|
M U H A T
A B I M I Z MH A S A N MP
U L U R . . .
"Böyle gelmiş böyle gider" demek için
köşeyazısı yazılır mı?
"Paye" için kavuk sallamalı!
Köşeyazarlarının kökleşmiş,
kurumlaşmış olanlarından Hasan Pulur, 24 Aralık
günü Milliyet'teki köşesinde bize bu düzenin
değişmeyeceğini izah etti. Sağolsun. Ayrıca,
üçkağıtçılığın, hilebazlığın,
sahtekârlığın her zaman kazanacağını
anlattı. Varolsun. Lâkin anlattıklarından çıkan
bir sonuç var ki, işte bunu bu kadar normal karşılayamıyoruz.
Büyük bir gazetenin köşeyazarı, "kavuk
sallamayınca paye kazanılamayacağını",
"pezevenk puşt" olmadan "liyakat elde edilemeyeceğini"
söylüyor. Ne anlam vermeli?
Pulur'un yazısı, "Efruz'lar"la
"Vicdani'ler..." başlığını taşıyor.
Haldun Taner'in "Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım!"
oyunundaki tipler bunlar. Pulur diyor ki: "Kaç kere yazmışızdır,
bu memlekette 'Efruz'lar' yaşadıkça, hem de el üstünde,
baş üstünde taşındıkça 'Vicdani'ler'
haksızlığa uğramaya mahkumdur. Hemen her işte,
her meslekte bu böyledir, 'Vicdani'ler' çalışacak
"Efruz'lar" çalacaktır."
Pulur, Vicdani ile Efruz'un işe girerken gördükleri
farklı muameleyi, dürüst, çalışkan
olana az maaş, ötekine, üçkağıtçıya
çok maaş verilişini filan da anlatıyor.
Bu sözlerden, Pulur'un, yazısında,
hepimizi işimizi dürüstçe yapmaya çağırdığını,
eğer zihniyet ve davranış değiştirirsek
toplu hayatımızı da iyileştirebileceğimizi
vaaz ettiğini sanabilirsiniz. Hayır. Şöyle diyor
Pulur:
"Orhan Veli, 50 yıl önce sorar: 'Bu
düzen böyle mi gidecek / Pireler filleri yutacak...' Evet,
aynen öyle gidecek, böyle gelmiş, böyle gidecek..."
Köşeyazarı bu kadar emin yani. Bize
de, hani aklımızdan herhangi bir şeyi değşitirebileceğimiz
fikri geçerse, hiç kalkışmamamızı
telkin ediyor. "Unut gitsin, ahbap!" durumu yani.
Bu tesbit ve önerisini Neyzen Tevfik'ten alınma
sözlerle takviye ediyor Pulur:
"Tam 61 yıl önce Neyzen Tevfik kestirip
atmıştır: 'Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır
/ Söz haykıranın mantık ise şarlatanındır
/ Geçmez ele bir paye, kavuk sallamayınca / Liyakat görmesi
pezevenk, puşt olanındır'."
Ve şöyle soruyor:
"Var mı Neyzen Tevfik'e itiraz eden?"
Böylece biz de apışıp kalıyoruz.
Çünkü ister istemez, gazete yöneticiliğinin,
hattâ patronluğunun, hattâ bu arada köşeyazarlığının...
bir "paye" olup olmadığı sorusu geliyor
akla. Kimleri "liyakat görmüş" sayabileceğimizi
merak ediyoruz.
Kesin olarak herkesi temin ederim ki, amacım
hakaret değil. Hasan Pulur'un, bir gazete köşesini
işgal etmiş mevki makam sahibi bir gazeteci olarak, bu
imkânını, "kimse uğraşmasın,
nasıl gelmişse öyle gider" gibi şeyler
empoze etmek için kullanması elbette başlıbaşına
bir sorun. Ama bundan da geçtik, bir köşeyazarı,
"biz bu payeleri elde etmek ve korumak için kavuk sallıyoruz"
anlamına gelecek laflar yazar mı? Bu nasıl iş?
Veya köşeyazarı kendini normal insanların
yaşadığı hayatın dışında
görüyor ve bütün bu söylediklerinin normal
insanlar için geçerli olduğunu, özel varlıklar
olan köşeyazarları, gazeteciler vs. için geçerli
olmadığını mı düşünüyor?
Yoksa yazısını laf olsun torba dolsun
diye yazdığı için bütün bunlar aklının
ucundan bile geçmedi mi?
Sahiden, bu nasıl iş? (24
Aralık 2001)
|