BEŞİNCİ BÖLÜM

26 TEMMUZ 2001
Baba bizi niye öpmüş meğer

Ombudsman, yoğun okur eleştirilerinin geldiği zamanlarda üstüne düşen görevi tevazu içinde izah eder: "Böyle durumlarda bir hakem gözüyle açıklama farz oluyor."

Evet, açıklama farz olmuştur, çünkü bayram değildir, seyran değildir, üstelik enişte de değil, bildiğimiz "baba", Milliyet'in manşetinden bizi öpmeye çalışmaktadır. Ombudsmanın gazetesi, Demirel'i manşete çıkarmıştır, 17 Temmuz 2001 günü. Durup dururken. "Halk yakışıklı diye oy vermez" demektedir Demirel; Tayyip Erdoğan için.

Milliyet okurları, "niye yeniden pişirip önümüze sürüyorsunuz bu adamı!" tepkileri gösterirler.

Ombudsman, "farz olan" şeyi yapar; açıklar:

Yorum: Demirel haberine gelen tepkiler, öncelikle, onun "popülaritesi" hakkında bir fikir veriyor. Ama, şunu unutmamalı: Yıllarca politikada önemli bir çekim noktası olmuş, siyasetin gidişatını belirlemiş olan Demirel, uzun zamandır "vaziyet" ile ilgili konuşmuyordu. Halen az da olsa etkisi süren bir "aktör" olarak, onun görüşlerinin haber olması son derece doğal. Bu görüşleri okuyup beğenir veya katılmazsınız. Böyle durumlarda, manşet için nihai kararı veren genel yayın yönetmeni, kamusal tartışmanın yaygınlaşmasına ve çeşitlenmesine de katkıda bulunmuş oluyor.

Kimbilir, belki şimdi benim bunun üstüne iki laf etmem de farz olmaktadır. Fakat farz olan, hakem gözüyle açıklamaktır. Oysa ben bunu ne hakem ne taraftar ne de teknik adam gözüyle açıklayabilirim. Yine de deneyeyim. Sırf farz olduğu için...

Ne demektedir ombudsman, niye Demirel'in manşet olması meşruymuş?

İki sebeple: (a) uzun zamandır vaziyet hakkında konuşmuyordu; (b) halen az da olsa etkisi süren bir aktördür.

Bunlardan çıkan sonuç neymiş: "haber olması doğal".

Peki, 17 Temmuz 2001 günü haber olması da aynı derecede doğal mıdır? Sırf bu sebeplerle mi?

Diyelim ki bunları es geçtik. Manşet olmasını açıklıyor mu, ombudsmanın gerekçe diye öne sürdükleri?

Ombudsmanın sözlerinin buna cevapmış gibi yapan kısmına başvuralım: "Böyle durumlarda, manşet için nihai kararı veren genel yayın yönetmeni..." Yani? Kararı o vermiş, bize laf düşmez.

Bize de düşmez mi? Yani sahiden medya eleştirisi yapanlara? Ombudsman neciliktir?

Geçiyorum bu lafın devamına: "... genel yayın yönetmeni, kamusal tartışmanın yaygınlaşmasına ve çeşitlenmesine de katkıda bulunmuş oluyor."

Burada duruyorum. Bu cümleyi seyre dalıyorum uzuun uzun.


18 AĞUSTOS 2001
Virüsler, virüsler, ah bu virüsler...

Ombudsmanın gazetesi aslında gayet özenli, dürüst, gazetecilik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı ve sorumluluğunun bilincindedir. Fakat sayfalara virüsler sızmaktadır. Bunlara karşı filit, aerosol, tablet filan yok mudur?

Ombudsmanın "virüs" kavramı pek ilginçtir. Kabaca, yanlışların, gazetenin bünyesine yabancı birtakım mikrobik unsurlardan kaynaklandığını anlatır bize. Bunlar bazen gazete çalışanlarından birine kendilerini taşıtır, bazen "havadan" bulaşırlar.

Ombudsmanın "virüs" kavramı tamamen ideolojiktir. Yanlışa "virüs"ün yolaçtığını söylemek basbayağı propagandif bir tavırdır. Başlıbaşına dezenformasyondur.

Bunu yapan, ombudsmandır. "Virüs" kavramıyla, özellikle yazıişlerini zaman zaman kimyasal saldırılara uğrayan masum bir profesyoneller grubu olarak sunmaktadır.

