|
Diyarbakır'da katliam girişimi
Altaylılar canını zor kurtardı
Önce, Diyarbakır'da olanlarla ilgili olarak
14 Mayıs tarihli Fanatik'ten öğrendiklerimizi aktaracağız.
Şunu baştan belirtelim ki, gazetenin haberi yetersiz.
Ama Fanatik'in tecrübeli yazarı Güven Taner, gazetenin
eksik bıraktıklarını büyük ölçüde
tamamlıyor. Oradaki görevi muhabirlik olmadığından,
Taner'i eksik unsurlar, derinleştirilmemiş ayrıntılar
yüzünden eleştiremeyiz. Tersine, en azından
Diyarbakır'daki ortamı bize tasvir ettiğini, oradaki
duyguyu anlamamızı sağladığını
söylemeliyiz. Taner'in yazısına geçmeden, bakalım
Fanatik'teki Diyarbakır haberinden neler öğreniyoruz:
Haberin ekseni gazeteciler
'Altay sahaya zor çıktı - Diyarbakırspor
ile Altay arasında oynanan karşılaşmanın
öncesinde yaşanan görüntüler futbola gölge
düşürdü. 18 bin seyircinin tıka basa doldurduğu
tribünlerden taşan taraftarlar sahanın içini
ana - baba gününe çevirirken, stat görevlileri
de eşi benzerine rastlanmamış uygulamaları ile
şaşırttı. Yerel basına özgürlük
tanıyan yetkililer, aynı hoşgörüyü
anlaşılmaz bir tutumla ulusal medyadan sakındı.
Görevi sadece habercilik olan muhabirleri kamera ve fotoğraf
makineleri ile birlikte bir odaya kapayan görevliler, zaman
zaman da kötü muamele yapıp gazetecileri tartakladı.
Olaya hiçbir yöneticinin müdahale etmemesi tepkilere
neden olurken seyirciler de maç esnasında basın mensuplarını
taş yağmurunu tutup çalışmalarını
engelledi.'
Fanatik'in internet versiyonunda basılı
versiyona göre daha fazla ayrıntı var. Haberin ilk
bölümü aynı, gerisi şöyle geliyor:
'...Yerel basına özgürlük tanıyan
yetkililer, ulusal basının kamera ve fotoğraf makinelerini
toplayıp, bir odaya kapattı ve karşılaşmanın
başlama düdüğüne kadar kullanılmasına
izin vermedi. Star Gazetesi'nden Halit Ziya Alptekin ile Anadolu
Ajansı Muhabiri saldırıya uğrayıp tartaklanırken,
Altay takımı da sahaya atılan yabancı maddeler
ve yanıcı cisimler yüzünden uzun süre oyun
alanına çıkamayıp tünelde bekledi.'
Fanatik ayrıca, haberin başka bir parçasında
şunları bildiriyor:
'Saha içi de gergindi - Maç öncesinde
oluşan stresli ortam saha içinde futbolculara da olumsuz
yönde yansıdı. Her iki takım futbolcuları
da sertlikleri ile sık sık oyunun durmasına neden
olurken, kartlar da havada uçuştu. (...) Konuk ekibin
hocası Rıdvan Dilmen yaratılan gereksiz gerginliğin
takımını olumsuz yönde etkilediğini vurgulayarak...'
Fanatik'in haberi, görüldüğü
gibi, fazlasıyla yetersiz. Ne olup bittiğini doğru
dürüst anlayabildiğimiz söylenemez. Çünkü
bu futbol gazetesi asıl olarak gazetecilere yapılan muamele
ile ilgilenmiş.
Nitekim, yazısında Ulusoy federasyonunun
olan bitendeki kabahatine, bunu açıklamaya gerek görmeksizin
değinen ve yazısının bir yerinde de 'misafir
takıma yapılan saldırılar'dan sözeden Fanatik
yazarı Tunç Kayacı'nın gözü de gazetecilere
yapılanlardan ötesini görmemiş:
'...Maç öncesi gazetecilere ve misafir
takıma yapılan saldırılar utanç vericiydi.
(...) 10 kere geldiğim Diyarbakır'da dünkü görüntülerle
ilk defa karşılaştım. (...) Basında birkaç
köşe yazarının aleyhlerinde yazmalarına
kızıp saha içinde masum gazetecilere yapılan
saldırıyı kınıyorum ve protesto olarak
maçın doksan dakikasını yazmıyorum.'
Asıl haber Güven Taner'in yazısında
Ancak, gazetenin tecrübeli yazarı Güven
Taner (dikkatini birinci lig zirvesinden çevirip Diyarbakır'a
gittiği için ayrıca övgüyü hak ediyor),
gazetenin eksik bıraktıklarını tamamlıyor:
'40 yıldır bu işin içindeyim...
