|
Cim-bomlulara birkaç söz
Milliyet spor sayfasında şu iki
haber balığı altalta gelmiş: "Rakibinizi
küçümsemeyin" ve "Sadece 1500 bilet satıldı".
ılki, Galatasaray teknik direktörü Lucescu'nun futbolcularına
öğüdü, ikincisi Vlaznia karşılaşmasına
sarı-kırmızılı taraftarların ilgi
göstermediğine ilişkin haber.
Eğer birileri bilerek yaptıysa helâl
olsun. Çünkü önümüzdeki dönemde
Galatasaray'ın, özellikle taraftarının en önemli
problemlerinden biri, takımlarının öteki takımlar
gibi bir takım olduğunu kabullenmek olacak. Ben sırf
bu yüzden Fenerbahçe veya başka birilerinin şampiyon
olmasını istedim geçen sezon. Şimdi Fener'in
Avrupa'da başarı kazanmasını da istiyorum. Galatasaray'ı
hepten kaybetmemek için.
Çünkü özellikle mürekkep
yalamış, şehirli, üst tabaka taraftarın
geliştirdiği tuhaf imtiyazlılık ideolojisi,
sonunda sarı-kırmızılı ekibe de sirayet
etmiş, futbolcular, futbol kaliteleriyle bağdaşmayan
bir şımarıklık ve hırçınlık
göstermeye başlamışlardı sahada. Oysa en
büyük başarıları elde eden Galatasaray,
hiç şımarmayan, "it gibi koşan", fevkalâde
cefakâr bir takımdı.
Ancak görünen o ki, Galatasaray taraftarı
bir süre daha kendini yeniden eğitmeye yanaşmayacak.
Arnavut takımını küçümsemişler,
maça ilgi göstermemişler. Hem "nasıl olsa
eleriz" burnu büyüklüğü hem de "gitmemize
değecek bir maç değil" küstahlığı.
Oysa taraftarlığın ilk şartı,
bunun tam aksi.
Aslında durumun herkes farkında. Gazeteciler
de, maç öncesi Lucescu'nun ağzından haber yaparken,
başka bir lafı değil, "rakibinizi küçümsemeyin"i
seçiyorlar. Çünkü herkes biliyor ki, taraftardan
sonra Galatasaraylı futbolcular da rakip küçümseme
havalarına girdi.
Ben, iki-üç yıl önce seyrettiğimiz,
canını dişine takan Galatasaray'ı yeniden seyretmeyi
çok istiyorum, bir futbolsever olarak. O takımın
simgesi Hakan Şükür'dü. Sonraki Galatasaray'ınkiyse
Jardel. Jardel'in Galatasaray camiasında şu anki konumu
gelecek için umut vericidir. Kendisine "cam sildirme"
önerisi yapan yöneticiyi kutluyorum.
Aynı öneriyi, Galatasaray taraftarının
burnu büyük kesimi için de ben yapıyorum. Siz
gitmeyin Vlaznia maçına falan... Sonra bir gün, takımın
elendiğini gazetede okur, çok şaşırırsınız.
Şu anda bile, büyük kulüplere
muhalefeti düstur edinmiş benim gibi birinin takımınız
için kaygılanmasına şaşırıyorsunuzdur.
(Tabiî eğer bu laflarımda ille de kötü
niyet aramıyorsanız.) Şöyle izah edeyim: Ben
futbol seviyorum, bu bir. Hem başarılı hem alçakgönüllü
olmanın büyük erdem olduğuna inanıyorum,
bu iki.
SAYFA
BAŞI
"Temiz
toplum"un önünde bir büyük engel: Mutlu Çelik
vakası
"Düdük operasyonu" istiyoruz
Haksızlığa uğrayan açısından,
adaletsizlikten daha da kötü olan nedir?
Adaletsizliğin görmezden gelinmesi. Hattâ
alkışlanması.
Kendi çıkarları veya ilişkileri
nedeniyle adaletsizliği gizlemeye veya alkışlamaya
alışmış olanlar bunu anlayamaz.
Şimdi futboldan bahsedeceğim. Ama
konu futbol değil.
27 Ekim Cumartesi günü oynanan Galatasaray-Trabzonspor
maçını izlemeyen, ertesi gün gazetelerin spor
sayfalarını açan futbolseverler, Cimbom'un, karşısında
pek varlık gösteremeyen bir Trabzonspor'u kolayca yendiğini
öğrendiler. Aynı zamanda, Trabzonsporluların
hakeme büyük tepki gösterdiğinden haberdar oldular.
Bazı gazetelerde birkaç kişinin bordo-mavililerin
tepkilerini paylaştığını da fark ettiler.
Ama gözlerini alan, "Cimbom'a lig ne
yazar", "Cimbom'un gölgesi yetti", "Aslan'a
yan bakılmıyor" türünden manşetlerdi.
