ÂLEM BUYSA BİZ NECİLİĞİZ?

Sabah'ta Arıca haberi:
Var mı bize yan bakan?

 

Futbol adına güç gösterisi yapma peşinde olan veya tuttuğu takımın ne pahasına olursa olsun kazanılacak zaferi dışında herhangi bir şeyi gözü görmeyenler dışında bütün futbolseverleri üzen bir olay yaşadık. Geçen yıllardan beri artırdığı birikimini bu yıl istikrarlı olmaya aday bir başarıya dönüştüren Gaziantepspor'un teknik direktörü Erdoğan Arıca'nın görevine son verildi. Görünür sebep, Arıca'nın Trabzonspor maçından sonra bir gazeteciyle tartışırken sarf ettiği hakaretâmiz sözlerin "camiaya yakışmaması".

Öncelikle bir ihtiraz kaydı düşelim: Arıca'nın görevine sadece bu olay yüzünden mi son verildi, yoksa Gaziantepspor yönetimiyle hocanın arası zaten limonîydi de bu olay bahane mi oldu, bilemiyoruz. Futbol basını da bilmiyor. İzlemekle yükümlü olduğu ancak taraftar gazlamaya veya sansasyon yaratmaya elvermeyen her konuda olduğu gibi, ne edinilmiş bir istihbaratı var, dolayısıyla ne de güvenilir tahminler yapabiliyor.

Arıca'nın işine son verilişini futbol basınının bir çeşit ibret hadisesi haline getirmeye ve gözdağı aracı yapmaya soyunduğunu görüyoruz. Özellikle Sabah'ın (4 Aralık) haberi veriş tarzı hayli ilginç. Başlık: "Yavşak dedi, kovuldu". Spot: "G. Antep yönetimi, 3-1 yenildikleri Trabzon maçından sonraki basın toplantısında yerel muhabir Altuğ Atalay'a 'Hıyar' ve 'Yavşak' diyen Erdoğan Arıca'nın görevine son verdi".

Haber, aslında topu topu bir cümleden ibaret: "G. Antep yönetimi adına açıklama yapan Basın Sözcüsü Kamil Gereççi, 'Trabzon maçı sonrası Arıca'nın gazetecilerle konuşma biçimini G. Antepspor'a yakıştıramadık. Artık kendisiyle birlikte olamayacağız,''dedi.

Bundan sonraki iki cümle, zaten "Özberk özür diledi" arabaşlığı altında yeralıyor ve Sakıp Özberk'in Gaziantep'e dönme ihtimaliyle ilgili.

"Kovma-kovdurma" motifi pek beğenilmiş

Sabah gazetesi, Arıca'nın "kovuluşuna" sebep olan diyalogu da yayımladı. Yerel Güne Bakış gazetesinin spor sorumlusu Altuğ Atalay ile Erdoğan Arıca arasında gerilimin nasıl tırmandığının belgesi bu. Aynen aktarıyoruz:

"Kovduran diyalog

"Olay, yerel Güne Bakış gazetesinin spor sorumlu Altuğ Atalay'ın 'Hani en iyi Anadolu takımı Gaziantep olacaktı?' sorusuyla başladı. "Erdoğan Arıca: Trabzon Anadolu takımı mı?
"Altuğ Atalay: Evet!

"E.A.: Nereden Anadolu takımı?
"A.A.: Burası Karadeniz bölgesi.
"E.A.: Dört büyük olarak geçiyor Trabzonspor. Bunu ne siz değiştirebilirsiniz ne de ben. Ukalâlık yok. Ben haddimi biliyorum. Bunu belki ben sahada değiştirebilirim, konu futbol olunca. Ama sen değiştiremezsin.
"A.A.: Yok! Siz hiç değiştiremezsiniz de...
"E.A.:Ben 'Değiştirmek haddime değil' diyorum zaten. Trabzon dördüncü büyük. Senden başka da uyanık yok burada bu soruyu soracak zaten. Ukalâlık yapma. Gevezelik etme. Trabzonspor'un ne olduğunu senden daha iyi biliyorum.
"A.A.: Trabzonspor'un büyüklüğünü sen ölçemezsin.
"E.A.: Ben ölçerim kardeşim.
"A.A.: Yok ölçemezsin sen!
"E.A.: Bu hıyar kim ya?
"A.A.: Hıyar kim görürsün sen. O sahada...
"E.A.: Bana bak bana... Ukalâlık yapma... Yavşak! Trabzonspor'u senden mi öğreneceğim?
"A.A.: Sen Trabzonspor'u sahada öğrendin zaten geçmişten beri...
"E.A.: Ben Trabzonlu'yum. Sen kimsin ulan!
"Bulak'ın da araya girmesiyle Arıca basın toplantısı odasından çıkıyor."