2001 yazının o sıcağında da ombudsman virüsler yüzünden üzülmekte, "Ah bu virüsler!" demektedir. Aşağıda okuyacağınız parçada, "bir defa fil değil tilkiydi, yatak odasına değil kümese girdi, evin genç kızıyla dans etmedi, tavuk çaldı..." cinsinden hikâyelerin bir versiyonu değil, düpedüz bir gazete haberi konu edilmektedir:

Okurlar yaz sıcağına rağmen detektifliği sürdürüyor. Hedef, hataları ortaya döküp, düzeltilmelerini sağlamak. Engin Ural, "mükerrer hatalar" konusunda karamsar görüşlerini dile getirmiş. Gazetelerde bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir gerileme olduğunu öne sürüp, "kaos ortamında yaşayan" bir toplumun yansıması olarak görüyor. Belki ağır, ama üzerinde düşünülmesi gereken bir tespit. Engin beyi çileden çıkaran haber, 20 Temmuz tarihli Milliyet'te yer almış. Ege'de Kumar Turu başlıklı haberin spotunda, "Yunanlılar Türkleri çekmek için her yola başvuruyor. Bir firma günde 80 dolara kruvazörde Rodos ve Patmos'a günübirlik tura başladı. Gemide gazino ve yüzme havuzu da var" yazılıydı. Ural'ın yorumu şöyle:

"Herhalde 'kruvaziyer' diye bir kelime duyulmuş. Bu, 'kruvazör' oluvermiş. Olmuş, ama nasıl olmuş da gözlerden kaçmış? Çıldırtıcı bir hata!.."

Konuyu dikkate getiren, sadece Ural değil. Türkçe Gönüllüleri aktif üyesi Serkan Movit, Adem Güllü, Sabri Utman ve Ekrem Bahadır da var.

"Haberi yazan kişi, 'cruise' ile 'cruiser'ı karıştırmış olmasın? Hiç, bir savaş gemisi olan 'kruvazör'le Ege adalarında tur atılır mı?" diye soruyor Movit.

Yorum: Evet, bir dikkat eksikliği nedeniyle, deniz turları için kullanılan teknelere verilen "kruvaziyer" kavramı, ne yazık ki, "kruvazör" diye metne sızmış. Kruvazörde kumar turu son derece zayıf bir olasılık! Bu virüs bizi de üzdü. Sayfa sorumlusu arkadaşlarımız özür diliyor.

21 Temmuz tarihli gazetede 'Cankurtaran Diplomatlar' başlıklı bir haber vardı. 18. sayfadaki haberin üzerinde bir de fotoğraf yer almaktaydı. Haberde, "Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in önceki gün Makedonya'ya yaptığı ziyaretin Manastır bölümü bazı talihsizliklere sahne oldu. Türkiye'nin Fahri Başkonsolosu Mithat Enver Cemal, şehri Cem'e gezdirirken yere yığıldı. Başkonsolos'un yardımına Dışişleri'nden iki genç diplomat koştu. İki diplomat soğukkanlı müdahaleleriyle Cemal'i ayağa kaldırmayı başardılar" denmekteydi. Dr. Ömer Süleyman'dan bir düzeltme aldık.

"Bu haberde iki yanlışlık var" diye yazmış Süleyman. "Yere yığılan Mithat Enver Cemal Fahri Konsol'dür. Yardımına koşan iki 'Dışişleri diplomatından' biri ise, Manastır Fahri Başkonsolosu olan bendeniz Dr. Ömer Süleyman'ım."

Gördünüz mü virüsleri? Nasıl da dışarıdan sızmışlardır o özenle korunan özenli gazeteye? Koskoca Milliyet'in herhangi bir yazıişleri elemanı "kruvazör"ü görünce, "Yahu bununla Ege'de nasıl turluyorlarmış?" dememiştir! İşte tipik bir virütik enfeksiyon! Ah bu virüsler! Ombudsmanın işi de zordur...

Zordur, çünkü gerçeğin bir versiyonunu oluşturup bunun tutarlılığını her zaman sağlamak müthiş dikkat ve çaba ister. Romancılar, senaristler bu zorluk türünü iyi bilir.

Ombudsman, gazetenin işleyişi konusunda okurların gözünde bambaşka bir âlem yaratma hedefini önüne koyduğu için yaz sıcağında terlemektedir. Bir okur, "...ilk sayfasında 'tatile çıkmayı planlıyorsanız turizm ilavesine bir göz atın. En lüks tatil köylerinden ucuz ve şirin pansiyonlara kadar her türlü tatil seçeneğini bulacaksınız' denen" Turizm Eki'nin yüzde 65'inin ilânla kaplanmış oluşunu, gerikalan alanda da tam 17 mayolu kadın fotoğrafının bulunuşunu eleştirir. Ombudsman "habere" ayrılmış yüzde 35'in nasıl kullanıldığı (doldurulduğu) ile ilgilenmez:

Timur Bey, bunu okurlara saygı ile bağdaştırıyor. Sadece, kriz dönemlerinde bir yayın organı için reklamın ne denli önem taşıdığını anımsatıyor, ama asli görevimi yaparak görüşlerine yer veriyorum.