çok gerginlik yaşadım, bu maç öncesi gibisine
rastlamadım. Müthiş gerilmiş, âdetâ
her an ölesiye dövüşmeye programlanmış
dev bir seyirci grubu görmedim. Bu yalnızca 16 yıllık
bekleyişin boşalması olamazdı. Birileri durumu
kullanmış, heyecanı dorukta insanları gözü
kara savaşçılar haline getirmişti. Patlayıcısı
bu denli bol bir stat olamazdı. Onlara para bile yetmezdi.
Birileri şeref tribününün sol tarafındaki
tribünü sanki cephaneliğe çevirmişti. Yüzlerce
yanıcı, patlayıcı, sis üretici attılar
sahaya. Tam bir dehşet ortamı ürettiler. Altay'ın
ısınmaya çıkıp girmesi, maça çıkışındaki
dehşet ortamını ancak kameralar anlatabilir. Tabi'
çalışan, çalışabilmiş kameralar!
Engellenmeyip çeken varsa onlara hayranlığımı
sunuyorum.'
Güven Taner, Diyarbakırspor'un bu tarz
'spor dışı bir savaş ortamı üretilmesine'
ihtiyacı olmadığını, 'futbol değeri
ile Altay'ı geçebileceğini' anlattıktan sonra,
yazısını şu cümleyle bitiriyor:
'Sanki gizli bir güç duruma elkoymuştu.'
(Bir parantez: Görüldüğü
gibi, normal gazetecilikte bir tür 'uyarı' kabul edilmesi
gereken, 'ihbar' sayılması gereken bir som cümle
bu. Fanatik gazetesinin bununla ilgilenmesi düşünülemez
elbette.)
Ve Fotomaç: Bu nasıl..?
Günlük futbol gazeteleri liginin iki
büyüklerinden Fotomaç, Diyarbakır haberlerinde
sadece Fanatik karşısında hezimete uğramakla
kalmıyor, aynı zamanda son elli yılın en kötü
gazeteciliği ödülünün güçlü
adayları arasında yerini alıyor. Fotomaç'ın
Diyarbakır haberi performansı sahiden ibretlik.
Gazetenin '2. Ve 3. Lig sayfası'nın manşeti
şöyle : 'Bu nasıl maç?'
Nasıl maç olduğunu haberden öğreneceğiz
demek ki... Önce spotu okuyalım: 'Dibarbakır Altay'ı
yenip 2. sıraya yükseldi. Televizyon kameraları ve
fotoğraf makinalarına 3-0'a k'dar çekim izni
verilmedi. Altaylılar koridorlarda saldırıya uğradı,
soyunma odasının elektrikleri kesildi.'
Bu kadar. Evet, yanlış anlamadınız.
Hepsi bu. Habere geçmemize gerek yok. Çünkü
orada sadece 'Diyarbakırlı taraftarların karşılaşmaya
yoğun ilgi gösterdiğinden' falan sözediliyor.
Haberin yanında, Hayri Ülgen'in yazısı
var. Belki Güven Taner'in Fanatik'in gazetecilik eksiğini
kapatması gibi bir durum Fotomaç'ta da vardır. O
halde Ülgen'in yazısını okuyalım. Önce
başlığı: 'Muhteşem Diyarbakır'.
Hayri Ülgen, 'şampiyonluk için tüm
şehrin kilitlendiğini', 'davulların çalınıp
zurnaların öttüğünü', 'düğün
halayı oluşturulduğunu' vs. anlatıyor. Tabi'
taraftarın da futbolcuların da şampiyonluğa
'inandığını' belirtmeyi unutmuyor. Sonra geçiyor
Diyarbakırsporlu futbolcuların tecrübeli sporcular
olduklarına. Ayrıca, hakemin maçı iyi yönettiğini,
Diyarbakır'ın birinci lige layık olduğunu söylüyor.
Hayri Ülgen'in yazısında, 13 Mayıs
Pazar günü Diyarbakır'da olağandışı
birşeyler olduğu şüphesini (bu yönde bir
şüphe kırıntısını) zihnimizde
yaratabilecek yegâne kısım şu: 'Altay iyi bir
takım. Ama dün korktular ve karşılaşmayı
kaybettiler. Dünyanın hiçbir yerinde sahada hiçbir
futbolcu ölmemiştir. Oysa ikinci yarı gayet iyi mücadele
ettiler.'
İnsana 'Allah kabul etsin' dedirten
bu satırlardan, Altaylılar için 'korkulacak' birşeyler
olduğunu anlıyoruz. Nedir, bilemiyoruz.
