M U H A T A B I M I Z MT A H A MA K Y O L . . .


Taha Bey'e gel, imajını toplasın

MHP'nin derdi, Taha Bey'i sarstı

Üzmeyin artık Taha Bey'i!

Taha Bey cinayeti çözmüş

Terör ve teknoloji meseleleri de çözüldü


Taha Bey işi çözmüş. Garih cinayeti ona göre muamma değil
Köşeyazarının haberle ilgisi yok

 

"Gaddarca bir cinayet... Tinerci bir çılgın çocuk, muhtemelen birkaç arkadaşıyla birlikte, büyük bir beyni, engin bir yüreği toprağa gömdü..."

Milliyet köşeyazarı Taha Akyol, gördüğünüz gibi, ızeyir Garih cinayetini çözmüş. Tereddüte, şüpheye, ihtimal ve varsayımlara yer bırakmayan, kesin bir ifade bu.

Şu memlekette kamuoyunu sarsan, insanları korku ve şüpheciliğe yönelten, sindiren cinayetlerden biri olsun, çözülsün. Bunu istemeyen yoktur. Taha Bey de istiyor haklı olarak. Bu yüzden, bu memlekette gazetecilik yapan biri olmasına rağmen, bunca yılın tecrübesinden hiç ders almıyor ve polisten apar topar sızdırılan bölük pörçük bilgilere dayalı ilk açıklamayı benimsemiş, buna dayanarak yazı yazıyor. "ılerleyen saatlerde" de en azından açıp sormuyor, ne oldu, ne bitti diye.

Bu nasıl bir hafifliktir? Köşeyazarlığının dayanılmaz hafifliği mi?

Taha Bey'in bu yazısıyla aynı gün aynı gazetede, ızeyir Garih cinayetine getirilen "tinerci Deli Fuat"lı açıklamanın nasıl ve neden fos çıktığına dair haberler yeralıyor. Hemen karşı sayfada, koskoca sayfa manşetiyle, "Peki Deli Fuat değilse katil kim?" diye soruluyor. Bir kulübede yaşayan çılgın bir tinerci olduğu söylenen çocuğun annesinin sözleri, yine aynı sayfada yeralıyor: "Oğlum boyacılık yapıyor, tiner veya alkol kullanmıyor, sadece sigara içiyor, dün eve şu saatte geldi..." Zaten, biliyorsunuz, savcı çocuğu serbest bıraktı. Oğlanın bileyciye bıçak götürdüğü, bu yüzden elinde bıçakla görülmüş olduğu, cinayeti onun işlemiş olabileceğine dair tanıklıklardan birinin 8 yaşındaki bir çiçekçi kıza ait olduğu... açıklandı.

27 Ağustos'un bütün gazeteleri, "Deli Fuat"lı açıklamanın fos çıkmasından sonra ya hep beraber bir muammanın içine düştüğümüzü yazıyorlar ya da cinayetin pek öyle sıradan bir iş olmadığını, planlı, hazırlıklı bir eylem olduğunu.

Peki, Taha Bey, nasıl bir kendine güvenle, kendisi o yazıyı yazdığı sıralarda veya bilemediniz bir-iki saat sonra ortadan kalkmış bulunan açıklamaya dayanarak fikirler yürütebiliyor?

Çünkü olan bitenden haberi yok. Tabiî bu işin bir mazereti var: Köşeyazarı, yazısını bu haberlerin hazırlanmasından önce gazeteye teslim ediyor.

Peki, sonra ne yapıyor? Golf oynamayı mı gidiyor, cep telefonunu falan da kapatıp?

Köşeyazarı, bir günlük gazetede, güya gelişen olaylara, elde edilen verilere, bilgilere dayalı olarak yorum yapan bir kişi değil mi? O halde gelişmeleri izlemesi gerekmiyor mu? Dikkat buyurunuz, bahsettiğimiz Taha Bey, Türkiye'nin en büyük gazetelerinden birinde ve bir TV haber kanalında en üst düzeyde görev yapan bir insan.