Tecrübeli futbol yazarlarının yazılarında,
Galatasaray'ın ne kadar iyi oynadığını,
hattâ farkı kaçırdığını
okudular. Galatasaraylılığına rağmen sözüne
güvenilir bir futbol yazarının, Doğan Koloğlu'nun
bile şöyle yazdığını gördüler:
"Gollerde Trabzonlu Cem hakeme ters düştü, iki
basit penaltı yaptı. İlk golde Serkan önce öne
hamle yaptı, Cem yandan gelen topta, 'Önü kaptırdım'
paniğiyle onu itti. Hakem pozisyona çok yakındı,
düdüğü çaldı. İkinci pozisyonda gene
Cem bu kez Ergün'ün önüne yatıp hareketine
mani oldu. Ona da penaltı verildi" (Sabah).
Evet, Galatasaray Trabzon karşısında
hakikaten üstün oynadı. Trabzonspor sonucu değiştirebilecek
birkaç şans elde ettiyse de, bunları harcadı.
Ayrıca, Trabzonspor biraz daha diklense, muhtemelen, Galatasaray'ın
o ana kadar kulanmaya ihtiyaç duymadığı potansiyeli
devreye girecek ve sonuç herhalde yine Cimbom'un lehine olacaktı.
Ama bu maçın önemi, Galatasaray'ın,
bu sefer zorlu bir rakip karşısında bir galibiyet
daha almasında veya Trabzon'un mâkus talihini yine yenememiş
oluşunda yatmıyordu. 27 Ekim günü oynanan Galatasaray-Trabzonspor
maçı, Türkiye'de futbolu bütün futbolseverler
için anlamsız hale getirebilecek bir kara düzenin
şimdiye kadarki en küstahça dışavurumuydu.
Aynı zamanda, Trabzonspor'un artık futbol âleminin
iktidar çevrelerince "büyük" sayılmadığının
ilânı.
Tekrarlıyorum: Konu asla futbol içi bir
konu değil.
Trafik kazası olursa ıstanbullu sürücüleri
ya da otomobili filanca marka olanları haklı çıkarmak,
ötekileri mahkûm etmek üzere görevlendirilmiş
bir trafik polisi ekibi düşünün. "Şu
semte git, bekle, kaza olursa şu şu şu özelliklere
sahip olmayanları suçlu çıkar!" emri veriyorlar,
o da gidip pusuya yatıyor.
Böyle bir durumda otomobil sürücüsü
olarak kendinizi nasıl hissederdiniz? Hele, aranan özelliklere
asla sahip olamayacağınızı bilseydiniz..?
Kabaca özetleyeyim: Mutlu Çelik adlı
bir şahıs var. Bu şahıs hakem kimliğiyle
futbol sahalarına çıkabiliyor. Onun çeşitli
maçları yönetmesine karar verebilen bir Merkez Hakem
Komitemiz, bir de Futbol Federasyonumuz var. Mutlu Çelik'i
özel görevle ortaya sürüyorlar. Mutlu Çelik
çıkıyor, özel görevini yerine getiriyor.
Bu özel görev, genellikle apaçık
oluyor. Yerine getirilişi de öyle. Diyarbakırspor
birinci lige çıkarılacak. ısteniyor. Devlet
seferber olmuş bunun için. Diyarbakır'ın rakibi,
Kombassan Konyaspor. Onu devlet istemiyor. ıkisinin maçına
Mutlu Çelik veriliyor. Tutuyor,
Konyaspor'dan dört futbolcuyu sahadan atıyor.
Özel olarak, beşinciyi de atsın da maç yarıda
kalsın diye adam sokuyor Konyalı yöneticiler, başka
çareleri kalmadığından. Bu futbolcu yan hakemle
dalaşıyor, atılmaya uğraşıyor. Mutlu
Çelik ona diyor ki: "Hiç uğraşma, ne yapsan
atmam seni!" Diyarbakır maçı 5-1 kazanıyor.
Mutlu Çelik'in o Diyarbakırspor-Konyaspor
maçından sonra hâlâ hakemlik yapabiliyor olması,
Türkiye'deki bütün yolsuzluk soruşturmalarının
sonuçsuz kalacağının hem habercisi hem garantisi
gibidir. Susurluk davasından demokrasi isteyen insanların
yüzünü güldürecek herhangi bir sonuç
çıkmayacağının da.
Aynı Mutlu Çelik, Galatasaray-Trabzonspor
maçında özel görevle sahadaydı. ıkisi
de penaltıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan iki penaltı
verdi, Cimbom lehine. Akıl almaz düdükler çaldı.
Hep aynı aklın aynı nedenlerle almayacağı...
Daha baştan, Trabzonsporlu futbolculara, "Boşuna
uğraşmayın, ne yapsanız bu maçı rakibiniz
kazanacak!" dedi, kararlarıyla.
Futbol takımı kolayca, beyin, yürek
ve haleti ruhiye sahibi tek bir özneye dönüşebilir.
