|
Süren-Terim kapışmasını
gazeteciler devraldı
Galatasaray'ın Real Madrid galibiyetinden sonra,
Kulüp Başkanı Faruk Süren'e atfen Milliyet'te
yeralan sözler çeşitli cephelerde kapışmalara
yolaçtı. Milliyet'ten Halil Özer'in haberine göre,
Süren, Galatasaray'ın başarısında Fatih
Terim'in pek önemli bir rolü olmadığını
imâ etmişti.
Önce, bugüne kadar Galatasaray
yöneticileri hakkında bildik üslûbuyla herhangi
bir söz etmemiş olan Fatih Terim açtı ağzını.
Galatasaray yöneticilerinden, "daha dün önümde
ceket ilikleyen, odama girerken kapı vuran adamlar" diye
sözetti, "haydi bakalım, görsünler bundan
sonra..." demeye getirdi. Galatasaray yönetici ekibi hakkında
epeyce olumsuz bir izlenimin doğmasına yolaçacak,
imâlı veya açık şeyler söyledi.
Bunu, Galatasaraylı yöneticilerin itirazları,
inkârları, yoruma göre, oynak manevraları veya
gerilimi azaltma çabaları izledi.
Söylendiğine göre, Faruk Süren,
Milliyet'teki haberin yayımlanmasının ardından
gazeteyi aramış, Terim'in Galatasaray'ın başarısındaki
rolünü küçümsemediğini, kavgaya yolaçan
sözleri etmediğini ileri sürmüştü.
Süren, Milliyet spor servisinden kimlerle görüştüyse
artık, onlardan, bunu Fatih Terim'e iletmelerini de istemişti.
Terim buna, "Arayacaksa beni arasın,
niye araya gazeteyi sokuyor?" diye tepki gösterdi.
NTV'nin futbol sohbeti programında Galatasaray
başkanından yana çıkan Hıncal Uluç,
Süren-Terim laf savaşının sorumlusu olarak,
Milliyet'te çıkan ilk haberi, dolayısıyla, haberi
yazan Halil Özer'i gösterdi. Uluç ayrıca, haber
yayımlandıktan sonra Faruk Süren'in Özer'i aradığını
doğruladı, ancak, Milliyet muhabirinin Süren'den
özür dilediğini de ilâve etti.
Bunun üzerine, Milliyet spor servisinin bazen
başvurduğu bir uygulamanın boy hedefi oldu. "Milliyet'in
Görüşü" başlığıyla
özel durumlarda yayımlanan sütunda, "kendilerine
ayrılan sütunları, uzatılan mikrofonları
komplekslerini tatmin etmek için kullanmaktan kaçınmayanlar",
"ne emeğe saygısı ne dürüstlüğe
inancı olanlar" arasında sayıldı, "her
konunun bilirkişisi üstat", "20. Yüzyıldan
21. Yüzyıla en büyük ustamız" diye
dalga geçildi Uluç'la.
Milliyet spor servisi yöneticileri Uluç'a
çok kızmış olmalılar ki, sözlerini
hiç esirgemediler: "ıki gevrek kahkaha, bir göz
belertme ile, 90 dakikalık maçı 90 saat konuşmaya
şablonlanmış beyinler...", "Haberin doğruluğu
bile önemli değil onlar için. Göbekten bağlı
oldukları bir organizasyona mı dokunuyor, kendi imajlarını
mı zedeliyor, ona bakıyorlar", "muhtereme duyduğumuz
saygı, böyle giderse, galiba meslekî kimliğine
değil, geleneklerimiz gereği, yaşına olacak".
Milliyet'çiler, haberlerinin doğruluğunda
ısrarlı. Oysa Faruk Süren, Hıncal Uluç
aracılığıyla, Terim'i küçümseyen
sözler etmediğini herkese anlatmaya çalışıyor.
Herkes de biliyor ki, Milliyet'in şu mâlûm haberi
doğru olmasa bile, Süren aslında o haberde belirtilen
tarzda düşünüyor. Ama o 'hayır' diyor.
