|
Galatasaraylıların 'kötü politika'sı
Kocaelispor maçından çıkışta
Galatasaray Kulübü Asbaşkanı Mehmet Cansun,
sesi titreyerek, ağladı ağlayacak bir halde, Federasyon,
Merkez Hakem Komitesi ve adını bilmediğimiz başka
karanlık mihrakların sarı-kırmızılıların
şampiyonluğunu engellemek için çalıştıkları
iddiasını tekrarladı. Basının ya gözü
dönmüş taraftarlık ruh halinin tesiriyle ya
da maksat gürültü çıksın, rating-satış
vs. artsın faslından ayak uydurmaya pek teşne olduğu
bu tavır bakalım sezon sonuna kadar kaç kişinin
ölmesine, yaralanmasına yolaçacak, zaten gelişmemiş
'spor mücadelesi' kavramımızı kaç yerinden
delik deşik edecek?
Cansun, Show TV mikrofonuna, 'Metin Tokat gibi tecrübeli
bir hakemin, gözünün önünde olan penaltıyı
görmemesine imkân olmadığını', dolayısıyla
penaltıyı vermeyişinin kesinlikle 'kasıt sonucu'
olduğunu söyledi. Alenen. Ve aynen.
Penaltı dediği, muhtemelen Arif'in olmayan
tekmelerle raksıydı. Çünkü Cansun'un bu
şekilde sözedebileceği öteki pozisyonda (itiş
kakış sonrasında Fatih'in düştüğü),
hakem daha uzaktaydı. Arif'in şimdiye kadar kaç defa
hakem aldatıp penaltı yaptırmış olduğunu
özel sohbetlerinde Mehmet Cansun'un bile inkâr etmesi
imkânsızdır. Kaldı ki, o pozisyonda daha gelişinden,
Arif'in kendini atmaya hazırlandığını futbolla
az buçuk ilgili herkes gözlemiştir. (Erman Toroğlu
da epeyce dalga geçti bu pozisyonla.) Ama önemli olan
bu da değil. Diyelim ki Arif faktöründen bağımsız
düşünebiliyoruz (hakem de düşünebiliyor),
sözkonusu olan, hiçbir tarafsız seyircinin penaltı
diyemeyeceği bir pozisyondu. Haydi bundan da geçtik, diyelim
ki verilebilecek bir penaltıydı, hakem de vermedi. Çıkıp,
'65 milyonun karşısında' (ekrana her çıkanı
65 milyon kişi izler ya) bunu kasıt ve kötü
niyete bağlamak nasıl bir Türk örf ve âdetidir?
27 Şubat tarihli StarSpor'dan, Ahmet Çakar'ın
yazısından bir bölüm okuyalım: 'Galatasaray-Kocaeli
karşılaşmasında tam bir Metin Tokat klasiği
izledik. Metin Tokat, meydanı biraz boş buldu mu, korkaklık,
eyyamcılık ve saha içi politika hortlayıveriyor.
G. Saraylı Fatih'i 3 defa oyundan atması gerekiyordu.
Popescu'ya göstermesi gereken sarı kartı korkudan
gösteremedi. Hele son dakikalardaki Kocaelispor aleyhine yarattığı
tehlikeli serbest vuruşlar birçok insanın gözünden
kaçmış olabilir. Ama bizim için asla.'
Ahmet Çakar'ın böyle yazması
için hangi özel sebep var? Çakar, Galatasaray'a haksızlık
yapıldığında da belirtiyor.
Aslında böyle dayanaklar aramaya da ihtiyaç
yok. Galatasaray yöneticileri, Ali Şen'in yerleştirdiği
'düşmanlar' edebiyatının güzelliklerine
fena kapıldılar. İddiaları, bu sene de değişiklik
olsun, renk olsun, hareket gelsin mantığıyla, 'birilerinin'
Fenerbahçe'yi şampiyon yapmaya karar verdiği. 'Uygulanan
politika'ymış bu. Dolayısıyla, Cimbom şampiyon
olmasın diye her türlü katakulli çevriliyormuş,
vs.
Oysa en fazla, Galatasaray'ın belki eskisi
kadar kayırılmadığı ileri sürülebilir
ki, bu da ziyadesiyle şüpheli.
Bir kulüp asbaşkanı bunları
yayarsa, tribündeki insanlar o 'düşmanlara' karşı
neler yapmayı düşünecek? Sonra onlara pek kızılacak.
Mehmet Cansun'un tavrının spor kulübü
yöneticiliğiyle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.
Bu, sadece kötü niyetli politikacılıktır.
Ne yazık ki, önümüzdeki günlerde futbol
basınının Galatasaraylı kesiminin giderek artan
ölçülerde bu tutuma katıldığını
göreceğiz. (27 Şubat 2001)
SAYFA BAŞI
Ne olmuş, milletvekili
hakem yumruklamışsa?
"Nasılsanız öyle yönetilirsiniz."
