ÂLEM BUYSA BİZ NECİLİĞİZ?

Bir yeni dönem de burada:
Bıçak yerine tabanca

 

Futbol âlemimizde yeni perde açılıyor. Bu devirde döner bıçağıyla yetinecek değildik herhalde. Bugün 'kimliği belirsiz kişiler' Fenerlileri taradı, yarın da başka birileri Galatasaraylıları tarar. Bu sefer insan ölmemiş, o sefer ölür. Sonra yine başkaları Fenerlilere bomba atar. Sonra birileri Galatasaraylılara havan topuyla...

Eğer iş sahiden birtakım katliamlara varırsa, bunun ilk elden sorumlularının kimler olacağı bellidir. Kimsenin kulak vereceğine inandığımdan değil, sadece zapta geçsin diye yazıyorum bu satırları.

Bu işlerin birinci sorumlusu Ali Şen'dir. 'Fenerbahtze düsmanları' edebiyatıyla taraftarını sürekli tedirginlik içinde tutan, birilerinin Fenerbahçe aleyhine komplolar kurduklarını, karanlık köşelerde birtakım işler çevirdiklerini mütemadiyen tekrarlayan, taraftarını maçın sahada değil başka yerde kazanılacağına inandıran ilk Türk büyüğü odur. Taraftarın, onca zorlukla elde edilmiş bir şampiyonluğun keyfini bile gönlünce sürmesine meydan vermeyen, hemen şampiyonluk ertesinde Oğuz'la Aykut'u 'kafaları bana uymuyor' diyerek takımdan uzaklaştıran da Ali Şen'dir. Bu noktayı sakın konuyla ilgisiz gibi görmeyin. Bu çok anlamlıydı, çünkü Ali Şen maçın sahada değil başka yerde kazanılacağı anlayışını pekiştirmişti bu girişimiyle. Herkesi bu yönde etkilemişti.

İkinci olarak, Galatasaray kulübü yöneticilerinin çağdaş, uygar vs. insanlar oldukları, Ali Şen tarzı şaibeli faaliyetlere tenezzül etmeyecekleri gibi laflar, bunları söyleyenler açısından tanımlayacak olursak tamamen yalan, bunlara inananlar açısından da yanılsamadır. Ali Şen ekolünün bayrağını Faruk Süren yönetimi büyük bir beceriyle devralmıştır. Yöneticilerden Burak Elmas daha bir-bir buçuk ay kadar önce 'Galatasaray'a karşı komplolar kuran birileri var' falan yollu laflarla ortaya çıkmış, asbaşkan Mehmet Cansun bunları onaylamış, Faruk Süren, 'birinci adam' olduğu için uygun zamanı bekleyip nihaî darbeyi vurmuştur.

Son dört yıldır Galatasaray'ın elde ettiği başarıların 'arkasında' komplolar vs. aramak, bir futbolsever olarak benim aklımın köşesinden geçmedi. Galatasaray'ın da, Fenerbahçe'nin de, Beşiktaş'ın da, sosyal statüsü tam bir belirsizlik içinde olan Trabzonspor hariç tutulursa, bütün öteki takımlara karşı şu ya da bu şekilde kollanması, Türkiye futbolunun en önemli gerçeğidir. Bu da ille hakemlerin kasıtlı davranışından olmuyor. 15-20 bin kişinin 'o... çocuğu' diye bağırdığı insanlardan bahsediyoruz 'hakemler' derken. İlâveten, futbol medyası diye bir nifak odağı var ki, o da büyük takımlar aleyhine üç-beş icraat yapacak hakemin çanına ot tıkamakta tereddüt göstermez.

Evet, bugün gelinen noktanın üçüncü sorumlusu, gereğinde tetikçilik, gereğinde tahrikçilik yapan, her türlü kızıştırma-tokuşturmadan rating veya satış artışı uman, Türkiye'nin tartışmasız en sorumsuz kurumu olan futbol medyasıdır. Ya en küçük fırsatı değerlendirerek, yine taraftarların yüreğini ağzına getirmek, onları germek, öfkelendirmek, kışkırtmak için her şeyi ve herkesi âlet eden, bahane eden ya da aksine meşhur eden futbol medyası... Hiçbir toplumsal sorumluluk gözetmeden sadece kendi çıkarına bakmadığı durumlarda da aynı medya, gözü dönmüş taraftar kimlikleriyle ilâveten gerilim yaratma misyonu üstlenmiş yazarlarıyla, üç büyük kulüp için de bir huzursuzluk kaynağıdır. Hem bütün öbür takımlara figüran muamelesi yapar hem de büyük kulüplerin özellikle teknik adamlarını sürekli idamlık hücresindeymiş gibi yaşamaya mecbur bırakır. Futbol medyası, taraftara mantıksız olmayı, futbola oyun gibi bakmamayı, güce tapmayı, rakibin hakkını vermek gibi bir davranışın gereksizliğini, kendisine ülke yönetme hakkı verilmiş şımarık ve acımasız bir çocuk gibi davranmayı her gün yeniden öğretir. Ve tabiî, 'kapalı kapılar ardında dönen karanlık işler' edebiyatını, kâh Fenerli kâh Galatasaraylı ağzıyla geliştirir.