Normal olarak, bir gazetenin istihbarat servisleri, haber merkezi ve yazıişleri elemanlarının, bu türden, her dakika yeni bir gelişmeye gebe olaylarda, istim üstünde olması, hattâ çeşitli işgüzarlıklar da yapması beklenir (izinliyken gazeteye gelmek gibi). Yayın kuruluşlarının yöneticileri, bu tür durumlarda, eğer zaten orada değillerse, gazete veya TV haber merkeziyle sürekli telefonlaşmak, elde edilen her şeyi öğrenmek durumundadır.

Taha Bey'in bunları yapmaması için sebep var mıdır?

Yoktur.

O halde daha da afallamış bir halde yeniden soralım? Köşeyazarı, yazısını teslim ettikten sonra arkasına yaslanıp ertesi günkü gazeteleri mi bekler? O halde böyle bir mevkiin günlük gazetede ne işi vardır?

Taha Bey özellikle şanssız çıktı. Çünkü tam da olmaması gereken yerde bu pozisyona düştü. Ama öylesine ibret alınacak bir örnek oluşturuyor ki, kendisini esirgemek imkânsız.

Köşeyazarı, böyle bir cinayetin ardından, edinilebilmiş bilgilerle bizim düşünmemize yardımcı olacak öngörüler, varsayımlar geliştireceğine, fos çıkmış açıklamayı hakikat kabul edip, ölen insanın büyüklüğü üzerine edebiyat yapmayı seçebiliyor.

Tamam, ölüm onu çok etkilemiş, o da bize Garih'in önemini anlatmayı seçmiş olabilir. Ama o zaman, Türkiye'deki köşeyazarı kurumunun bize en az zarar vereceği yere çekilmesi en doğrusudur: Bari habere karışmasın. Hakikat konusunda bizi yanıltmasın. O, gazeteyi bir güncel akıl-fikir dergisi kabul etsin, köşeyazarlarının çoğu gibi, üzüntüsünü, değerlendirmesini yazsın.

Allah'tan, Üzeyir Garih'e rahmet, bütün gazete okurlarına sabırlar diliyorum.



Terör ve teknoloji meseleleri de çözülmüş durumda

 

Milliyet köşeyazarı Taha Akyol, "Terörde yeni dönem" başlıklı yazısında (13 Eylül), "Teröristlerin," diyor, "güvenlik ve hava kontrol sistemlerini etkisizleştirmek için havaalanının bilgisayar sistemini kısa süreli felç ettikleri de düşünülüyor. Bütün bunlar ileri teknolojinin teröristler tarafından nasıl kullanılabileceğinin göstergeleri!" ınlem de var sonunda. Taha Bey, o mevzu şöyle oluyor: Uçakta, kaçırılma durumunda pilot kontrol kulesine bunu bildirebilsin diye yapılmış bir düzenek var. Teröristlerin çalıştırılmasına meydan vermedikleri âlet bu. ıkinci mevzu da, uçakların rota değiştirmelerinin radarlarca saptanamamış oluşu. Bunun da "havaalanının bilgisayar sistemi" ile uzaktan yakından ilişkisi yok. Teröristler yerdeki bilgisayarı dua ederek mi bozmuşlar? Onlar ancak uçaktaki birtakım cihazları kurcalamış olabilirler. Bilgisayarların hayatımıza yeni girdiği dönemlerde, Yeşilçam senaristleri ilginç birtakım durumlar yaratıp bunu "bilgisayar marifetiyle" çözerlerdi. Bilgisayar deyince akan sular dururdu. Ama o devir geçti artık, Taha Bey....

 

<<< TAHA AKYOL İLE İLGİLİ ÖTEKİ YAZILAR


KÖŞEYAZARLIĞI VE YAZARLARIYLA İLGİLİ YAZILARIN TOPLU LİSTESİ >>>