Bir başka nokta, Milliyet'in bu haberi doğru olsa bile,
Milliyet'in ve başka herhangi bir gazetenin spor sayfasında
yeralan hangi haberin doğru olduğu, hangisinin en azından
bir mesnedi bulunduğu, hangilerinin tamamen masabaşında
uydurulmuş olduğu belli değil. (Medyakronik'te, futbol
haberciliğinin onyıllardır vazgeçilmez tarzı
olmuş uydurukçuluğu konu ediyoruz, daha da sık
edeceğiz.
Buraya kadarıyla bile herhalde sizlerin de
zihninde doğan tek soru vardır: Bunca muammaya ne gerek
var? Bu kadar gazete, TV kanalı var, futbol en popüler
konu, yer ayrılır, vakit ayrılır, Faruk Süren
çıkar, şunu dedim, bunu demedim, der veya Milliyet'te
haberi yazan Halil Özer bir yolunu bulup Süren ile yüzleşir,
olur biter.
Ama hayır! Hepsi bir olmuş, bizi oynatıyorlar
gibi bir manzara.
Çünkü, yukarıda sözünü
ettiğimiz "Milliyet'in Görüşü"
ile aynı sayfada, dipte, Galatasaray başkanının
bir küçük fotoğrafıyla birlikte, şöyle
bir şirin başlık yeralıyor: "Süren'den
yalanlama". Bu yalanlama haberi, Galatasaray'ın hücum
oyuncusu transferinden vazgeçtiğine ilişkin haberle
birörnek, mor bant üstünde ikisinin de tek satırlık
sarı dişi başlıkları var, ikisi de mavi
zemin üstünde 70-80 kelime, eşit yer tutuyorlar,
Süren portresi aralarına yerleşmiş.
"Süren'den yalanlama" haberini buraya
alıyoruz: "Galatasaray Kulübü Başkanı
Faruk Süren, gazetemizin geçen pazar günkü sayısında
yer alan ve olay yaratan açıklamaları ile Fatih Terim'in
suçlamaları hakkında hiçbir basın mensubu
ile konuşmadığını söyledi. Sarı
- Kırmızılı kulübün patronu, 'Ben
hiç kimseyle tek kelime bile konuşmadım. Milliyet'in
haberinin ardından gazetelerde benim ağzımdan yazılanlar,
bana yakıştırılan şeylerdir' ifadelerini
kullandı" (siyahla vurgulamalar bize ait ?Medyakronik).
Hıncal Uluç üzerinden haberini savunmak
için "Milliyet'in Görüşü" klişesi
kullanacak kadar konuyu önemseyen Milliyet spor servisi, asıl
muhatap Süren'in doğrudan kendilerini yalanlamasına
doğrudan tek söz etmiyor!
O yalanlama metninde de ayrı bir tuhaflık
var. Milliyet'in yayımladığı yalanlamaya bakılırsa,
Süren şöyle diyor: "Milliyet'in haberinin ardından
gazetelerde benim ağzımdan yazılanlar" doğru
değil. Ya "Milliyet'in haberi"? Bu metne göre
Süren bunu yalanlamıyor!
Süren hakikaten, Milliyet'in haberinin "ardından"
mı demiş?
Yoksa Milliyet spor servisi, Süren'in yalanlamasını
koymaya bir şekilde mecbur edilmiş, ama kendilerine Süren
tarafından bir metin verilmemiş, bunun üzerine "ardından"lı
formül bulunup aradan sıyrılmaya mı çalışılmış?
Manzara bu izlenimi uyandırıyor. Çünkü
Milliyet bununla da yetinmeyip, Terim'in TV'de Süren ve Galatasaray
yöneticilerini suçlarken, "Herkes alsın okusun,"
diyerek sözettiği bir yazıyı da, "ışte
Terim'in başucu yazısı" başlığıyla
yeniden yayımlamış. Bu, ıslâm Çupi'nin
1 Ağustos'ta yazdığı bir yazı. Çupi
bu yazıda, Galatasaray yönetiminin Fatih Terim'i bütün
o göz kamaştırıcı başarı yıllarında
nasıl yalnız bıraktığını, Terim'in
öne çıkmasından nasıl rahatsız olduğunu
anlatıyor.
Dolayısıyla, Terim-Süren kavgasında
Terim'e epeyce puan yazdırıyor. Ama "Milliyet'in
haberi doğru muydu?" sorusuna herhangi bir cevap vermiyor.