Evet, görüyorsunuz. Erdoğan Arıca ile konuşan, bir gazeteci. Yani orada sadece teknik direktörlere maç hakkında soru sormak üzere bulunan, yetki ve sorumluluk alanı bununla sınırlı biri. Ama Arıca'nın daha önce sarf ettiği "ligi bütün Anadolu takımlarının önünde bitireceğiz" sözünü hatırlatıp, Trabzon'un o gün Gaziantep'i yenmiş oluşuna işaret ederek, -kusura bakmayın, ancak bu tâbirle ifade edilebilir- "nasıl geçirdik" yapıyor. Çünkü o orada gazeteci kimliğiyle değil, futbol basınında artık tehlikeli ölçülerde meşru hale gelmiş olan "taraftar" kimliğiyle bulunuyor. Erdoğan Arıca da, zaten maç kaybetmiş, denetimini de kaybediyor ve açıyor ağzını.

Futbol basınının, kendi işlevini, futbol âlemini izleyip oradan haberler vermekle, maç değerlendirmesi yapmakla sınırlı görmemesi, o âlemdeki her işe karışması, kendini futbol dünyasının aslî unsurlarından sayması çok ciddî bir sorun ve çok vahim bir durumdur. Bu iş genellikle TV stüdyolarında, gazetelerin spor servislerinde yapılır, biz ürünlerini görürüz. Artık, gazeteciler maç kaybetmiş teknik direktörlere "lafını yedin mi hoca!" muhabbetleri yapmaya da girişecek demek ki.

Sabah gazetesi gibi gazeteler de, "basına" dil uzatan hocanın cezalandırılmasından memnun, "kovuldu işte, kovuldu" diye başlıklar atacaklar...

Düşünün, koskoca futbol basını, sadece öfkelenip bir gazeteciye, üstelik tahrik sonucu, hakaret etti diye başarılı bir teknik direktörün işine son verilmesine takılmıyor, 'bunun gerisinde başka sebepler vardı da biz mi öğrenememişiz' derdine düşmüyor, araştırmaya girişmiyor; bunların yerine, "oh olsun, bize uzatılan diller koparılır" makamından çalıyor.

Yaşlılar böyle durumlarda iç geçirip "Allah ıslah etsin" der. (4 Aralık 2000)

SAYFA BAŞI


"Etik değerler", futbol basınının elinde"

 

Büyük yanlışları âdetâ birer yayın politikası ilkesi gibi ısrarla sürdürmekte futbol basınının üstüne yok. İzlemek, haber almak, vermek zorunda olduğu alanla ilişkisi bu kadar problemli olan başka bir gazetecilik dalı da yok.

Dün (4 Aralık'ta) Gaziantepspor teknik direktörü Erdoğan Arıca'nın bir gazeteciyle dalaştığı ve bu gazeteciye kışkırtıcı sözler sarf ettiği için görevine son verilişi dolayısıyla Sabah gazetesinin yaptığı "bize ilişirsen sonun böyle olur" haberini ele almıştık (isterseniz göz atın) Futbol basını, bir mensubunun kaybedilmiş maçtan sonra teknik direktörü aşağılamaya kalkmasını tabiî ki sorun etmedi. Aksine, bu yüzden işinden olan teknik direktöre "al sana" yapmayı veya susmayı tercih etti.

Sabah gazetesi, bu kendinden menkul olağanüstü haklılık pozisyonundan şüphe duymuyor. Üstelik, 5 Aralık'ta "Dallas'a döndük" başlıklı bir derleme-toparlama haber yaparak, futbol âlemini kirli kendini tertemiz ilân etti.