Bütün bu odaklar hep birlikte, 'kapalı kapılar ardında birşeyler döner, kimin şampiyon olacağı oralarda belirlenir' anlayışını yerleştirdiler. Zaten her türlü perde arkası, çalı dolanma, olurunu bulma, hile huda vesaireye son derece yatkın milletimiz de, dünden teşne, buna hiç değilse futbol adına itiraz etme basiretini göstermedi.

Güncel olan o olduğu için Galatasaray'a getiriyorum lafı. Galatasaray kulübünün, bir politika olarak saptadığı, önüne koyduğu, futbolculara da aşıladığı şey bellidir. 'Kutsal ittifak' tezi, sadece bir kulüp başkanının saçmalaması olarak kalsa üstüne bunca laf etmeye de değmezdi. Fakat hiç de terbiyesiz ve şımarık bir futbolcu olmayan Okan'ın Gençler maçında tribünlere orkestra şefi gibi 'ibne hakem' çektirmesine başka bir anlam yüklemek mümkün mü? Aynı Okan'ın, maç başladığı andan itibaren bir öfke topu gibi her tarafa çarpması niyeydi? Hagi'nın atılmasıyla başlayan felakette Okan da hakemin eline iki kere vurdu gidip.

Bütün bunların 'Erol Ersoy çocukları çileden çıkardı' ile izah edilebileceğini ileri sürenler eğer sahtekâr değilse aymazdırlar. Galatasaraylılar sahaya bir gazla çıkmışlardı ve bu rakibi yenme gazı falan değildi. Hagi de, zaten tepesi attı mı sınır tanımıyor, Türkiye'de ilâveten ayrıcalıklı muamele ile epeyce şımartıldı falan, ama bu kadar ileri gidecek bir adam değil. Şunu demek istiyorum: Galatasaraylı futbolcular 'kutsal ittifak' tezine inandırılmış olarak çıkmışlardı sahaya.

Şimdi Galatasaray seyircisi yeterli ölçüde inandırılmıştır herhalde. Bizzat yazılarında Erol Ersoy'un iki taraf aleyhine de çok önemli yanlış kararlar verdiğini itiraf eden futbol yazarları bile lafı döndürüp dolaştırıp 'Galatasaray'a karşı oyunlar oynandığı'na getiriyorlar. Çünkü bu bir politika ve maalesef bir inanca da dönüşmek üzere.

İnançlar insanlara iyi şeyler yaptırabilir. Ama tartışılamaz olduklarından ve hele 'kutsal ittifak' gibi bir tez üstüne oturtulmuşlarsa haliyle 'kutsal' yönleri de bulunacağından, genellikle öfke ve bağnazlık yaratırlar. Bizde zaten bunlar yeterince var. Dolayısıyla bu yeni inanç da olsa olsa bunu artıracaktır. Sonra... gelsin delikanlılık bu sefer. Onlar bizden üç kişiyi vurdu, biz otuz kişi vuralım, vs... Galatasaray Kulübü'nün küçük Alişenfaruksüren'i Burak Elmas, ortalık karışır karışmaz çıkıp şöyle demiş: 'Bazıları nezaketten anlamadı. Artık onların anladığı dilden konuşuruz.' Evet, şimdi bu dili öğrenmeye başlayabiliriz. Çok uğraşmamız gerekmeyecek. Zaten ileri düzeyde biliyoruz.

Ali Şen ve Faruk Süren çok mutlu olmalılar. Haydi, biri harbî-mücadeleci adam kılığını kuşansın, öteki medeni adam gülümsemesini taksın suratına, Burak Elmas'ı da çocuk kılığına sokup yanlarına alsınlar, hastanedeki Fenerli yaralıları ziyarete gitsinler. Madem politika yapılacak, ikiyüzlülüğün her türlüsü faydalıdır.