Dolaylı olarak verdiği cevabı belirginleştirmeye
de Milliyet, nedense, cesaret etmiyor!
izlenmesi hayli öğretici olacak bir olay
karşısındayız. (30 Ağustos
2000)
SAYFA BAŞI
Milliyet "kabahatli",
Uluç "iddialı"
Galatasaray Kulübü Başkanı Faruk
Süren'in Fatih Terim'in başarısını küçümseyen
sözleri, Terim'in öfke dolu cevabı, Hıncal Uluç'un
NTV'deki "90 Dakika" programında aktardığı
"Süren versiyonu", buna Milliyet spor servisinin
"Milliyet'in Görüşü"nde Uluç'u
suçlayarak tepki göstermesi; şimdi de Uluç'tan
bir defa daha, ayrıntılanmış halde "Faruk
Süren'in gerçekleri" ve kavgayı koparan ilk
haberle ilgili yeni iddialar...
Hıncal Uluç, Sabah'taki köşesinde
(1 Eylül), "Tanımak ve tanımamak üzerine"
başlığı altında, Milliyet'e cevap verdi.
Sadece cevap vermekle de kalmadı, bu gazetede Faruk Süren'e
atfen yayımlanan, Terim'i küçümseyici sözlerin
yeraldığı haberde çarpıtma olduğunu
yeni dayanaklarla ileri sürdü.
Uluç'a göre, Süren'in Galatasaray'ın
başarısında Terim'in rolünü küçümseyen
sözleriyle ilgili haberi yapan, Milliyet'in "Galatasaray
muhabiri" Halil Özer'di. Milliyet, Özer'i "yalan
yazmış, saptırmış" duruma düşürmemek
için, Erhan Telli'yi kurban etmiş, habere onun imzasını
koymuştu. Ancak Süren için haberi Halil Özer'in
yazdığı açıktı, çünkü
G.Saray başkanı maçtan sonra Özer'den başkasıyla
konuşmamıştı. Bu nedenle Süren Milliyet'ten
Özer'i aradı ve ona, "Ağzımdan çıkmamış
lafı niye çıkmış gibi yazdınız?"
diye çıkıştı. Faruk Süren'in ve onun
"gerçeklerini" aktaran Hıncal Uluç'un iddiasına
göre, Özer bu telefon görüşmesinde Süren'den
özür dilemişti.
Faruk Süren, Milliyet muhabirine, ayrıca,
"Benden özür dileme, bunları Fatih'e söyle,
yoksa çok öfkelenir," demişti. Nitekim Terim
çok öfkelendi. Show TV'nin futbol programında açtı
ağzını yumdu gözünü.
Hıncal Uluç'un aktardığına
göre, Süren bunun üzerine Halil Özer'i bir defa
daha aradı ve, "Yaptığınızı beğendiniz
mi?" diye çıkıştı. Bu sırada
telefonu Milliyet Spor Müdürü Zeki Çol aldı.
Süren, Çol'a da aynı şeyleri söyledi.
Uluç'un versiyonuna göre, Halil Özer,
Süren'e, "kendi haberinin doğru olduğunu ancak
birinci sayfada saptırıldığını söylemiş
ve özür dilemiş"ti.
Hıncal Uluç, bahsettiğimiz yazısında
daha çok, Milliyet'in "Süren Uluç'u yalanladı"
iddiasını boşa çıkarmaya çalışıyor
ve eğer Milliyet şu ana kadar ortaya çıkan manzarayı
değiştirecek yeni veriler öne sürmezse, çıkarıyor
da.
Bu güvenle olacak, "Hıncal Uluç
adı üç günde oluşmadı" faslına
girişiyor. Hıncal Uluç'a göre "Hıncal
Uluç adı", "tam 40 yılın okuyucularda
yarattığı güvenin eseri". Hıncal Uluç'a
göre, Hıncal Uluç "böyle dedi" diye
bir şey yazdıysa, "okuyucunun dünya biraraya
gelse ona inanacağını bilir, kanıt telâşına
düşmez". "Hâlâ tanıyamadı
iseniz, Hıncal Uluç'u siz tanıyın dostlarım."
