|
M U H A T
A B I M I Z MO K T A YME
K Ş İ . . .
Gazetecilik yapmak için savcıyı mı bekliyorsunuz,
Oktay Bey?
Taş gibi haberi niye sakladınız?
Oktay Ekşi'nin hakkını yemeyelim. Birkaç gündür
yine demokrat, tecrübeli gazeteci kimliğine büründü. Eğer bu arada
bir kaza olmazsa, bir süre faydalı eserler verecek gibi görünüyor.
31 Ağustos'ta Hürriyet başyazarı, Bayındırlık Bakanı Koray Aydın'la
ilgili birtakım gerçeklerin ayyuka çıkmasından istifade, bir "anısını
nakletti" ("haber" falan diyemiyorum, böyle deyişim,
sonunda soracağım soruyla bağlantılı).
Mart ayında, Almanya'daki bir konferanstan dönerken
yanına gelen bir işadamı, sözkonusu seçkin bakanlığımızda işlerin
nasıl döndüğüne ilişkin müthiş bir bilgi aktarmış Ekşi'ye. Almanya'da
oluşturduğu konsorsiyumla kalıcı deprem konutları yapmaya talip
olduğunda kendisinden evvelâ MHP'ye 40 milyon marklık bağış yapmasının
istendiğini söylemiş.
Mekanizmayı da aktarıyor Ekşi. Adam anlatmış çünkü
hepsini. Liechtenstein'deki bir bankaya parayı yatırın, falan demişler.
Şimdi, "Vurgun" operasyonunun sıcak günlerini
yaşadığımızdan, Ekşi bu kişiyi arayıp tekrar konuşmuş, işadamı da,
"Görüyor musunuz, Oktay Bey, nihayet bazı şeyler ortaya çıkıyor,"
demiş.
Oktay Bey de şöyle diyor: "Şimdi Sayın Bahçeli'ye
kendisinin bilgisi dışında bir şeyler dönmüş olabileceğini göstermek
için bu olayı aktarıyoruz. Yarın öbürgün karşısına bir Liechtenstein
zengini çıkarsa hayret etmesin diyoruz. Sayın Bahçeli umarız partisinin
adını temiz tutma konusundaki duyarlılığının gereğini yerine getirir.
Zaten getirmezse kaybeden kendisi ve partisi olur."
Oktay Ekşi'nin "derdi MHP değil"miş,
bunu da belirtiyor, "Biz temiz bir Türkiye istiyoruz,"
diyor.
Görüyor musunuz, nasıl sunuyor bize olayı? Sayın
Bahçeli'nin bu işlerden haberinin olmadığı Oktay Ekşi için bir veri.
Neye dayanarak bu hükme varmış ve sıkı sıkıya sarılmış? Bilemiyoruz.
Belki Sayın Bahçeli kendisine söz vermiş, "Valla bizim bakanlar
ellerindeki gücü partiye çıkar sağlamak için kullanmayacak, Sayın
Ekşi, ben şahsen kefilim," demiştir. Öyle midir?
Bunun adı "haber saklamak"
Ama asıl olayımız bu değil. Oktay Ekşi Türkiye'nin
"büyük gazetesi"nin başyazarı, yani başındakilerden biri.
Mart ayında böyle bir çıkar mekanizmasından haberdar oluyor, üstelik
en hafifinden "birinci elden tanık" diyebileceğimiz bir
güvenilir kaynak aracılığıyla ve somut bir olay nedeniyle.
Yani, şimdi söyleyeceğim çok ilginç gelecek kulağınıza,
ama, ortada sıkı bir haber var!
Ne yapıyor bunun üzerine, bu tecrübeli gazeteci?
Hiçbir şey.
Kendisine olayı aktaran, adını ve adresini veren
kişinin, "isterseniz olayı yazın ama lütfen adımı yazmayın,
beni vururlar" demiş oluşu, gazeteciyi bu haberin peşine düşme
konusunda ayrıca kışkırtacak bir ayrıntı değil midir? O işadamına,
"Partiye para yatırın" diyenin Koray Aydın değil bir başka
bakan oluşu, bu talebin bir yüzyüze görüşmede ortaya sürülmüş oluşu,
işadamının daha sonra Koray Aydın'ı arayıp durumdan haberdar edişi,
Aydın'ın tabiî ki hiçbir şey yapmaması, öbür bakanın danışmanının
işadamını arayıp "Liechtenstein'daki bankaya yatırın"
demesi, işadamının bunlar üzerine bu işten vazgeçmesi... öyküye
bakar mısınız!
Bu öyküden haberdar olan tecrübeli gazetecide bütün
bunların gazetecilik yapma arzusu uyandırmamış olmasının sebebi
nedir?
Çünkü Sayın Bahçeli partisini temiz tutma konusunda
çok duyarlı ve Sayın Başyazar MHP'li bakanların böyle şeyler yaptığına
ihtimal vermiyor, yapsalar Bahçeli engel olur, diye mi düşünüyor?
Yoksa piyasaları sarsacak bu türden haberlerin yayımlanmasının sakıncalarına
mı öncelik tanıyor? Niye ilgilenmemiş bu olayla?
Peki, kendisine o ihbarı yapan kişiyi şimdi niye
arıyor? Ertuğrul Özkök ile birlikte oturup MHP'nin belki de aslında
kendi sandıkları anlamda değişmemiş olabileceği ihtimalini mi değerlendiriyorlar?
Veya "birtakım şeyler"in artık ortaya çıkmaya başladığını
gözönüne alarak, kendilerinin de bunları "ortaya çıkarma"
konusunda tıpkı Sayın Bahçeli gibi "duyarlı" olmaları
gerektiğine mi karar veriyorlar?