Bu, herhalde gelmiş geçmiş en doğru
sözlerden biridir. En azından bizim memleketimiz çerçevesinde
sürekli ve güçlü bir kanıta sahip olduğu
açık. Bunu bir kenara koyalım.
Yanına da biz bir laf yazalım: Kısa
olsun, kaba olsun, zararı yok: duyarsızlık şerefsizliktir.
Bazı kayıtlar koyabiliriz. İşte,
şöyle de böyle de, her zaman değil de... falan
cinsinden. Onlar da kabulümüz.
3 Mart Cumartesi günü Siirt'te oynanan
Siirt Jet-Pa-Spor-Gaziantepspor maçından sonra
çıkan arbededen sözetmeye buralardan başlamak
fazla dolambaçlı bir yol izlemek oluyor, ama ne yapalım...
Belki biliyorsunuz, belki es geçtiniz, hatırlatayım:
son dakikada, hattâ uzatma dakikalarında hakem Metin Seval
evsahibi Siirt Jet-Pa aleyhine penaltı verdi, Gaziantepli
Hasan Özer de bunu gole çevirdi. Hemen ardından da
hakem maçı bitirdi.
Bunun üzerine, 'birileri', hakeme saldırdı.
Hakemleri korumakla yükümlü olan polisler, mâkûl
bir tartaklama süresi tanıdıktan sonra gerekli tedbiri
aldılar. Bu arada, yumruklar havalarda uçuştu, vs.
En çarpıcı görüntü,
takım elbiseli bir zatın hakeme salladığı
ve kısmen isabet ettirdiği yumruğun başrolde
yeraldığı 'action' planıydı.
Hakeme yumruk atan bu zat, Siirtli bir taraftar
değil. Bir futbolcu da değil. Kulübün başkanı,
bizzat!
Bu zaten başlıbaşına skandal.
Ama iş bu kadarla kalsa sadece o zatın ayıbıdır
diyebileceğiz. Kalmıyor ki! Aynı zat, hepimizi temsilen
memleketin hesapta en yüce kurumunda oturuyor. Çünkü
o bir milletvekili! Adı Takiddin Yarayan. Doğru Yol Partisi'nden.
Aynı zamanda kulüp başkanı
da olan bir milletvekilinin sahada hakem yumruklaması ne çapta
bir olaydır? Yani basın ne yapmalıdır böyle
bir olay karşısında?
Hiç uzatmayacağım. Milliyet (4 Mart,
internet sayfası) şu ifadeyle anlatmıştı
yumruklama sahnesini: '...Siirtli futbolcuların itirazlarına
yöneticiler de katıldı. Başkan Takiddin Yarayan,
hakemle tartıştı. Penaltı sonrası Seval
(hakem) oyunu bitirirken, taraftarlar ve Siirtli yöneticiler,
hakeme saldırdı.'
Milliyet özne belliyken 'tartıştı'
demiş ama hiç değilse özneyi çoğullaştırıp
bulandırınca 'saldırdı' lafını kullanmış.
Ama bunun yanına 'Yarayan'dan büyük öfke' başlığıyla,
sözkonusu zatın sözlerini de içeren bir parça
koyunca, bunun da kıymeti kalmamış: 'Siirt Jet-Pa
Başkanı Takiddin Yarayan, olaylardan Metin Seval ile Siirt
Emniyet Müdürü Murat Karcıoğlu'nu sorumlu
tuttu. Yarayan, 'Bülent Yavuz'un hakemi maç bittikten
sonra penaltı verip, fitne çıkardı. Karcıoğlu
da halkını coplattı' dedi. Aynı zamanda milletvekili
olan Yarayan, 'Emniyet Müdürümüz olacak şahıs,
yaralı polisleri ziyarete gidiyor, vatandaşı ziyaret
etmiyor. Bana bağırıyor. İlk işim, Saadettin
Tantan ile konuşmak. İstifa etmezse, onu görevden
aldırmak' diye konuştu.'
Yine Milliyet'in haberine göre, hakem Metin
Seval, raporunda, 'yardımcıları Binali Kartal ve
Fahir Ersoy'la sahayı terk ederken, birkaç seyircinin
vurmak istediğini, ancak güvenlik güçlerinin
engellediğini' yazmış, 'soyunma odası yolunda
da üç Siirtli yöneticinin sözlü ve fiil'
saldırısıyla karşılaştığını'
belirtmiş.
Acaba hakem kendisine yumruk atan kulüp başkanından
sözetmemiş mi sahiden?
Sanal âlemden devam edeceğiz. Hürriyetim.com.tr'ye
geçelim: '...Sahaya inen yönetici ve yaklaşık
500 taraftar, hakem Metin Seval ve G. Antepspor Teknik Direktörü
Sakıp Özberk'e saldırıp, vurmaya başladılar.
(...) Özel harekât timleri ve görevli polisler taraftarları
durdurmakta zorluk çekerken, hakeme vurulan darbelere engel
olamadılar.'