Yok mudur Fener ve Cimbom camiasında bütün bunların korkunçluğunu sezecek ve beraberce isyan edecek hiç kimse? (12 Mart 2001)

SAYFA BAŞI


Kokain oyunu:
komik miyiz, ikiyüzlü mü?

 

Beşiktaş'ın tarihe geçecek bir operasyonla Nevio Scala'nın işine son verip Chistoph Daum'la anlaşması, pek çok bakımdan tahlil ve itiraz edilmesi gereken bir vahim uygulama.

Öncelikle, Beşiktaş kulübü yetkililerinin, zamanından önce bilgi vermemek, önemli bir kararı gizlice alıp gizlice uygulamakla falan izah edilemeyecek tutumu konu edilmeli. Beşiktaş yöneticileri, kamuoyuna alenen yalan söylemişlerdir. Bunun adını başka türlü koymaya kimse yeltenmesin. Duyduklarımız, kapalı ifadeler, yuvarlak laflar falan değildi. Açıkça, 'hayır, öyle değil böyle' dediler, ama 'öyle' oldu. Kamuoyu denen adı var kendi yok yaratık buna ne der bilemiyorum, ama benim artık Beşiktaş yöneticilerinin herhangi bir dediğine inanmam için en küçük sebep kalmadı.

Beşiktaş yönetiminin bu olaydaki tutumu, bizim TV spikerlerinin 'profesyonelce hareket' diye nitelediği futbolcu kurnazlıklarına, hinliklerine çok benziyor. Profesyonellik aslında bunun tam zıttıdır, denebilir.

İkinci olarak, bir gün önce, 'Beşiktaş'ın şu anda bir teknik direktörü var' yollu şövalyece laflar eden Daum'un bir gün sonra o teknik direktörün sepetlendiği operasyonun baş aktörü oluşundan sözedilmeli.

Üçüncü olarak, Scala gibi saygın bir futbol adamının düşürüldüğü durumdan kimsenin, rahatsız olmak şöyle dursun, bunun lafını bile etmeyişi dikkate değer. Scala Beşiktaş'ta başarısız oldu ya, artık ona her şeyi yapmaya hakkımız var. Hem zaten İtalyan...

Bütün bunlar dururken, birileri Daum'un kokain hikâyesine takıldı. 'Onun artık gençleri eğitmeye hakkı yok' deniyor, çünkü 'uyuşturucu batağına' batmış, falan...

Peki, kokain kullanan bunca magazin kahramanının genciyle yaşlısıyla her an toplumun gözü önünde oluşu niye sakıncalı değil? Kokain kullandıkları bilindiği fakat yazılıp çizilmediği için mi? Demek buradaki filtre, basın. Ne kadar tanıdık bir hal...

İkinci olarak, Daum'un Almanya'daki 'kokain skandalı'yla ilgili herhangi bir perde arkası bilgisine sahip olan var mı? Bu olayda Daum'a cephe alanların Bayern çevresinin ünlü simaları olması tesadüf müdür?

Aslında bunlar bile atlanabilecek noktalar. Eğer Daum'un kokain kullandığını (ya da bir vakit kullanmış olduğunu) biz bilmeseydik, ama kullanıyor olsaydı, kimin aklına gelecekti, 'acaba kokain mokain kullanıyor olmasın?' diye kurcalamak. Kokain kullanıyor olmasından ötürü işini aksatmıyorsa, çıkıp kokain reklamı yapıp milleti de özendirmiyorsa bize ne bundan?

Ama tabiî, basın aslında şunu demek istiyor: Bizim kokainman ilân ettiğimiz biri nasıl olur da normal hayatına devam eder? Ona bu hak nasıl tanınır hâlâ?

Son olarak: Daum yönetiminde Beşiktaş üç-beş maç kazansın, bakın kokainden bahseden kalacak mı?

Kalmaz. Çünkü şimdi oynanan bu 'kokain işinden rahatsız olma' oyunu sahici bir vaziyet değil.

Soruyu başlıkta sordum, tekrarlamayayım. (9 Mart 2001)

SAYFA BAŞI


      ÖZEL KONULAR  
  HEP
OFSAYT
GİRİŞ
SAYFASI
ÂLEM
BUYSA
BİZLER
NEYİZ?
GS KONGRESİ
MEDYA
SAVAŞI

BİZZAT
KONU:
FATİH
TERİM

INCIK
CINCIK
FUTBOL
MEDYASI