklif verme süresinin dolmasından önce
yaptığı konuşmada, bir gün önce şartnamede
çeşitli değişiklikler isteyen devlet bakanı
Fikret Ünlü'yü eleştirdi. Bakanın 'zayıf
şirketlerin katılmasını teşvik edecek şartname
hazırlamışlar' sözleriyle başlayan, Cine
5'in dijital kanalları ihale dışında bıraktıran
bir mahkeme kararı aldırmasıyla süren hoşluklar
Aksu'nun eleştirel, sitemkâr konuşmasıyla büyüdü,
sonunda salona elinde tedbir kararıyla dalan avukatların
dışarı çıkarılmaya çalışılması
vs. ile bu perde kapandı.
Konu, büyük medya kuruluşları
ve gruplarının çıkarlarıyla doğrudan
ilgili olduğundan, bütün bu yaşananların
gerisinde nelerin yattığına dair bilgi almamız
sözkonusu olamadı tabiî. Muhtemelen de olamayacak.
Ayrıca, güya öncelikle 'vatandaş'ın,
'toplum'un çıkarlarını gözetmesi gereken
basın, TeleOn'un vaadine inanıp dekoder alan ve şimdi
mağdur duruma düşen onca insandan sadece konunun
bir minik ayrıntısı gibi sözediyor.
Bizim en çok dikkatimizi çeken nokta
bu. Medya, kendi çıkarları sözkonusu olunca,
müşteri, tüketici, vatandaş... artık ne
derseniz, bu 'kategoriyi' kaale bile almıyor. Bu arada, bu
tür her olayda topluca kendi inanılırlığının
dibe vurmakta olduğunu görmeye de yanaşmıyor.
(19 Ocak 2001)
SAYFA
BAŞI
|