Uluç, yazısının sonuna doğru,
Milliyet'i de şu anda bu gazetenin spor servisinde çalışan
"genç arkadaşlar"dan daha iyi tanıdığını
ileri sürüyor. Milliyet Spor Müdürü de
bu şefkatli fırçalama seansından payına
düşeni alıyor: "Sevgili Zeki Çol'dan da
eski bir Milliyet'çiyim ve bu gazeteye Abdi Bey'in getirdiği
ilkeleri benimseyerek yetiştim. Bu ilkelerden sapıldığını
hissettiğim gün öfkeden deliye dönerim."
Süren: Yorumlasanız olurdu
Uluç-Milliyet cephesinde gelişmeler
böyle. Bir de asıl mevzua dönelim. Uluç'un Süren'in
ağzından aktardıkları arasında hayli ilginç
sözler var; ve bunlar, "Galatasaray Başkanı,
Fatih Hoca'nın başarısını küçümsedi
mi küçümsemedi mi?" tartışmasına
açıklık getirecek nitelikte.
Süren, Milliyet muhabiri Halil Özer'e
telefonda çıkışırken demiş ki: "Benim
söylediklerimi yazarsınız. Sonra bir köşeyazarınız
benim sözlerimi yorumlar. 'Terim'i imâ etti' falan der,
ona karışamam. O sizin yorumunuz olur. Ama benim söylemediğim
şeyi söylemişim gibi yazmak sana yakışmadı."
Olay berraklaşıyor. Süren, Fatih
Terim için Milliyet'in kendisine atfen yazdığı
tarzda düşünmediğini söylemiyor, içeriksel
bir yalanlamaya yönelmiyor. "Somut konuşmamıştım,
ne hakla somutlarsınız?" diyor. Haklı. Ama Terim
hakkında küçültücü bir izlenim yaratmak
amacıyla konuştuğu da belli. Ne diyor? Bir köşe
yazarı onun sözlerini yorumlayıp "Fatih'i imâ
etti" dese, buna karışamazmış.
Öte yandan, Milliyet'in, kendi yanlışı
(Süren'in ağzından çıkmayan lafı çıkmış
gibi yazmak) yüzünden düştüğü
"kabahatli" konumu ve Galatasaray başkanı ile
açıktan kapışmaya girmeme kaygısı,
gazetenin, mücadelesini dolambaçlı yollardan sürdürmesine
yolaçıyor. Beşiktaş'ın hocası Scala'ya
atfen, "Süper Kupa Terim'in" başlığı
atılıyor, meselâ. Gazetenin iki futbol yazarının,
Erdoğan Şenay ile Doğan Koloğlu'nun da, değişik
açılardan Faruk Süren yönetimini eleştiren
yazılar yazdığını belirtelim. Şenay,
işi, "kendi çıkarlarını gözleyen
küçük adamların minik 'ayak oyunları'"ndan
bahsetmeye kadar vardırıyor ("Ayak oyunları")
Koloğlu ise Galatasaray camiasını "Klasik Faruk
Süren"e karşı uyarıyor ("Oyunuza sahip
çıkın")
Bu kadar basit bir olayı aydınlatabilmek
için sizlere her gün bunca söz aktarmak ve bir de
bunları açıklamak durumunda kalmamız ne tuhaf...
Galatasaray yönetiminin Real Madrid zaferinin
ardından yolaçtığı durum hakkında
aslında Radikal'de (1 Eylül) Ömer Altay'ın ("Kırık
kalpler") dikkat çektiği noktada ısrar edilmeli.
Altay, "dört yıl önce Parreira'lı Fenersahçe'nin
kazandığı lig şampiyonluğunu, başkan
Ali Şen'in Oğuz-Aykut ikilisiyle girdiği polemikle
zehir etmesini" hatırlatıyor ve "Galatasaray
yönetiminin maçın ardından 'Terim'siz de oluyor'
edâsıyla uluorta konuşmaları hem yakışıksız
hem vefasızlıktı," diyor. Altay'a göre
"bir şölen ancak böyle sabote edilebilirdi".
Biz de böyle düşünüyoruz.
(1 Eylül 2000)
SAYFA
BAŞI
|