ıstelik, sözü geçen öbür bakanı da aramış Oktay
Ekşi; dün! Yani Mart ayından bu yana, bu haberle ilgili olarak ilk
defa harekete geçmiş.
Niye? Niye anca dün?
Sözkonusu işadamının anlattıkları Hürriyet tarafından
niye araştırılmamış bugüne kadar?
Deprem bölgesiyle ilgilenmiş gönüllü kuruluşlardan
birkaç kişiyle bile konuşsalar neler öğrenirlerdi. Ama zaten bunları
bilmediklerini tahmin etmiyoruz, değil mi?
Tekrar soruyorum, basitçe: O taş gibi haberle niye
uğraşılmadı, Sayın Ekşi?
Ben bu soruya yüzde beş tatmin edici bir
cevap alabilirsem, Oktay Ekşi'nin elini öpüp özür dilemekle kalmaz,
Haysiyet'te bir hafta süreyle Ertuğrul Özkök'ün fotoğrafını bile
yayımlarım; altına sadece "gazeteci" yazarak.
Oktay Bey ve "tabansızlar"
lafı
Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi, son günlerin dikenli
konusuna girdi (16 Kasım). Konunun çerçevesi, bildiğiniz gibi, Avrupa
Birliği Kıbrıs'ta yerleşik TC politikalarından taviz istiyor, aksi
halde Rum kesimi tek başına AB'ye üye yapılacak, vs... Ama bizde
bu konuda görüş beyan eden ve sözümona Türkiye'nin çıkarlarını kollayanlar,
hep aynı hat üzerinde ilerliyorlar: Resmî politikaya muhalefet edenleri
suçlamak. Oktay Ekşi de, "Versek kurtulur muyuz?" diye
soruyor.
Asıl takıldığım, hattâ takılmanın ötesine geçerek,
halı saha maçlarında sinirlediğimde öfkemi kimseden çıkarmayayım
diye yaptığım gibi derin derin soluklanmama yolaçan, Ekşi'nin, yazısının
bir yerinde, "bizim tabansızlar" diye bir ifade kullanması.
Şöyle diyor muhterem:
"Bizim tabansızların asıl korktuğu bu...
Çünkü sanıyorlar ki, Avrupa Birliği üye olarak bizi kabul etmek
için sırf bu konuda vereceğimiz ödünü bekliyor."
"Oysa hiç öyle bir şey yok"muş,
Ekşi'ye göre. Kıbrıs konusunda dediklerini yapsak, başka sorunları
öne sürüp onlarda da bizden itaat isteyeceklermiş.
Bu tip şeyler yazan-söyleyen herkesin yaptığını
Ekşi de yineliyor ve tabiî ki, yazısından, "Peki o halde nasıl
hareket edilmeli?"ye dair hiçbir somut işaret, öneri, tavsiye,
yol gösterme, vs. çıkmıyor.
Çünkü bu memlekette en kolay yol şudur: "Avrupa
Birliği üyeliğini hepimiz istiyoruz, ama ulusal güvenliğimizden
ve yasal haklarımızdan vazgeçme pahasına değil" (Oktay Ekşi)
yollu laflar edersiniz, gerisini Genelkurmay'a bırakırsınız. Nasıl
olsa onlar ulusal güvenliğimizin gereklerini bilirler, hükümetlere
anlatırlar, onlar da gereğini yapar.
Artık ayağa düşmüş "vatan haini" damgasını
yemeyi göze alarak çıkıp muhalefet etmeye kalkışırsanız da, önce
Emin Çölaşan haddinizi bildirir, yetmiyorsa Oktay Bey biraz daha
nazik davranarak yerinizi hatırlatır.
Anlayamadığım, gayet zorlu koşullarda resmî politikalara
muhalefet etmeyi, hele Kıbrıs gibi, insanın ağzını açıp iki laf
etmesinin bile bugüne kadar şiddetle bastırıldığı bir konuda bunu
yapmayı göze alanlara hangi mantık ve hangi hakla "tabansız"
denebildiği.
Oktay Ekşi acaba bu lafı, partiler için söylediğimiz
anlamda, "destekçileri yok", "arkalarında kitle yok"
anlamında mı kullanıyor? Sanmıyorum. Basbayağı, "Avrupa'dan
korkuyorlar" demek istiyor.
Halbuki, kendi başta olmak üzere, pekâlâ birçok
konuda gerçeklerin farkındayken, "Türk devleti"nin gerçeklerine
tosladıklarında kuzuya dönüşen eski kurtlar için daha uygun değil
mi "tabansız" terimi? ıki anlamda da.
Kıbrıs konusunun bir gazete okuru için ne kadar
sıkıcı olduğunu elbette biliyorum. Yalnız şuna dikkatinizi çekmek
isterim: Bu konu, Türkiye'de hangi işlerin neden nasıl yürümediğini
ve aslında devletin önemli politikalarını belirleyenlerin hangi
mantıkla davrandığını anlamak bakımından en harika malzemedir.
Şu bir tesadüf olabilir mi: Gündüz Aktan'ından
Oktay Ekşi'sine, yıllardır bu işlerin içinde olan, politika ve hayat
tecrübesi epeyce fazla olan bir dizi insan, Kıbrıs konusunda laf
edeceğiz diye yalnız ve yalnız farklı laf edenleri suçlayabiliyor.
Bizzat konu hakkında mâkûl tek laf edemiyor.
İlginç görünmüyor mu size de?
|