Sabah'ın bu haberine konan spot muhteşem: "Biri Türkiye Kupası maçı öncesinde takımını bıraktı, öteki meslektaşının ayağını kaydırdı, kulüp başkanı ise 'ya şundadır ya bunda' diye bütün etik değerleri ayaklar altına aldı".

Özellikle de böyle bir durumda "etik değer"den bahsedilmesi fazlasıyla ilginç.

Çünkü teknik direktörleri ve kulüp yetkililerini bu değerleri ayaklar altına almakla suçlayan futbol basını, bu değerlerin en çok hatırlatılması gereken kesimlerden biri.

3 Aralık Pazar gecesi Star'ın Telegol'ünde, "saha içinde bu kadar agresif olan Nouma, saha dışında son derece sempatik ve yumuşak bir insan" türü bir sunuşla ekrana getirilen röportajda Beşiktaş'ın hırçın Fransız'ının Gençlerbirliğili Thomas'a alenen küfürler ettiğini, Thomas'ı tehdit edişini, "erkeksen dışarı gel" diye kavgaya çağırışını izledik. Bu röportaj, Beşiktaş yönetiminin Nouma'ya ayrıca ceza vermesine yolaçtığı gibi, futbol ortamındaki gerilimi de artırmaya yaradı.

Star televizyonundaki futbol gazetecilerini böyle bir röportajı yayımlamaya yönelten şey neydi? Haydi, buna cevap versin birisi. Verilebilecek tek cevabın, "çatışma, kavga rating getirir" olduğunu bilmeyenimiz mi var? Nouma'nın "fucking fucking fucking" sözlerini Türkçe'ye tercüme etmek, biz de aynı jargondan gidelim, "sıkar" mıydı peki? Küfür İngilizce edilince röportaj yabancı film veya dizi muamelesi mi görüyor?

Her fırsatta gerilim ve çatışma yaratmaktan medet uman Star gazetesi de, dün, Beşiktaş yönetiminin Nouma'yla toplantısını haberleştirirken, "Nouma Kartal'ı bıraktı" diye manşet attı. Öteki gazetelerin hepsi haberi aynı şekilde vermişti. Genellikle, Pascal Nouma'nın rahatsızlıklarını dile getirdiği, huzurlu olmadığını ama "şimdilik dönmeyi düşünmediğini" söylediği yeralıyordu haberlerde.

Sadece Hürriyet bir başlık hilesine tenezzül etmiş ve Nouma'nın "Gençlerbirliği maçında gördüğüm muamele bundan sonraki karşılaşmalarda da devam ederse Türkiye'yi terk ederim" sözlerine yer verdiği haberine, "Çeker giderim" başlığı atmıştı. Maksat heyecan ve telâş yaratmak ya... Hürriyet'in bu tutumu asla masumâne değildi, çünkü Nouma, şu aktardığımız sözlerin devamında, "Beşiktaş'ı çok seviyorum. Özellikle de taraftara hayranım. Ancak büyük baskı altındayım ve üzerime gelmeye devam ederlerse ayrılırım," diyordu gazeteye göre.

Bunu "çeker giderim" diye tercüme etmek bütünüyle bir tercih meselesidir. Futbol basınına düşen de herhalde gerilim artırmak değil, öncelikle haber vermek, bunun ötesinde bir müdahaleye kalkışılacaksa yapıcı olmaktır. Aksini kim, hangi hakla, neye dayanarak iddia edebilecektir?

Gelelim Star'ın spor manşetine. Buna göre "Nouma Kartal'ı bıraktı" bile. Haberde, kulüp yönetiminin "özür dile" isteğini reddeden Nouma'nın "Bu konuları menajerimle görüşün" diyerek kulüp binasını terk ettiği ve "yakınlarına" "gidiyorum" dediği yazılı. Kimdir Nouma'nın "yakınları"? Star spor servisine soruyoruz: Herhangi bir muhabiriniz Nouma'nın Beşiktaş kulüp binasından ayrılışından sonra, Fransız futbolcunun herhangi bir "yakını" ile görüşüp böyle bir bilgi aldı mı? "Kaynak açıklayamayız" derseniz böyle bir durumda bu sadece bir espri sayılacak haliyle. Evet, cevap? Kim bu Nouma'nın "yakınları" ve Pascal Nouma onlara ne zaman "gidiyorum" demiş? Ayrıca, bununla da iş bitmiyor. "Gidiyorum" demek, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın, karar vermiş ve sahiden gidiyor olmak anlamına gelir. Bundan dönüş, ancak, "Nouma karar değiştirdi, kalıyor" haberiyle veya Fransız oyuncunun birileri tarafından ikna edildiği haberleriyle mümkün.