Ve nasıl karşısındaki rakibin gücünü,
kararlılığını, üstünlüğünü
veya zayıflığını, pisliğini... hissedebilirse,
Mutlu Çelik gibi bir hakemin o maçtaki niyetini de derhal
hissedebilir. Mutlu Çelik, Trabzonsporlulara ilk penaltı
ile, yardımcı hakemin bayrağına rağmen
oyunu devam ettirdiği çok ilginç bir ofsayt pozisyonuyla,
çaldığı faul düdükleriyle ve nihayet
ikinci penaltıyla, sadece somut zarar vermekle kalmadı;
aynı zamanda gayet açık şekilde "boşuna
uğraşmayın" mesajını da verdi.
Hattâ, bütün bunları yapmadan
evvel, maçın hakemi olarak ilân edilmesiyle, bütün
mesajlar verilmişti zaten.
Dilimizi eğip bükelim: Hangi maçta
Mutlu Çelik görevliyse kimin içi rahat olabilir..?
Staddaki ve TV başındaki milyonlarca
insanın gözü önünde, hakem yetkileriyle
donatılmış bir infaz memuru, üstelik ligin garibanlarından
birine değil, futbol basınının hâlâ
kısmen "büyük"ten saydığı
Trabzonspor'a karşı sahaya sürülmüştü.
Galatasaray'ı "yormamak" gibi bir
gerekçeyle mi?
Herhalde...
Mutlu Çelik'in herhangi bir maça tesadüfen
tayin edildiğini düşünen hiçbir futbolsever
var mıdır?
Olan bitenin en sıkı özeti, maç
bitiminde Galatasaray başkanı Mehmet Cansun'un yüzündeki
ifadeydi. O birkaç saniyelik görüntüyü,
aradan bir zaman geçtikten sonra ekrana getirelim ve herkese
soralım, "Bu sizce hangi maçtan sonradır?"
diye. Alacağımız cevap asla, "Bir Galatasaray
galibiyetinden sonra," olmayacaktır. Skandalın bu
sefer kabul edilemez alenilikte cereyan ettiğinin Cansun da
farkındaydı. Düpedüz sıkıntılıydı.
Daha sonra, kameraların karşısına geçtiğinde
başka türlü konuştu; bu sizi yanıltmasın.
Ben, maç biter bitmez, henüz tribündeki yerinden
kalkmadan görüntülendiğindeki halinden sözediyorum.
Ne diyebilirdi ki Galatasaray başkanı, "penaltı
mı değil mi TV'den göreceğiz"den başka?
Şimdi başta dediğime dönebilirim.
Adaletsizlik, planlandı ve uygulandı. Olan oldu.
Elinde kudret ve servet bulunmayan, adaletsizliğe
uğramış insanların tutunmak istedikleri ilk
daldır, medya. Haksızlık olmuştur, durum düzeltilemeyecektir,
ama hiç değilse lafı edilsin, insanlar duysun isterler.
Medya günümüzün çığırtkanıdır.
"Adaletsizliğin hiç değilse alenen sözünün
edilmesi", ancak medyanın bu sözü iletmesiyle
mümkündür. Adaletsizliğe engel olamamış
insanlar ilk büyük çöküntüyü
sadece bu beklentiyle hafifletirler.
Ve tıpkı vaktiyle, üstümüze
ateş açıldıktan sonra gazetede "yine sağ-sol
çatışması oldu" haberi okurken kapıldığımız
infiale kapılırlar. Çünkü futbol medyası
hiçbir zaman Galatasaray-Trabzonspor maçının
ertesi günü Mutlu Çelik'i manşet yapmaz. "Bitsin
bu rezalet" demez, "Cimbom'un bu kirli işlere ihtiyacı
yok" demez.
Sporda ve spor haberlerinde ahlâk aramak da
mı fuzulî? Merkez Hakem Komitesi ve Galatasaray-Trabzon
maçının hakemini özel olarak müdahale edip
değiştirdiği söylenen Futbol Federasyonu başkanını
"Mutlu Çelik vakası" konusunda sorgulamamanın,
vurgun operasyonlarına sırt çevirmekten ne farkı
var?
Oysa, sıkı bir soruşturma sonucu,
Mutlu Çelik'in hakemlikten men edilmesi, onu çeşitli
maçlara özel görevlerle atayanların cezalandırılması
ve futbol âleminden temizlenmesi, en az o tuhaf hayvan isimli
operasyonlar kadar gerekli, arınmamız için. "Temiz
toplum", birkaç bankacıyı ve işadamını
içeri atan, milyonlarca insanın neredeyse kaderini bağladığı
bir alanda herkesin gözü önünde kirli işler
çeviren bir toplum olamaz herhalde.
Galatasaray-Trabzonspor maçından
sonra futbol medyasının spor sayfalarında yaptığı,
birinci sayfalarda vurguncu işadamıyla rüşvetçi
bürokratı kollamaktan farksızdır.
(Kasım 2001)
SAYFA
BAŞI
|