YEDİNCİ BÖLÜM

3 KASIM 2001
Yorumun faydaları

Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, İsmail Cem'in ülkesini ziyareti sırasında Türkiye'nin dış politikasını eleştirir, sert sözler eder. Milliyet bunu "Küstahbaşı Açtı Ağzını" başlığıyla verir. Okurlar tepki gösterir.

Ombudsman, okurların çeşitli görüşlerini aktarır. Milliyet köşeyazarı Sami Kohen'in, Türkmenbaşı'nın tutumu hakkında sarf ettiği "nezaketsizlik ve münasebetsizlik" sözlerine dikkat çekip şöyle der: "Kohen'in yorumunun şiddeti yeterli olabilirdi". Yeterli olur muymuş? "Olabilir"miş. Ombudsman gazetesini eleştirme sınırına yaklaştığında çok dikkatlidir.

Sonra da ombudsmanlık tarihine geçecek şu sözü eder:

'Yorumlu başlığın habere bir faydası mı olur, zararı mı?' sorusu güncelliğini koruyacak.

Yani ombudsmana göre "yorumlu başlık", habere "faydası" ciddî ciddî tartışılabilecek bir şeydir. Ombudsman, Türk basınının ombudsmanıdır. Bu topraklarda, normal gazetecilik ölçütlerinin hayli uzağına düşmüştür. Uluslararası "yalnız adamlar" konferanslarına gittiğinde onların arasında da yalnız kalabilir; bu tehlike vardır.


26 OCAK 2002
Ombudsman görüş belirtiyor mu belirtmiyor mu?

Ombudsman, bazı eleştirileri aktardığında göz kamaştıracak ölçüde nesneldir. Meselâ:

DHA çıkışlı bazı haberlere okurların tepkileri var. Eleştirilerdeki ortak yön, bazı haberlerde zanlı ve mağdur durumundaki kişilerin teşhir edilmesi veya kimliklerinin saklanması konusunda yeterli duyarlılığın gösterilmemesi.

Bunlardan biri, evinde hırsızın tecavüzüne uğrayan bir Dokuzeylül Üniversitesi öğretim üyesi ile ilgili haber (10 Ocak, Sapık Bu Kez Çatıdan İndi!). Üç okur, adı rumuzla verilen ve bantlı fotoğrafı yayınlanan mağdurun yeterince "kimlik koruması"na alınmadığı görüşünde. "Rumuzda üç harf var, üniversitenin içinde bu hemen anlaşılır, hiç rumuz da vermeden bunu anlatabilirdiniz" diye yazmış bir okur.

İki başka haber de benzer tepkiler getirdi. Biri, Bursa'da çocuk istismarını gündeme getiren ve Sapık Öğretmenin Son Bombası (29 Aralık) başlığı altında işlenen seks skandalı ile ilgili. Diğeri ise, Adana Balcalı Hastanesi'nde ortaya çıkarılan Sperm Skandalı'nı konu alan Tüp Bebekte Sperm Skandalı (30 Aralık) haberi.

Hicabi Arslan bu tür haberlerde gereksiz ayrıntılara girilmesinin kendisini toplum sağlığı açısından endişeye sevkettiğini yazarken, Cankat Taşkın yerinde bir uyarıyla "suçluluğu kanıtlanmadan" kimsenin suçlu ilan edilmemesini istiyor. "Yaklaşımınız yargıyı etkileyebilir. Bir kişiyi peşinen sapık diye damgalamanız doğru değildir. Sizin göreviniz bu tür davaları ısrarla takip etmektir. Yargıyı makamlara bırakın ve daha duyarlı olun" mesajını veriyor.

Ee? Ombudsman ne demektedir? Okurların eleştirileri haklı mıdır? Bir şey dememektedir. Hani "yorum" notu? Gerekli görmemiştir. Niye? Biz bilemeyiz. "Yorum" notu hangi durumlarda ortaya çıkar, hangi durumlarda ombudsman sadece aktarıcı rolüne bürünüp lafa karışmaz? Bunun hepimizce anlaşılabilir bir ölçütü var mıdır? Yoktur. Peki.


