|
İspanyollar da elimizden
kurtulamaz
Sabah'ın (14 Şubat) spor sayfasında,
14 Şubat gecesi Galatasaray'la karşılaşacak
İspanyol takımı Deportivo'nun teknik direktörü
Javier Irureta'nın pek özel sözleri yeralıyor.
Sabah bunları duymuş, öğrenmiş, haber yapıyor.
Haberin başlığı: 'Irureta'dan
6 altın emir'. Biliyorsunuz, bu 'altın emir'ler 6, 7 veyahut
8 adet olurlar. Bazen beş tane ile de yetinilir. Her neyse,
bunlar, Ali Sami Yen'in cehennem atmosferini unutmak, Galatasaray
orta sahasının presine presle karşılık
vermek, Jardel'i 90 dakika kontrol etmek, 'Galatasaray'ın beyni
olan' Hagi'yi kilitlemek gibi, hakikaten hiçbirimizin hiç
aklına gelmeyecek şeyler.
Ama özellikle altın emirlerin altıncısı
muazzam: 'Elimize geçirdiğimiz fırsatları değerlendirmemiz
şart. Aksi halde maçı kaybedebiliriz.'
Sabah, bu eğlenceli 'haber'in yanına
bir de dişi başlık koymuş, renkli. Üstünde
ne yazıyor, biliyor musunuz: 'Taktik'.
Ben şahsen, bu haberi çıkaran arkadaşlarımı
tebrik etmek istiyorum. Çünkü bu kadar özel,
hattâ mahrem bilgileri edinmek zor bir iş. Hele, futbol
dünyasında ilk defa duyduğumuz, 'elimize geçen
fırsatları değerlendirmeliyiz, yoksa kaybederiz'
taktiğinden bizi haberdar ettiği için Sabah'a teşekkür
borçluyuz. (14 Şubat 2001)
SAYFA BAŞI
Bu konuşma nerede
geçti?
9857. defa (ya da 10647, farkında değilim)
belirttim, vazgeçmeyeceğim: Spor sayfalarımızdaki
haberlerin büyük bölümü ya uydurma ya dedikodulara
ya da en fazla birtakım tahmin ve temennilere dayalı.
Yani haber değil. Bundan da en büyük zararı
sahici haberler görüyor. Çünkü spor servisleri
bunları da aynı şekilde, yer-zaman belirtmeden,
kaynaksız veriyorlar, onlar da asparagaslarla aynı kılığa
giriyor.
Ve bu durum o kadar kanıksanmış
ki, geçenlerde futbol yazarı Ahmet Çakır benim
Kesin Ofsayt kitabımı eleştirdiği yazısında,
benim uzun uzun aktardığım birtakım sözde
haberler için, 'Canım, onlar hepimizin 'sallama' dediği
türden şeyler, bunları niye kaale alıyorsun,'
diyordu bana. (Bu vesileyle Çakır'a laf sokuşturmak
için değil, burada bir dayanak bulduğum için
sözünü ediyorum bunun.) Yani 'sallama' diye bir alışkanlığın,
geleneğin, yerleşik 'tarz'ın varoluşu sorun
bile sayılmıyor futbol basını nezdinde. Ve dediğim
gibi, olan sahici haberlere oluyor.
Bir şey daha oluyor: Hangisi sahici haber
hangisi 'sallama', ayırt etmek mümkün değil.
Zaten işin gerçeğine yalanına takılmayan,
spor sayfalarına laf ola göz gezdiren biriyseniz yırttınız.
Ama benim gibi, merak ederek, anlamaya çalışarak,
okuyorsanız bu sayfaları, haliniz perişan.
Son örnek Hürriyet'ten (2 Nisan). Beşiktaş
teknik direktörü Christoph Daum, takımın Fransız
futbolcusu Pascal Nouma'ya 'Gidersen dönme' demiş. Hürriyet
bunu spor sayfalarından birinin manşeti yapmış.
Sebep ne, Daum'un celallenmesine? Pascal'in ülkesine gitmek
için izin istemesi.
Gazeteye göre şöyle olmuş:
'Sabah yapılan idman öncesi Daum ile
bir görüşme yapan Fransız yıldız,
cezalı olduğu için oynamayacağını
hatırlatarak, ülkesine gitmek istediğini bildirdi.
Alman hocanın, bu sözlere tepkisi çok sert oldu.
'Her maçtan sonra, ülkesine gitmek isteyene izin verirsek,
bu takımda disiplin kalmaz' diye çıkışan
Daum şöyle devam etti: 'Taraftar seni çok seviyor
ama sen onları sahada yalnız bırakıyorsun. Takıma
ihanet ettin. Benim sistemimde sık sık kart gören
futbolcuya yer yoktur. Böyle devam edeceksen, şimdiden
kendine kulüp ara. Eğer gidersen de bir daha dönme.'
Hocasının bu resti karşısında şaşkına
dönen Nouma, Fransa'ya gitmekten vazgeçerek, antrenmana
çıkıp düz koşu yaptı.'
Şimdi ben soruyorum haliyle: Daum'un
sözlerini bu kadar ayrıntılı olarak Hürriyet
kimden öğrendi? Bu görüşme Daum ile Pascal
Nouma arasında geçtiyse, ikisinden biri söylemiş
olmalı. Bu mümkün müdür? (2
Nisan 2001)
SAYFA BAŞI
|