Bitirirken şunu hatırlatayım: Bu
gazeteler, çıkış nedeni, 'konsepti', görevi,
işlevi, her şeyi futbol (azıcık da başka
sporlar; birinci sayfamızdaki gri kutuya bkz.) olan yayın
organları. Yani 2. Lig Yükselme Grubu maçlarından
birinde tuhaf hadiseler meydana gelirse, her yerdekinden daha ayrıntılı
bilgi alabilmek için ilk başvurulacak kaynaklar. Yani...
aslında... yani... yerseniz... (14
Mayıs 2001)
SAYFA BAŞI
Diyarbakır'ı
unutmayan sadece Toroğlu
Diyarbakır'da olan biteni futbol medyası
çabucak unutuverdi. Nasıl olsa devlet katında verilmiş
kararlar uygulanıyor, hükümeti askeri hepsi devrede,
e, basın aykırı mı davranacak?
Sadece Erman Hocam olayı unutmadı ve
unutturmamaya çalıştı. 18 Mayıs günü
Sabah'taki köşesinde, 'Diyarbakır'da neler oldu?'
diye sordu ve TRT'ye 'maçı yayımlamayın' talimatının
bizzat başbakan yardımcısı, ANAP Genel Başkanı
Mesut Yılmaz'dan geldiğini, bundan habersiz olan Devlet
Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in arayıp,
'Maçı yayımlayacaksınız, değil mi?'
diye sorduğunu, TRT'dekilerin 'emir büyük yerden'
yollu cevap vermeleri üzerine Yücelen'in meseleyi araştırıp,
Yılmaz'ın tutumunu öğrendikten sonra aradan
çekildiğini vs. anlattı. (Sabah'ın arşivinin
çalışma tarzı yüzünden Toroğlu'nun
yazısına link veremiyoruz, bir gün sonra değişiyor
link. Merak ederseniz, girip arşivden arayabilirsiniz, başlığını
söyledim.)
Erman Toroğlu ayrıca, Diyarbakır-Altay
maçının hakemleri ve gözlemcisinin (bir yardımcı
hakem dışında) ya asker ya emekli asker ya polis
olduğuna dikkat çekiyor, Diyarbakır'daki 'olay'ın,
galeyan, feveran vs. değil planlı bir harekât, bir
komplo olduğu yolundaki görüşleri doğruluyor.
Erman Hocam, 'Biz keriziz veya keriz yerine konuyoruz,' diyor.
Hatırlarsanız, aynı konuya aynı
şekilde yaklaşmıştık ('Diyarbakır
komplosu!'). Erman Toroğlu'nun verdiği bilgilere henüz
sahip değilken. Çünkü her şey o kadar açıktı
ki...
Diyarbakır rezaletinin üstüne gitmeyerek
Türk futbol basını şimdiye kadarki pek çok
kabahatini fersah fersah geride bırakan muazzam bir suç
işliyor. Asıl yaptığı şüphesiz
suç ortaklığı. Ama suç ortaklığına
bu kadar gönüllü olunmaz ki...
Diyarbakır'da birçok bakımdan suç
işlendi. Devletin katılımıyla, hattâ bizzat
teşvik ve organizasyonuyla. Basın böyle şeyleri
teşhir ederek görevini yapacağı ve faaliyetine
bir anlam katacağı yerde resm' politikaya seve seve âlet
olarak futbolun da canına okuyor.
Gazetecilikti şuydu buydu bir yana, sırf
bu memlekette futbol doğru dürüst oynansın diye
insan şöyle bir davranır. Ankaragücü Galatasaray'a,
Erzurum Fenerbahçe'ye 'yatmadığı' için
hep beraber sevinmedik mi? Trabzon Gaziantep'te canını
dişine takıp oynayınca ortaya çıkan manzara
hepimizi duygulandırmadı mı?
Görünüşe ve yazılan çizilene
bakarsanız öyle. Ama ben inanmıyorum. Basının
bu konuda dışavurduğu takdir hisleri tamamen göstermeliktir.
Milan Kundera'nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nde
kullandığı örnek üzerinden gidelim: Yemyeşil
çimenler üzerinde gülüşerek oynayan çocukların
fotoğrafını gören hiç kimse, 'Aman ne çirkin
şey,' demez. Bazen bir durumdan hoşnut olmak-olmamak
insanın tercihine bağlı kalmaz. O, öyledir,
öyle kabul edilir, herkes buna katılır. Bizim futbol
basını gibi, kişisel çizgisini, farklı
bakışını, aykırı çizgisini koruma
meselesini zaten hayatında duymamış bir özne,
elbette genel olarak oluşan ortama uyacaktır. Hernekadar,
Galatasaray yazarları aslında Ankaragücü'nün
'yatmasını', Fenerbahçe yazarları Erzurum'un
maça bile çıkmamasını tercih ediyor olsalar
da.
Tekrarlayarak bitireyim: Futbol basınının
Diyarbakır rezaletindeki performansı son yılların
en büyük utanç kaynağıdır. Erman Hocam'a
da bir tebrik daha. (18 Mayıs 2001)
SAYFA
BAŞI
|