Eminiz ki bu tür haberler görmeyeceğiz. Ne Star'da ne de başka bir yerde. Eğer görürsek, bunlar da muhtemelen birilerinin "yakınlarına" atfen yapılmış olacak.

Çok mu iddialı konuşuyoruz?

Hayır. Sadece demek istediğimizi azıcık sakınarak ve kibarca ifade ettiğimiz söylenebilir. Yok eğer Star'ın haberi hakikaten birtakım sahici kaynaklara dayanılarak yapılmış sahici bir haberse ve Nouma "gidiyor"sa onları tebrik edecek ve özür dileyeceğiz.

Nerede o günler?

Dönelim ilk konumuza. Erdoğan Arıca meselesine. Birkaç hafta öncesine kadar bu yılın "flaş takımı" olan Gazintepspor ve en başarılı teknik direktörü sayılan Arıca'nın başına gelenle ilişkili olarak, araştırmaya, haberciliğe dayanan bir tek ayrıntı yok 5 Aralık gazetelerinde. Celal Doğan'ın "bize yakışmadı" yollu bir-iki sözü, bir-iki gazetede, ligde 18 takımın yedisinin hoca değiştirdiğine ilişkin derleme haberler, Gaziantepspor'un Sakıp Özberk'le anlaştığına veya anlaşmak üzere olduğuna dair bir-iki haber... hepsi bu.

Arıca'nın işine son verilişine sadece Trabzon'daki tartışmada sarf ettiği sözler mi yolaçtı? Kısa süre öncesine kadar uyum içinde gözüken başarılı bir kulüpte, bir anda teknik direktörü işten çıkarmaya yolaçan hangi gelişmeler varmış meğerse? Futbol basını merak etmiyor. Öğrenmek için uğraşmıyor.

Sadece kenara çekilip, kendinden başka herkesi "etik değerleri ayaklar altına almakla" suçluyor.

Sözü burada kesiyor ve bugün (5 Aralık) elimize geçen bir mektubu aktarmak istiyorum. Bu mektupta bir okurumuz -ama özellikle mevzu itibarıyla rastgele bir okur değil- bizi tebrik ediyor. Ama biz bunu tebrik edildiğimiz için aktarmıyoruz, inanın. Okuyunca niye aktardığımız anlaşılacaktır:

"Sayın Editör,

Trabzonspor- Gaziantepspor maçından sonraki olaya yaklaşım tarzınızdan dolayı sizi kutluyorum Kim bu olaya dürüstçe bakacak? diye düşünürken doğru yaklaşımı sizde gördüm. 53 yıllık bir gazeteci ve spor yazarı olarak bu olaya üzüldüğüm kadar Teknik Direktör Erdoğan Arıca'nın da yalnız bırakılmasından da rahatsız oldum. Türkiye'de adı Spor Yazarları olan bir dernek ve antrenörleri koruyacak bir birlik olduğu halde olay maalesef es geçildi. 2 gün içinde de unutulur, yapanın yanına kâr kalır. Size Türk spor basını adına teşekkür ediyorum.

Başarılar dilerim.
Erdoğan Arıpınar."

Evet, sözü şöyle bağlayalım: Sabah'ın "Dallas" tesbiti doğru tabiî. Sadece tabloda eksik var. (5 Aralık 2000)

SAYFA BAŞI


      ÖZEL KONULAR  
  HEP
OFSAYT
GİRİŞ
SAYFASI
ÂLEM
BUYSA
BİZLER
NEYİZ?
GS KONGRESİ
MEDYA
SAVAŞI

BİZZAT
KONU:
FATİH
TERİM

INCIK
CINCIK
FUTBOL
MEDYASI