Bu engel olunamayan darbelerin en babası,
Takiddin Yarayan'ın yumruğu, televizyon görüntülerine
bakılırsa. Görüldüğü gibi, burada
da özel olarak belirtilmiyor. Aksine, 'Sorumlu hakem' arabaşlığı
altında, Yarayan'ın yukarıda aktardığım
sözleri, ufak değişikliklerle yeralıyor.
Bazen bu tür durumlarda büyük gazetelerden
uzaklaştıkça aldığınız bilgi
artabiliyor; Zaman'ın internet sayfasına sıçramak
bu bakımdan mâkûldü. Ama orada sadece 'çıkan
olaylar'dan sözediliyordu birkaç satırla.
E, futbolu futbol gazetesinden okumayıp da
ne yapacaktık? Fotomaç'a geçtik. Fenerbahçe'ye
üç, Galatasaray'a maçı yokken iki sayfa ayırmış
olan bu gazetemiz, Siirt'te olanları, 'Penaltı Siirt'in
işini bitirdi' başlığı altında iki
cümleyle geçiştirmeyi planlarken mecburen uzatmak
zorunda kaldığı maç yazısının
arasında vermişti: 'Hakemin verdiği penaltı
kararına itiraz eden futbolcular, teknik heyet ve başkan
Takiddin Yarayan hakemin üzerine yürürken, taraftarlar
da koltukları sahaya fırlattı.'
Fotomaç'a göre de milletvekilimiz hakemin
sadece 'üstüne yürümüş' oluyor böylece.
O zaman biz de gider, haber kanalına başvururuz.
NTVMSNBC'deyiz. (Her seferinde bir harf eksik veya fazla yazmışım
gibi geliyor.) Şu başlık ve spotla karşılaşıyoruz:
'Siirt'te hakeme öfke dinmiyor - Siirt Jet-Pa Spor
Kulüp Başkanı Yarayan 'Gaziantepspor maçında
hakem faciası yaşandı' dedi.' Siirt Anadolu Ajansı
mahreçli haber tamamen yumrukçu milletvekilinin sözleri
üzerine kurulmuş: 'Siirt Jet-Pa Spor Kulüp Başkanı
Takiddin Yarayan, Gaziantepspor ile yaptıkları maçta
hakem faciasının yaşandığını
öne sürdü. (...) Bu tür önemli maçları
yöneten hakemlerin dikkatli seçilmesi gerektiğini
ifade eden Yarayan, şöyle dedi: '...Merkez Hakem Komitesi'nin,
kötü yöneten maç hakemlerin görevine son
vermesi gerekiyor. Tek tesellimiz, bu maçta ölen vatandaşımızın
olmamasıdır. Bu olaya hakem neden oldu. Taraftarımızdan
özür diliyoruz.'
'Bülent Yavuz'un hakemi', 'Tantan'a gidip
Emniyet Müdürü'nü görevden aldıracağım'
tarzı delikanlılık durumu yok bu haberde. Mağdur
ve mâkûl bir insanın sözleri aktarılıyor.
Şimdi dönüp olayı tekrar
hatırlayalım: Bir milletvekili, seçildiği ilin
1. Lig'deki kulübünün de başkanıdır.
Sahaya inip hakem yumruklamıştır.
E, dokunulmazlık da böyle durumlar için
lâzım değil mi?
Erman Toroğlu televizyonda, 'Şimdi ben
buradan o milletvekiline içimden geleni söylesem benim
de dokunulmazlığım olur mu?' diye sordu, telefondaki
Celal Doğan'la Şansal Büyüka zor susturdular.
Ben Erman Hocam'ın tavrını doğru buluyorum.
Bu olayda futbol basınında arayıp bulamadığım
da bu.
Duygularımı paylaşan, yalnız
Cumhuriyet'te Abdülkadir Yücelman oldu. Yücelman,
ne yazık ki, Erman Hocam'ın meydan okumasını
izlememiş, televizyonlarda kimse çıkıp bu olayın
lafını etmedi, diyor. Ama Erman Toroğlu istisnası
dışında tabiî ki haklı. Ayrıca, Takiddin
Yarayan hakkında, lafını esirgemeden, ne söylenmesi
gerekiyorsa söylediği gibi, hakemin kanunen 'kamu görevlisi'
olduğuna dikkat çekiyor ve işin yasal boyutuna da
işaret ediyor. Yücelman'ın yazısındaki
en önemli noktalardan biri, böyle bir durumda hakeme sahip
çıkması beklenebilecek hiçbir kuruluşun
(Merkez Hakem Komitesi, Futbol Federasyonu) şu ana kadar herhangi
bir tepki göstermemiş olması.
Aslında milletin gözü önünde
sahaya dalıp hakem yumruklayan bir milletvekili olduğu
için, olay sadece futbol âlemi çerçevesinde
kalması gereken bir olay da değil. Dolayısıyla,
tepki göstermesi beklenebilecek olan başkaları da
var.
Ama hepsinden önce, futbol basınından
ses gelmeliydi. Ne gezer!.. (7 Mart 2001)
SAYFA
BAŞI
|