31 OCAK 2002
Şöförü yayayı ezen adamın sekreteri

Okurlar, Lara Falay'ın intiharının ardından Milliyet'in açtığı "Vurun FRP'ye" cephesine yoğun direniş gösterir. Gençler, Milliyet'e vaktiyle bu oyunu bizzat övüp propagandasını yaptığını (bu konu Medyakronik'te işlendi, merak ederseniz tıklayın) hatırlatmayı nezaketsizlik saydıklarından herhalde, buna değinmemişler, ama genç intiharlarından bir oyunu sorumlu gösteren gazetenin kendi hayatlarını nasıl zorlaştırdığını, aileleriyle aralarında ne gibi sorunlar çıkmasına yolaçtığını anlatmışlardır. Milliyet okurları ayrıca, Lara'nın fotoğraflarının gazetenin olabildiğince fazla köşesine serpiştirilmesinden rahatsızlık duyarlar. Bir okur, kardeşinin fotoğrafının FRP'nin gençleri nasıl mahvettiğine dair haberlerin yanında uluorta kullanılmasının ailesinde nasıl sorunlar yarattığını belirtip "Ne hakkınız var?" diye sorar.

Ombudsman, gazetenin genel yayın yönetmenine uzatır mikrofonu, Mehmet Y. Yılmaz'ın, bütün bunları başkaları yapmış edâsıyla söylediklerini aktarır. Arada, "Lara'nın fotoğrafları konusundaki eleştiriyi Yılmaz anlayışla karşılıyor" gibi sözler eder. "Bir okurun kardeşinin resimlerinin yayımlanması da Yılmaz için önemli bir uyarı" der, genel yayın yönetmeninin hassasiyetine dikkatimizi çeker. Yılmaz, "Başka röportaj için çekilmiş fotoğrafın burada böyle kullanılması doğru değil," demiştir. Ombudsman da, okurların Milliyet sayfalarına farklı görüşlerin yansıdığını "unutmaması gerektiğini" hatırlatıp, "FRP'nin altına çizilen çizgi öteki nedenlerden daha kalın çıkmış görünüyor," der.

Milliyet'in, mistik failler yaratarak şehir efsanesi yayma yoluyla satış artırma politikası böylece tamamen masumane, gündelik, küçük yanlışlara indirgenmiş olur. Bunları da kimin yaptığı belli değildir. Mehmet Yılmaz FRP'li manşeti sabahleyin bayide mi görmüştür? Lara'nın o kadar çok fotoğrafının -bizzat ombudsmanın aktardığına göre, 15 günde 21 defa!- basılmış olduğundan haberi yok mudur?

O, okurların eleştirilerini anlayışla karşılayan, onlara hak veren yücegönüllü bir genel yayın yönetmenidir. Ombudsmana sadece onun söylediklerini aktarmak düşer.

Bu tam bir tiyatrodur. Çünkü bütün o işler yapılırken bunları yapanlar gayet bilinçlidir, sakıncaları, etik yanlışlıkları bilmektedir, fakat gündelik çıkarlar için aksini yapmaktan çekinmemektedir.

Yani kısaca şudur: Adam, kimse yok diye şöförüne "yürü" demiş, şöför de basmış gaza, kırmızı ışıkta geçmiştir, bu sırada yola atlayan bir yayayı görmüş, yavaşlamamıştır, yayaya çarpmıştır, yaya yerde can vermektedir. Etrafa toplaşan millet bağrışmaktadır. Adam, sorulduğunda, şöförün kusurlu olduğunu kabul eder. Ombudsman cenaze sahiplerine adamın onların acısını anlayışla karşıladığını anlatır.


7 ŞUBAT 2002
Onu çek, bunu kopar, o çerçeveyi ne yapacaksın?

27 Ocak günü Milliyet'te "Varoşlardan Gelen Çığlık" başlıklı bir haber yayımlanır. Haber, genç intiharlarının tartışıldığı günlerde, "kolej gençliği"nin sorunları üzerine yoğunlaşılmışken, İstanbul'un "öteki yüzüne" ışık tutma amacıyla hazırlanmıştır. Yalnız, yanda da gördüğünüz üzre, tuhaf bir maksatla, dışarıda başörtüsüyle dolaşan, ancak dikiş kursuna gittiğinde başını açan bir genç kızın durumu, fotoğrafların üzerinde özel birer alanı vurgulayan bir çerçeve aracılığıyla öne çıkarılmıştır. Milliyet okurlarından eleştiri gelir:

...haberin ön sayfa ile iç sayfada veriliş şekilleri arasında fark var. Ön sayfada verilen haberde bir başörtüsü sorunu dile getirilmekte. Ancak başlık bunu destekler mahiyette değil, aksine bambaşka bir toplumsal konudan bahsetmekte. Bunun tarafsızlık ile bağdaşmadığı kanısındayım.

