MEDYANIN İKTİDAR TUTKUSU

İtalyan da olsa fark etmiyor, "büyük gazete" devlete kefil
Devlet benim, ben devletin...

 

Cenova'da ıtalyan polisinin 20 yaşındaki bir ıspanyol göstericiyi öldürmesi 21 Temmuz günü herhalde dünyanın bütün gazetelerinde ya manşetti ya da birinci sayfanın en büyük haberlerinden biri. Bizim gazeteler de olaya gereken ilgiyi gösterdiler doğrusu. Kimi, olması gerektiği gibi, her şeyden önce bir insanın ölmüş olduğunun farkındaydı kimi de bu vesileyle çeşitli çirkinlik türlerini sergiledi.

Asıl konum Hürriyet gazetesi olacak, ama önce Milliyet'in sözünü etmek istiyorum, aradan çıkarmak için. Cenova'ya, üstelik göstericilerin arasına özel muhabir yollamış olan bu gazete ne yaptı, biliyor musunuz: Muhabirini dünyanın en vurdumduymaz, en şuursuz insanı konumuna düşürdü. Çünkü gösterici gencin öldürüldüğü gün Milliyet'in ilk sayfasında Cenova haberinin başlığı, "ıtalyan polisi kaskımı kaptı"ydı. Bir protestocunun öldüğü, resimaltı başlığına sıkıştırılmıştı. ıçeride de, koskocaman yer ayrılmış haberin başlığı, "Küresel dayanıştık ama kaskı kaptırdık"tı.

Milliyet yazıişleri herhalde ertesi gün yarattığı rezaletin farkına vardı ki (yani biz hâlâ böyle şeyleri ummak istiyoruz), gösterici genci öldüren ıtalyan polisinin yargılanacağını gürültüyle (manşetten) duyurdu, üstelik gayet sert bir çağrıştırmayla: "Bizde olsa işi hazırdı" diye!

Milliyet'in bu şizofrenik davranışına karşılık, basınımızın tutarlılık abidesi olduğunu kanıtlayan bir büyük gazetemiz vardı: Hürriyet. "Büyük gazete"nin bu olaydaki tutumu, hakikaten, sadece basın kapsamında değil, genel olarak ideoloji, takıntı, tutuculuk, siyaset bilimindeki anlamıyla "reaksiyon" gibi konularda uzun uzun incelenmeyi hak ediyor. Biz burada kısasını yapalım.

Hürriyet, göstericinin öldüğü gün, Cenova'ya ilişkin haberine, "Cenova Telli Baba'ya döndü" başlığını uygun görmüştü. Niyeymiş? Herkes başka bir şey istiyormuş... Göstericinin ölümü resimaltındaydı. ıç sayfada, Telli Baba muhabbeti küçülmüş, "Zirvede ilk ölü" başlığa çıkmıştı. Fakat tabiî, bütün öteki gazetelerde çarşaf çarşaf yeralan cinayet fotoğraflarıyla değil, alevler önünde yumruk kaldıran, siyah bayrak taşıyan anarşist görüntüleri eşliğinde. ıspanyol gencin vuruluşu, jandarma jipi tarafından ezilişi, her şeyi bırakın, fotoğraf değeri olarak tartışılacak "malzeme" değildi. Ama büyük gazetemiz, anarşistlerin aslında ne kadar anarşist olduğunu göstermeyi tercih etmişti.

Hürriyet'in ıtalyan devletini sevgiyle sarma arzusu ertesi gün artarak sürdü. Gazete, "Cinayet mi savunma mı" manşetiyle çıktı. Göstericinin jandarma kurşunuyla ölmesi, "vahşet mi savunma mı" tartışması "başlatmış"tı Hürriyet'e göre. Ama bu Türk gazetesi, hiç bizi "tartışma"dan haberdar etmekle yetinir mi? Hangi tarafı tutmamız gerektiğini söylemeden çekilir mi huzurdan?

Hürriyet, ilk sayfasına, göstericilerin jandarma aracının çevresini sarmış olduğunu gösteren bir fotoğraf koydu, "iki jandarma, göstericilerin duvar dibinde kıstırdıkları araçta çaresizdi" diye yazdı, spotlardan birine "en önemli delil" başlığını attı, altında da şöyle dedi: "Reuters muhabirinin çektiği fotoğraflarda ise, aracın duvar dibinde kıstırıldığı, gencin yangın söndürücüyle çaresiz jwandarmanın üzerine yürüdüğü açık açık görülüyor."

Görüyor musunuz? Bizim büyük gazete, en büyük delilin ne olduğuna, soruşturma sonucunda ne karar verilmesi gerektiğine, jandarmanın kendini savunduğuna vs. buradan hükmetti.

O Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'idir, hikmeti kendinden ve piyasadan menkûldür, ne isterse yapar, denebilir. Ama kabul edin ki, burada yine de büyük merak uyandıracak bir hal var. Bizim devlet birilerini öldürdüğünde Hürriyet'in böyle davranmasını anlayabiliriz. Peki, daha ilk andan ıtalyan devletine yönelik bir koruma-kollama refleksi göstermeye bu gazeteyi yönelten güdü nedir?

Yani, Hürriyet'in ve genel yayın yönetmeninin sosyal ve siyasî konumunu yerli yerine oturtmak zor değil. Fakat galiba "doğasını" da anlamamız gerekecek. Bunu da bilim adamlarının yardımı olmaksızın yapmamız zor görünüyor.




PENCEREYİ KAPAT