Timur Bey bunu okurlara saygı ile "bağdaştırıyor" değildir elbette. Bu duruma okurlara saygı konusu açısından bakıyor falandır muhtemelen. Yani tam da "bağdaştırmıyor"dur. Yaz sıcağı ombudsmanın ifade problemini büyütmüştür. 17 tane mayolu kadın fotoğrafı da ombudsmana göre sorun değildir. Ama daha önemlisi, bu tür eklerin zaten sadece reklam almak için hazırlandığını ve kalan yerin de elde ne varsa onunla yalapşap doldurulduğunu, bunun "kurumsal" bir durum olduğunu ombudsman da bilmektedir.

Peki bunu okurlara nasıl söyleyecektir?

Söyleyemeyecektir. Peki yakışır mı bu ombudsmanlığın şanına?

Ombudsmanın buna cevabı muhtemelen şöyle olacaktır: Baktım, Doğan Grubu Etik İlkeleri'nde ve TDK Sözlüğü'nde böyle bir ifadeye rastlamadım.


25 AĞUSTOS 2001
Şarap üzümsüz olmaz, haber lüzumsuz olmaz

Milliyet okurlarının bir kısmı, gazetelerinde yayımlanan pek çok haberin "lüzumsuz" olduğu kanısındadır. Ombudsman, çeşitli eleştiriler içeren bir okur mektubunu ve buna "muhabir ve editörlerin" cevaplarını aktarır. Bu cevaplar arasında özellikle şu vecize herkesçe ezberlenmelidir:

Haber "lüzumsuz" olmaz. Herhangi bir olaya "haber değeri" veren kriterler içinde, "okuyanın değer yargılarını onaylamak" gibi bir unsur bulunmuyor.

Aynı okurun, "Tam sayfa 'Urban Bugs - Şehir Böcekleri' haberi yayımlandı. Okuyucunun yüzde kaçı bu işe ilgi duyuyor zannediyorsunuz da, tam sayfa ayrılıyor?" sorusuna cevap verirken, ombudsman, hazırcevaplığın Demirel versiyonundan yararlanır:

Şehir Böcekleri'nin Kilyos'taki 24 saatlik partisi, 'haber' olacak kadar ilginç görüntülere sahne olmasının yanısıra, 3 bin dolayında gencin katılımıyla yapıldı. Siyasi partilerin haftalarca duyurulan bazı mitinglerine katılım bile zaman zaman bu sayının altında kalabiliyor.

Evet, büyük bir parti olmuş, clubber'lar mı, hangileriyse, Türk basınının sahalarımızda görmek istediği cinsten gençler eğlenmiştir. Normal koşullarda, fotoğrafa çok elverişli olduğu için, irice bir güzel fotoğrafla üç-beş cümlelik resimaltı ile halledilebilecek bir konudur. Fakat tam sayfa ayrılmıştır. Okur da, "niye tam sayfa ayırdınız?" diye sormuştur. Ombudsman, "haber değeri vardı" diye cevap verir. Soru bu tarafa gitmiştir, cevap öbür tarafa.

Promosyon amaçlı plaj partisi haberinin gazetecilik ambalajına sokulup sunulması gibi bir olayda ombudsmanın gazetesine laf ettirmeye niyeti yoktur. Bu amaçla yine gerçeğin kendi oluşturduğu versiyonunu önümüze sürmektedir. O partinin "ilginç görüntülere sahne" olmasının, buna tam sayfa ayrılmasıyla ilgisi yoktur. Çünkü Milliyet, elbette parti olurken, "burada ilginç görüntüler var" ihbarı alıp olay yerine intikal etmiş değildir. Partinin halkla ilişkiler çalışması yapılmış, gazeteciler çağrılmış falandır. Gazetede yer ayrılmıştır, gelecek fotoğraflar beklenmektedir. "İlginç görüntü" yoksa da yaratılacaktır.

Ombudsman, işlerin nasıl döndüğü konusunda okurların gözünde bambaşka bir manzara yaratmak için sistemli olarak uğraşmaktadır. (Bu parti ve Milliyet'in haberi konusunda Haysiyet'te zamanında yazılmış bir yazı var, göz atmak isterseniz: Böcek ilacı deyip geçmem artık.)

 


ARŞİV GİRİŞ SAYFASI
İÇİN TIKLAYIN

Haysiyet Deposu | Gazetecilik | Gayrıresmî Fakülte | Köşeyazarları | İktidar Tutkusu | Beyaz Türk Şuursuzlukları | Hep Ofsayt | Üçüncü Sayfa | Türkler ve Başkaları | Ufak Ufak | Okuma Parçası | F.Suntur | Başka Medya | Faydalı Linkler | 11 Eylül sonrası | Asil Kartal Yazı Dizileri | Medyakronik | E-Posta