Ombudsman, konuya yüksek gazetecilik tekniği dersleri de vererek yaklaşır:

Yorum: Haberin özü, Istanbul'un yoksul kenar mahalle gençlerinin ekonomik sıkıntıları ve geleceğe karamsar bakışlarıyla ilgili. Ön sayfadaki başlık gibi, iç sayfadaki 'Bu Da Varoştaki Gençlerin Çığlığı' başlığı da içeriğe doğru göndermede bulunuyor. Ancak... Ön sayfadaki haberin içinde, türbanlı bir genç kızın "dışarıda başını kapatıp, dikiş kursunda başını kapaması"na ("açması" olacak -ük) ilişkin fotoğraf (ki bu geniş haber içinde bir "yan unsur" oluşturuyor), anlaşılıyor ki, okurumuzun zihnini karıştırmış. Alttaki spot üste çekilip, fotoğrafın olduğu bölüm biraz 'koparılsaydı' herhalde daha net sunulmuş olacaktı.

Bu cevap o özel vurgulama çerçevesinin oraya niçin konduğuna dair tek laf içermemektedir. Ombudsman için bunun sakıncası yoktur. Çünkü "zihni karışan", yine okurdur. Ancak, ombudsmanın dediğini yapmaya kalksa, yazıişlerinin de zihni epeyce karışacaktır. Çünkü Milliyet yazıişleri, tam da okurun eleştirdiği şekilde, konuyla hiç ilgisi olmayan bir unsuru, kızın başörtülü-başı açık halini vurgulamak üzere fotoğrafları öyle altalta getirmiş ve o sarı çerçeveyi oraya oturtmuştur. Ombudsmanın dediği yapılsa, çerçevenin "spot-aşırı" bir hal alması gerekecektir ki, böyle bir şey henüz icat edilmemiştir.

Ombudsman, gazetenin art niyetini gizleyeyim derken, sahiden ne dediğini bilmez bir duruma düşmüştür.


7 ŞUBAT 2002
Evet, haber toplama ve mutfak işlerini bilmeyen biri var sahiden

29 Ocak 2002 günü Milliyet'te "Binbaşıya taksici dayağı" başlıklı bir haber yayımlanır: "Binbaşıya taksici dayağı! - Ezelhan Üstünkaya, Ankara - Ankara'da kuralları ihlal eden bir taksi şoförü, kendisini uyaran Genelkurmay Başkanlığı'nda görevli Binbaşı Can Osman Türkmen'i arkadaşlarıyla birlikte tekbir getirerek dövdü. Saldırı olayı 21 Aralık 2001'de Merkez Orduevi, Milli Kütüphane, TEDAŞ ve Ankara Buz Pateni Sarayı arasında kalan kavşakta yaşandı. Yüksek mühendis Kıdemli Binbaşı Türkmen, çalıştığı karargâhtan özel arabasıyla çıktı..."

21 Aralık tarihi araya sıkıştırılmıştır gerçi, ama haber bütünüyle, dün olmuş gibi yazılmıştır.

31 Ocak'ta da, "Eceli gelen 3 gaspçı polis oğluna bulaştı" başlıklı bir haber çıkar:

" NEŞET KARADAĞ ADANA DHA - Adana'da lise öğrencisi Cankut Koç (15), kendisini bıçakla tehdit edip parasını alan 4 kişilik çeteyi, aynı bölgede devriye gezen Asayiş Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru babası Cengiz Koç'u (42) cep telefonuyla arayıp yardım isteyerek yakalattı. - 'O tarafa kaçtılar...' - Cankut, 2 ay önce ablasının kız arkadaşını evine bırakıp dönerken Atatürk Caddesi'ndeki kuyumcular çarşısı arkasında kendisini takip eden A.C. (16), O.K. (15) ve Y.Ö. (16) tarafından durduruldu. A.C. bıçağını çekip tehdit ederek..."

Olay tam iki aylıktır! Olayla ilgili duruşma vesile yapılarak haber basılmıştır, ama haber, duruşmanın haberi olarak yazılmamıştır, düpedüz "olayın haberi"dir.

Medyakronik'te, "Milliyet'in konserve haber merakı" eleştirilir.

Ombudsman hemen devreye girer. Şöyle der:

"...Eleştiri, belli ki, haber toplama ve 'mutfak' işlerini pek bilmeyenler tarafından yazılmış. Binbaşı haberine ilişkin ilk istihbarat 27 Ocak'ta ele geçmiş. Gaspçı haberi ise, 30 Ocak tarihli duruşmadan elde edilen bilgilere dayanıyor. Haber değeri varsa, 'eski olaylar', 'ortaya çıkarılır'. Eleştiri ise varsayımla yapılmaz. 'Acaba haber yazımı mı kusurlu, yoksa sayfaya girerken aşırı mı kısaltıldılar?' sorusundan hareket edilseydi, makul olacaktı. Çünkü her iki haberde de okura durumu net açıklayan ifadelerin eksik olduğu anlaşılıyor."

İlginç, değil mi? Hem de çok. " Binbaşı haberine ilişkin ilk istihbarat 27 Ocak'ta ele geçmiş" lafının herhangi bir anlamı var mıdır? Ne demek olabilir bu? "N'apalım, biz yeni öğrendik"ten başka? Öteki habere gelince. Eğer bu bir duruşma haberi olsaydı, elbette sorun yoktu. Sorun, duruşması yapılan olayı taptaze cereyan etmiş göstermekte.

Ombudsman, "her iki haberde de okura durumu net açıklayan ifadelerin" niçin eksik olduğunu bilmemekte midir, bilmezmiş gibi mi yapmaktadır? Yoksa sadece haber toplama ve 'mutfak' işlerini mi bilmemektedir? Belki de bizim bilmediğimizi sanmaktadır...

* * *

Milliyet okur temsilcisi ombudsman Yavuz Baydar'ın bir yıllık icraatını eleştirdiğim yazı dizisi burada sona eriyor. Bu, aynı zamanda, bu süre içerisinde kendisine hak ettiği ölçüde eleştirel yaklaşmayan biz Medyakronik'çiler adına da bir özeleştiri sayılır. İlgiyle okumuş olduğunuzu umuyorum. Burada ortaya konan pek çok tesbit, varılabilen pek çok hüküm, umalım ki, sadece Baydar ve Milliyet'e değil, genel olarak Türk basınına dair güncel bir tablo çizmeye imkân versin.

Dizinin hazırlanış amacı açısından ise, herhalde yeterince veri, kanıt, gerekçe vs. sunulmuş olmaktadır.

Son sözüm şudur: Ombudsmanlık bu değildir. Bu içerikte bir faaliyeti sürdüren kimse, kendine "medya eleştirmeni" diyemez. Çünkü mecbur edildiği konum ve tavır, yapmaya kalktığı işin tanımıyla bağdaşmıyor. Evet, Milliyet'te bir okur temsilcisi köşesinin bulunması her şeye rağmen faydalı. Ve bu köşede sadece ombudsmanlıkla çelişen işler yapılmıyor. Ama işlevin dosdoğru yerine getirilebilmesi zaten normal olan. Anormal saymamız gereken, benim yedi gün boyunca size aktardığım miktarda "virüs"ün bu işlevi kolayca karşıtına dönüştürmesi ihtimali.

Bundan sonrasında fazla bir laf etmeyeyim, her şeyi okudunuz, nasılsa kararınızı kendiniz vereceksiniz.

Sadece şunu belirtmeme izin verin, emeğime karşılık olarak: Bir hizmet yaptığımı düşünüyorum. (Banu Uzpeder'e yardımı için tekrar teşekkürler.)

 


ARŞİV GİRİŞ SAYFASI
İÇİN TIKLAYIN

Haysiyet Deposu | Gazetecilik | Gayrıresmî Fakülte | Köşeyazarları | İktidar Tutkusu | Beyaz Türk Şuursuzlukları | Hep Ofsayt | Üçüncü Sayfa | Türkler ve Başkaları | Ufak Ufak | Okuma Parçası | F.Suntur | Başka Medya | Faydalı Linkler | 11 Eylül sonrası | Asil Kartal Yazı Dizileri | Medyakronik | E-Posta